Meal
54. Kamer Sûresi'nden
54. Gerçekten takva sahipleri, cennetlerde ve ırmak(kenar)lardadır.
55. Kudretli, azametli Hükümdarın doğruluk meclisindedirler.
55. RAHMAN SURESİ'NDEN
RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA:
1, 2, 3, 4. Rahman, Kur'an'ı öğretti, insanı yarattı, ona konuşmayı öğretti.1
5. Güneş ile ay hesapladır.
6. Sapsız bitkiler ve ağaçlar secde ederler.
7, 8, 9. Göğü yükseltti ve teraziyi koydu.2 (Sakın) tartıda taşkınlık (haksızlık) etmeyin, diye. Tartıyı adaletle tutun, tartılanı eksik yapmayın.
10. Yeri, mahlukat için alçalttı.
11. Onda meyve ve tomurcuklara sahip hurma ağaçları vardır.
12. Ekin yaprağına sahip taneler ve kokulu bitkiler (vardır).
13. O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız? 3
14. İnsanı pişmiş çamur gibi kuru balçıktan yarattı.
15. Cinleri yalından, ateşten yarattı.
16. O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?
33. Ey cin ve insan topluluğu! Eğer göklerin ve yerin bucaklarından (çerçevesinden) çıkmağa güç yetirebilirseniz, haydi çıkın. Ancak (Allah'ın verdiği) bir güçle çıkarsınız.4
34. O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalarlarsınız?
35. Üzerinize ateşten bir yalın ve duman gönderilir de yardımlaşamazsınız.
36. O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?
Açıklamalar
1 "Hikmet (Ben-i Adem kervanına sordu):-Nereden geliyorsunuz? Nereye gidiyorsunuz? Bu dünyada işiniz nedir? Reisiniz kimdir? Bu suale, benî-âdem namına, emsali olan büyük peygamberler gibi, Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm, nev'-i beşere vekaleten karşısına çıkarak şöyle cevabda bulundu:
-Ey hikmet! Bu gördüğün insanlar, Sultan-ı Ezelî'nin kudretiyle yokluk karanlıklarından ziyadar varlık âlemine çıkarılan mahluklardır. Sultan-ı Ezelî, bütün mevcudatı içinde biz insanları seçmiş ve emanet-i kübrayı bize vermiştir. Biz haşir yoluyla saadet-i ebediyeye müteveccihen hareket etmekteyiz. Dünyadaki işimiz de, o saadet-i ebediye yollarını temin etmekle, re's-ül malımız olan istidadlarımızı nemalandırmaktır. Ve şu azîm insan kervanına, bundan sonra Sultan-ı Ezelî'den risalet vazifesiyle gelip riyaset eden benim. İşte o Sultan-ı Ezelî'nin risalet beratı olarak bana verdiği Kur'an-ı Azîmüşşan elimdedir. Şüphen varsa al, oku!" (İİ., Baş kısım, s.13) (Ayrıca bk. S., Otuz Üçüncü Söz Otuz Birinci Pencere, s.687)
2 "Şu kâinat öyle bir saraydır ki, o sarayda mütemadiyen tahrib ve tamir içinde çalkalanan bir şehir var.. ve o şehirde her vakit harb ve hicret içinde kaynayan bir memleket var.. ve o memlekette her zaman mevt ve hayat içinde yuvarlanan bir âlem var. Halbuki o sarayda, o şehirde, o memlekette, o âlemde o derece hayret-engiz bir müvazene, bir mizan, bir tevzin hükmediyor, bilbedahe isbat eder ki: Bu hadsiz mevcudatta olan tahavvülât ve vâridat ve masarıf; herbir anda umum kâinatı görür, nazar-ı teftişinden geçirir bir tek Zâtın mîzaniyle ölçülür, tartılır."
"Ve İsm-i Adl'in cilve-i âzamından gelen kâinattaki adalet-i tâmme, umum eşyanın müvazenelerini idare ediyor ve beşere de adaleti emrediyor. Sure-i Rahman'da 'Gökyüzünü yükseltip nizam ve ölçü verdi. Tâ ki ölçüde sınırı aşmayın. Ölçüyü ve tartıyı adaletle yerine getirin ve ahiretteki mizanınızı ziyana düşürmeyin.' (Rahman Suresi, 55:7-9) âyetindeki dört mertebe, dört nevi mizana işaret eden dört defa 'mizan' zikretmesi, kâinatta mizanın derece-i azametini ve fevkalâde pek büyük ehemmiyetini gösteriyor. Evet hiçbir şeyde israf olmadığı gibi, hiçbir şeyde de hakikî zulüm ve mîzansızlık yoktur." (L., Otuzuncu Lem'a İkinci Nükte, s.308 ve 309)
3 "Hâlik-ı Rahmânın, ibâdından istediği en mühim iş, şükürdür. Furkan-ı Hakîm'de gayet ehemmiyetle şükre davet eder. Ve şükür etmemekliği, nimetleri tekzib ve inkâr suretinde gösterip 'Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?' (Rahman Suresi, 55:13) fermanıyla, Sure-i Rahman'da şiddetli ve dehşetli bir surette otuzbir defa şu âyetle tehdid ediyor. Şükürsüzlüğün, bir tekzib ve inkâr olduğunu gösteriyor." (M., Yirmi Sekizinci Mektub Beşinci Mes'ele -Şükür Risalesi-, s.364)
"İ'lem Eyyühel-Aziz! Kur'an-ı Kerim nimetleri, ayetleri, delilleri tadat ederken 'Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersini' (Rahman Suresi, 55:13) ayet-i celilesi tekrar ile zikredilmekte olduğundan şöyle bir delalet vardır ki: Cin ve insin en çok isyanlarını, en şedid tuğyanlarını, en azîm küfranlarını tevlid eden şöyle bir vaziyetleridir ki; nimet içinde in'amı görmüyorlar. İn'amı görmediklerinden Mün'im-i Hakikî'den gaflet ederler. Mün'imden gafletleri saikasıyla o nimetleri esbaba veya tesadüfe isnad ederek, Allah'tan o nimetlerin geldiğini tekzib ediyorlar. Binaenaleyh herbir nimetin bidayetinde, mü'min olan kimse Besmeleyi okusun. Ve o nimetin Allah'tan olduğunu kasdetmekle, kendisi ancak Allah'ın ismiyle, Allah'ın hesabına aldığını bilerek, Allah'a minnet ve şükranla mukabelede bulunsun." (MN., Hubab -Farisi Münâcât öncesi, s.95) (Ayrıca bk. Ş., On Birinci Şua -Meyve Risalesi- Onuncu Mes'ele-Emirdağı Çiçeği-, s.246; İİ., Sure-i Bakara başlangıcı, s.30)
4 " '..Üzerinize ateşten bir alev ve duman gönderilir de yardımlaşamazsınız!' (Rahman Suresi, 55:35) Ayetlerini dinle bak ki, ne diyor! Diyor ki: Ey acz ve hakareti içinde mağrur ve mütemerrid ve za'f ve fakrı içinde serkeş ve muannid olan ins ve cin! Emirlerime itaat etmezseniz haydi elinizden gelirse hudud-u mülkümden çıkınız! Nasıl cesaret edersiniz ki, öyle bir Sultanın emirlerine karşı gelirsiniz; yıldızlar, aylar, güneşler, emirber neferleri gibi emirlerine itaat ederler. Hem tuğyanınızla öyle bir Hâkim-i Zülcelal'e karşı mübareze ediyorsunuz ki, öyle azametli muti' askerleri var. Faraza şeytanlarınız dayanabilseler, onları dağ gibi güllelerle recmedebilirler. Hem küfranınızla öyle bir Mâlik-i Zülcelal'in memleketinde isyan ediyorsunuz ki, cünudundan öyleleri var, değil sizin gibi küçük âciz mahluklar, belki farz-ı muhal olarak dağ ve Arz büyüklüğünde birer adüvv-ü kâfir olsaydınız, Arz ve dağ büyüklüğünde yıldızları, ateşli demirleri size atabilirler, sizi dağıtırlar. Hem öyle bir kanunu kırıyorsunuz ki, onunla öyleler bağlıdır, eğer lüzum olsa Arzınızı yüzünüze çarpar, gülleler gibi küreler misillü yıldızları üstünüze Allah'ın izniyle yağdırabilirler. Daha sair âyâtın manalarındaki kuvvet ve belâgatı ve ulviyet-i ifadesini bunlara kıyas et..." (S., Yirmi Beşinci Söz -Mu'cizat-ı Kur'aniye Risalesi- Birinci Şua İkinci Suret İkinci Nokta, s.373) (Ayrıca bk. S., On Beşinci Söz Altıncı Basamak, s.180)
Hizb'ul Kur'an Meal Tefsir Çalışması Hakkında | Risale-i Nur'dan Hizb'ul Kur'an'ın Ehemmiyeti ile alakalı mektuplar | Kaynaklar ve Kısaltmalar | Ayet ve Sure İndeksi
Bu sayfada görmüş olduğunuz Hizb-ül Kur'an sayfaları Hizmet Vakfı tarafından hazırlanan Hizb'ül-Kur'an'dan alınmıştır. İzinsiz olarak alınıp çoğaltılması yasaktır.
