Meal
97. KADR SURESİ
RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA
1. Gerçekten biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik.1
2. Kadir gecesinin ne olduğunu biliyor musun?
3. Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır.2
4. Melekler ve Cebrail onda (o gecede) Rabbinin emri ile her iş için (yere) iner de iner.3
5. O (gece), şafağın doğmasına kadar, selamdır.
99. ZİLZAL SURESİ
RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA
1, 2, 3, 4, 5. Yer (kendine has) sarsıntısı ile sarsıldığı, yer (toprak) ağırlıklarını (dışarı) çıkardığı, insan: "Buna ne oluyor?" dediği zaman; işte o gün (yer) haberlerini anlatır. Çünkü Rabbin ona (her şeyi) vahyetmiştir.4
6. O gün insanlar, amelleri kendilerine gösterilsin diye dağınık dağınık olurlar.
7. Artık kim zerre ağırlığınca hayır amel ederse, onu görür.
8. Kim de zerre ağırlığınca şer amel ederse, onu görür.5
103. ASR SURESİ
RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA
1,2, 3. Asr'a andolsun ki, şüphesiz insan elbette ziyandadır.6 Ancak iman edip iyi şeyler yapanlar,birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler müstesna.
Açıklamalar
1 "Kur'ân-ı Kerîm, Kadir Gecesinde bir bütün olarak Levh-i Mahfûz'dan dünya semâsındaki "Beyt-ül İzze" denilen makâma indirilmiş, sonra Cebrâîl (as) onu peyderpey yirmi üç yılda Hz.Peygamber (asm)'a indirmiştir." (KMM., Kadr Sûresi 1.âyet açıklaması, s.598)
2 "Ramazan-ı Şerîfde sevab-ı a'mâl bire bindir. Kur'an-ı Hakîm'in nass-ı hadîs ile herbir harfinin on sevabı var; on hasene sayılır, on meyve-i Cennet getirir. Ramazan-ı Şerifte herbir harfin, on değil bin ve Âyet-ül Kürsî gibi âyetlerin herbir harfi binler ve Ramazan-ı Şerifin Cum'alarında daha ziyadedir. Ve Leyle-i Kadir'de otuzbin hasene sayılır. Evet herbir harfi otuzbin bâki meyveler veren Kur'an-ı Hakîm, öyle bir nuranî şecere-i tûbâ hükmüne geçiyor ki; milyonlarla o bâki meyveleri, Ramazan-ı Şerîfde mü'minlere kazandırır.(...) Evet, Ramazan-ı Şerîf; bu fâni dünyada, fâni ömür içinde ve kısa bir hayatta bâki bir ömür ve uzun bir hayat-ı bâkiyeyi tazammun eder, kazandırır.
Evet birtek Ramazan, seksen sene bir ömür semeratını kazandırabilir. Leyle-i Kadir ise, nass-ı Kur'an ile bin aydan daha hayırlı olduğu bu sırra bir hücet-i kâtıadır." (M., Yirmi Dokuzuncu Mektub İkinci Kısım -Ramazan Risalesi- Yedinci Nükte, s.401)
3 "Melâike ve ruhaniyatın vücudu, insan ve hayvanların vücudu kadar kat'idir, denilebilir. Evet, Onbeşinci Söz'ün Birinci Basamağında beyan edildiği gibi: Hakikat-ı kat'iyye iktiza eder ve hikmet yakînen ister ki; zemin gibi, semavatın dahi sekeneleri bulunsun ve zîşuur sekeneleri olsun ve o sekeneler, o semavata münasib bulunsun. Şeriatın lisanında, pekçok muhtelif-ül cins olan o sekenelere melaike ve ruhaniyat tesmiye edilir. Evet, hakikat böyle iktiza eder. Zira şu zeminimiz, semaya nisbeten küçüklüğü ve hakaretiyle beraber zîşuur mahluklarla doldurulması, arasıra boşaltıp yeniden yeni zîşuurlarla şenlendirilmesi işaret eder belki tasrih eder ki: Şu muhteşem burçlar sahibi olan müzeyyen kasırlar misali olan semavat dahi, nur-u vücudun nuru olan zîhayat ve zîhayatın ziyası olan zîşuur ve zevil-idrâk mahlûklarla elbette doludur." (S., Yirmi Dokuzuncu Söz Mukaddime, s.504) (Ayrıca bk. Mülk Sûresi 5.âyet açıklaması, s.124)
4 "Şu sûre, kat'iyyen ifade ediyor ki: Küre-i arz, hareket ve zelzelesinde vahy ve ilhama mahzar olarak emir tahtında depreniyor. Bazen da titriyor.(...) Fakat, Kadîr-i Mutlak, hikmetinin muktezasıyla zahir esbabı tasarrufatına perde ediyor. Zelzeleyi irade ettiği vakit, bazan da bir madeni harekete emredip, ateşlendiriyor. Haydi madenî inkılabat dahi olsa, yine emir ve hikmet-i İlahî ile olur; başka olamaz. Meselâ: Bir adam bir tüfek ile birisini vurdu. Vuran adama hiç bakılmasa, yalnız fişekteki barutun ateş alması noktasına hasr-ı nazar edip, bîçare maktûlün büsbütün hukukunu zayi' etmek; ne derece belâhet ve divaneliktir. Aynen öyle de: Kadîr-i Zülcelal'in müsahhar bir memuru, belki bir gemisi, bir tayyaresi olan küre-i arzın içinde bulunan ve hikmet ve irade ile iddihar edilen bir bombayı, ehl-i gaflet ve tuğyanı uyandırmak için "Ateşlendir!" diye olan emr-i Rabbanîyi unutmak ve tabiata sapmak, hamakatın en eşneidir." (S., On Dördüncü Söz Zeyli Altıncı Sual, s.171, 174) (Ayrıca bk. S., Yirmi Dokuzuncu Söz İkinci Maksad Dördüncü Esas, s.529; Ş., Dokuzuncu Şua İkinci Nokta, s.184)
5 "İsm-i Hafiz'in tecelli-i etemmine işaret eden "Kim zerre kadar bir iyilik yaparsa karşılığını görür. * Kim zerre kadar bir kötülük işlerse, o da onun karşılığını görür." (Zilzal Suresi, 99:7, 8) ayetidir. Kur'ân-ı Hakîmin bu hakikatına delil istersen, Kitab-ı Mübin'in mistarı üstünde yazılan şu kâinat kitabının sahifelerine baksan, ism-i Hafîz'in cilve-i a'zamını ve bu âyet-i kerimenin bir hakikat-ı kübrasının nazîresini çok cihetlerle görebilirsin. (...) Herbir tohum, ism-i Hafîzin cilvesiyle ve ihsanıyla ona pederinin ve aslının malından verdiği irsiyeti; iltibassız, noksansız muhafaza edip gösteriyor. İşte bu hadsiz hârika muhafazayı yapan Zât-ı Hafîz, kıyamet ve haşirde hafîziyetin tecelli-i ekberini göstereceğine kat'i bir işarettir. (...) Ayâ bu insan zannedermi ki, başı boş kalacak" Hâşâ!.. Belki insan, ebede meb'ustur ve saadet-i ebediyeye ve şekavet-i daimeye namzeddir. Küçük-büyük, az çok her amelinden muhasebe görecek. Ya taltif veya tokat yiyecek." (L., On Yedinci Lem'a sonu On Beşinci Nota, s.137, 138)
"Hiç mümkün müdür ki: Zerrelerden güneşlere kadar cereyan eden hikmet ve intizam, adalet ve mizanla rububiyetin saltanatını gösteren Zât-ı Zülcelal, rububiyetin cenah-ı himayesine iltica eden ve hikmet ve adalete iman ve ubudiyetle tevfik-ı hareket eden mü'minleri taltif etmesin ve o hikmet ve adalete küfür ve tuğyan ile isyan eden edebsizleri te'dib etmesin? Halbuki bu muvakkat dünyada o hikmet, o adalete lâyık binden biri, insanda icra edilmiyor, te'hir ediliyor. Ehl-i dalaletin çoğu ceza almadan; ehl-i hidayetin de çoğu mükâfat görmeden buradan göçüp gidiyorlar. Demek, bir Mahkeme-i Kübrâya, bir daadet-i uzmâya bırakılıyor."
"Şimdi hiç mümkün müdür ki, böyle en küçük bir mahlûkun, en küçük bir hacetinin imdadına koşan bir adalet ve hikmet; insan gibi en büyük bir mahlukun beka gibi en büyük bir hacetini mühmel bıraksın!(...) Zira, hakikî adâlet ister ki: Şu küçücük insan, şu küçüklüğü nisbetinde değil, belki cinayetinin büyüklüğü, mahiyetinin ehemmiyeti ve vazifesinin azameti nisbetinde mükâfat ve mücazat görsün. Madem şu fâni, geçici dünya; ebed için halk olunan insan hususunda öyle bir adalet ve hikmete mazhariyetten çok uzaktır. Elbette âdil olan o Zât-ı Celil-i Zülcemal'in ve Hakîm olan o Zât-ı Cemil-i Zülcelal'in daimî bir Cehennem'i ve ebedî bir Cenneti bulunacaktır." (S., Onuncu Söz "Haşir Risalesi- Üçüncü Hakikat, s.65, 67) (Ayrıca bk. BL., Hulûsi Bey'in fıkrasıdır Beşinci İşaret, s.151)
6 "Teşrin-i Sâni otuzuncu gün, bin üçyüz ellisekizde (1358), Karadağ başına çıkıyordum. "İnsanların, hususan Müslümanların bu teselsül eden helâketleri ve hasaretleri ne vakitten başladı, ne vakte kadar devam eder?" hatıra geldi. Birden, her müşkilimi halleden Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan, Sure-i Ve'l-Asrı2yı karşıma çıkardı. Dedi: "Bak!" Baktım. Her asra hitab ettiği gibi, bu asrımıza daha ziyade bakan "Yemin olsun asra. İnsan muhakkak hüsrandadır." (Asr suresi, 1, 2) ayetindeki "İnsan muhakkak hüsrandadır." (şedde ve tenvin sayılır) makam-ı cifrîsi 1324 edip, hürriyet inkılabıyla başlayan tebeddül-ü saltanat ve Balkan ve İtalyan Harbleri ve Birinci Harb-i Umumî mağlubiyetleri ve dehşetli muahedeleri ve şeair-i İslâmiyenin sarsılmaları ve bu memleketin zelzeleleri ve yangınları ve İkinci Harb-i Umumî'nin zemin yüzünde fırtınaları gibi, semavî ve arzî musibetlerle hasaret-i insaniye ile "İnsan muhakkak hüsrandadır." ayetinin bu asra dahi bir hakikatı, maddeten aynı tarihiyle gösterip, bir lem'a-i i'cazını gösteriyor." (KL., Karadağın Bir Meyvesi, s.204)
"Aziz Kardeşim, "İşte kâfirler o zaman hüsrana uğramışlardır." (Mü'min Suresi, 40:85) bu âyet dahi "Yemin olsun asra. İnsan muhakkak hüsrandadır." (Asr suresi, 1, 2) işaretine işaret eder ki; kâfirlerin bu kadar tahribatları ve harbleri faidesiz ve hasarat içerisinde ayn-ı zarar oldu. "Yemin olsun asra." işaretinde Risale-i Nur'a bir îma bulunması remziyle, bu âyet dahi remzen binüçyüz altmış (1360) Rumi tarihi olan bu senede münafıklar ve küfre düşenler Risale-i Nur'a ilişecekler, fakat hasarat ederler. Çünki zelzele ve harb gibi belaların ref'ine bir sebeb Risale-i Nur'dur. Onun tatili belâları celbeder diye gizli îma olabilir." (Ş., On Üçüncü Şua, s.308)
Hizb'ul Kur'an Meal Tefsir Çalışması Hakkında | Risale-i Nur'dan Hizb'ul Kur'an'ın Ehemmiyeti ile alakalı mektuplar | Kaynaklar ve Kısaltmalar | Ayet ve Sure İndeksi
Bu sayfada görmüş olduğunuz Hizb-ül Kur'an sayfaları Hizmet Vakfı tarafından hazırlanan Hizb'ül-Kur'an'dan alınmıştır. İzinsiz olarak alınıp çoğaltılması yasaktır.
