Meal
108. KEVSER SURESİ
RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA
1, 2, 3. Şüphesiz biz sana, Kevser'i verdik.1 Sen de Rabbin için namaz kıl, kurban kes. Gerçekten sana buğz eden, zürriyetsiz (olan) odur.
110. NASR SURESİ
RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA
1, 2, 3. Allah'ın yardımı ve fetih geldiği,2 İnsanların Allah'ın dinine bölük bölük girdiklerini gördüğün zaman, Rabbinin hamd ile tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. Şüphesiz O, tövbeleri çok kabul edendir.
112. İHLAS SURESİ
RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA
1, 2, 3, 4 ' De ki: "O Allah'tır, birdir. Allah Samed'dir 3 (herkes O'na muhtaçtır). (O) doğurmadı ve doğmadı. Hiç kimse O'na denk değildir".4
Açıklamalar
1 Bismillâh, Elhamdülillâh cümleleri gibi Kur'anda ekserî yerlerinde böyle dört unsur-u esasiye içinde görünebilir. Meselâ: "Şüphesiz biz sana Kevser'i verdik." (Kevser Suresi, 108:1) bir sadef gibi bu dört cevahir içindedir. Dikkat etsen görürsün. "Biz sana verdik Kevser'i." Yani Zât-ı Zülcelal seni nübüvvetle ve maddî-manevî temin-i adaletle müşerref ettiği gibi,, Cennette Kevser'i ihsan ediyor." (EL-II., s.96)
"Onun için, sırr-ı İnnâ a'teynâ" yı herkes birden anlamaz. Hem şahsî isimleri böyle mesail-i ilmiyeye girmemek lâzım olduğundan, o risale hattâ onüç seneden beri elime geçmediğinde isabet var; kardeşlerim dahi onu merak etmesinler. Biri eğer çok merak etse, o Sırr-ı İnnâ a'teynâ'nın başında şimdiki Sâniyen" ile başlayan fıkrayı ve Lâhika'da geçen aynı mes'eleye dair fıkrayı okumak lâzımdır, yoksa hiç bakmasın." (EL-I., s.209)
"Hem de İnnâ a'teynâ" nın sırrı kısmen tahakkuk etmiş. Çünki Süfyaniyetin dört rüknünden en kuvvetlisi ve dehşetlisi bütün bütün çekildi. Kabir altında azab çekiyor. Ve en büyüğü dahi alâkası bilfiil çekilmiş. Mason komitesinin mahkûmu ve âleti olup azabıyla meşguldür. Yalnız onun gölgesi hükmediyor. İleri tecavüz etmemekle beraber kısmen geriliyor. Bâki kalan iki şahıs ise, ellerinden gelse tamire çalışacaklar." (Ş., Sekizinci Şua Üçüncü Remz Hâşiye,s.735) (Ayrıca bk. Ş., 14.Şua, s.539; BL., Hüsrev'in fıkrasıdır, s.127; KL., s.86 ve 215)
2 "..Feth-i Mekke ve Feth-i Şam ve ve feth-i Kudüs ve feth-i İstanbul gibi çok fütuhat-ı İslâmiyeden gaybî haber veren Sure-i İzâcâe nasrullahi vel fethu' nun esrarını beyan ile, fütuhat-ı İslâmiyenin pehlivanı olan Hazret-i İmam-ı Ali'nin (R.A.) nazar-ı dikkatini celbeden Feth ve Nasr Risalesi'ne, hem Sure-i Feth'in en mühim ve en âhir âyetin beş vecih ile i'cazını beyan ve isbat ile, kahraman-ı İslâm Hazret-i İmam-ı Ali'nin (R.A.) nazar-ı dikkatini celbeden gayet kıymetli olan Âyet-i Feth Risalesi namındaki küçük bir risaleye îma belki işaret eder, itikadındayım. Böyle îtikada iştirâk edilmezse de itiraz edilmemeli." (Ş., Sekizinci Şua Beşinci Remz, s.741) (Ayrıca bk. BL., ..Re'fet Bey!, s.332; KL., Kardeşlerim, s.112)
3 "Evet, herbir zîhayatta; biri Ehadiyyet sikkesi, diğeri Samediyet turrası bulunuyor. Zira bir zîhayat ekser kâinatta cilveleri görünen esmayı birden kendi âyinesinde gösteriyor. Âdeta bir nokta-i mihrakıye hükmünde, Hayy-u Kayyum'un tecelli-i ism-i a'zamını gösteriyor. İşte ehadiyet-i zâtiyeyi, Muhyî perdesi altında bir nevi gölgesini gösterdiğinden, bir sikke-i ehadiyeti taşıyor. Hem o zîhayat, bu kâinatın bir misal-i musaggarı ve şecere-i hilkatın bir meyvesi hükmünde olduğu için, kâinat kadar ihtiyacatını birden kolaylıkla küçücük daire-i hayatına yetiştirmek, Samediyet turrasını gösteriyor. Yani o hal gösteriyor ki, onun öyle bir Rabbi var ki; ona, herşeye bedel bir teveccühü var ve bütün eşyanın yerini tutar bir nazarı var. Bütün eşya O'nun bir teveccühünün yerini tutmaz. (...) Demek herbir zîhayatta; bir sikke-i Ehadiyet, bir turra-i Samediyet vardır. Evet herbir zîhayat, hayat lisanıyla "De ki; O Allah'dır, birdir. * Allah Samed'dir." (İhlas Suresi, 112:1, 2) okuyor." (S., Yirmi İkinci Söz İkinci Makam Dördüncü Lem'a Üçüncü Pencere, s.298) (Ayrıca bk. Ş., On Beşinci Şua-Elhüccetüzzehra- Yedinci Basamak, s.664)
4 "Kur'an-ı Hakîm, her asırdaki tabaka-i beşerin herbir tabakasına güya doğrudan doğruya o tabakaya hususî müteveccihdir,hitab ediyor.(...)Meselâ "Doğurmadı, doğmadı. * Kimse Ona denk olmadı." (İhlas Suresi, 112:3, 4) Kesretli tabaka olan avam tabakasının şundan hisse-i fehmi:" Cenab-ı Hak, peder ve veledden ve akrandan ve zevceden münezzehtir." Daha mutavassıt bir tabaka, şundan "İsa Aleyhisselâm'ın ve melaikelerin ve tevellüde mazhar şeylerin uluhiyetini nefyetmektir." Çünki muhal bir şeyi nefyetmek, zahiren faidesiz olduğundan belâgatta medar-ı faide olacak bir lâzım-ı hüküm murad olunur. İşte cismaniyete mahsus veled ve vâlidi nefyetmekten murad ise, veled ve vâlidi ve küfvü bulunanların, nefy-i uluhiyetleridir ve mabud olmaya lâyık olmadıklarını göstermektir. Şu sırdandır ki, Sure-i İhlas herkese, hem her vakit faide verebilir. Daha bir parça ileri bir tabakanın hisse-i fehmi: "Cenab-ı Hak mevcudata karşı tevlid ve tevellüdü işmam edecek bütün rabıtalardan münezzehtir. Şerik ve muîn ve hemcinsden müberrâdır." (S., Yirmi Beşinci Söz-Mu'cizat-ı Kur'aniyye Risalesi- Birinci Şule Üçüncü Şua Üçüncü Cilve, s.412) (Ayrıca bk. S., Yirmi Beşinci Söz -Mu'cizat-ı Kur'aniyye Risalesi- Birinci Şule Birinci Şua İkinci Suret Birinci Nokta ve Lemeât-Tevhidin İki Bürhan-ı Muazzamı-, s.372 ve 696; L., otuzuncu Lem'a Dördüncü Nükte, s.318; HŞ., İkinci Zeylinin İkinci Kısmı -Sure-i İhlas'ın Bir Remzi-, s.133)
Hizb'ul Kur'an Meal Tefsir Çalışması Hakkında | Risale-i Nur'dan Hizb'ul Kur'an'ın Ehemmiyeti ile alakalı mektuplar | Kaynaklar ve Kısaltmalar | Ayet ve Sure İndeksi
Bu sayfada görmüş olduğunuz Hizb-ül Kur'an sayfaları Hizmet Vakfı tarafından hazırlanan Hizb'ül-Kur'an'dan alınmıştır. İzinsiz olarak alınıp çoğaltılması yasaktır.
