Sayfa

Meal

11. Hud Sûresi'nden
112. O halde sen emrolunduğun gibi doğru ol.1 Seninle beraber tövbe edenler de (öyle olsunlar). Taşkınlık etmeyin. Çünkü O, yaptıklarınızı görücüdür.
113. Zalimlere meyletmeyin; aksi halde size ateş dokunur.2 Sizin Allah'tan başka dostlarınız yoktur. Sonra yardım olunmazsınız.
114. Namazı, gündüzün iki ucunda (sabah, öğle ve ikindi) ve gecenin bir kısmında (akşam ve yatsı) kıl. Şüphesiz iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlar için bir öğüttür.
115. (Ey Muhammed!) sabret. Şüphesiz Allah, iyilik edenlerin mükafatını zayi etmez.
123. Göklerin ve yerin gaybi (sırrı) Allah'ındır. Bütün iş, yalnız O'na döndürülür. Sen de O'na ibadet et ve O'na tevekkül et (O sana yeter).Rabbin sizin yaptıklarınızdan gafil değildir.
12. YUSUF SURESİ'NDEN
53. 'Ben kendimi temize çıkarmıyorum.3 Şüphesiz nefis daima kötülüğü emreder; ancak Rabbimin merhamet ettiği hariç. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir'.
101. 'Ey Rabbim! Bana mülk verdin ve bana rüyaların tabirini öğrettin. Ey göklerin ve yerin Yaratıcısı; benim dünyada da ve ahirette de velim sahibim sensin. Canımı Müslüman olarak al ve beni salihlere kavuştur'.4

Açıklamalar

1 "Hattâ Resûl-iEkrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş ki: 'Şeyyebetni Suretu Hûd.' yani sûre-i Hûd'daki 'Festakım kema umirte.' âyeti beni ihtiyarlattırdı. Çünkü ehemmiyeti azimdir. İstikamet-i tâmmeyi emrediyor." (STG., Hazreti Gavs'ın Hâşiye, s.162)
"Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, hilkaten en mutedil bir vaziyette ve en mükemmel bir surette halk edildiğinden, harekât ve sekenâtı, itidal ve istikamet üzerine gitmiştir. Siyer-i Seniyyesi, kat'î bir surette gösterir ki; her hareketinde istikamet ve itidal üzere gitmiş. İfrat ve tefritten içtinap etmiştir. Evet, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm 'Festakım kema umirte.' emrini tamamiyle imtisal ettiği için, bütün ef'al ve akvâl ve ahvâlinde istikamet, kat'i bir surette görünüyor." (L., On Birinci Lem'a Üçüncü Mes'ele, s.60) (Ayrıca bk. S., Angilikan Kilisesine Cevab, s.746; Ş., Birinci Şua İkinci Ayet, s.692; BL., Lütfi'nin Mektubu, s.170)

2 "Zulmedenler en küçük bir meyil dahi göstermeyin; yoksa Cehennem ateşi size de dokunur." (Hûd Suresi, 11:113) âyet-i kerimesi fermanıyla: Zulme değil yalnız âlet olanı ve taraftar olanı, belki ednâ bir meyil edenleri dahi dehşetle ve şiddetle tehdit ediyor. Çünki: Rızâ-yı küfür, küfür olduğu gibi, zulme rıza da zulümdür." (M., Yirmi Sekizinci Mektub Dördüncü Mes'ele, s.361) (Ayrıca bk. M., Yirmi Dokuzuncu Mektub Altıncı Risale/Kısım Birinci Desise, s.412; EL-I., s.58)
"..Şüphesiz ki insan çok zalimdir." (İbrahim Suresi, 14:34) âyetine en âzam bir tarzda şimdiki boğuşan insanlar mazhar olmalarından, onlara değil taraftar olmak veya merakla o cereyanları takip etmek ve onların yalan, aldatıcı propagandalarını dinlemek ve müteessirane mücadelelerini seyretmek, belki o acip zulümlere bakmak da caiz değil. Çünkü zulme rıza zulümdür; taraftar olsa, zâlim olur. Meyletse 'Zulmedenler en küçük bir meyil dahi göstermeyin; yoksa Cehennem ateşi size de dokunur.' (Hûd Suresi, 11:113) âyetine mahzar olur."(KL., s.207)

3 "Şeytanın mühim bir desisesi: İnsana kusurunu itiraf ettirmemektir. Tâ ki, istiğfar ve istiâze yolunu kapasın. Hem nefs-i insaniyenin enâniyetini tahrik edip, tâ ki nefis kendini avukat gibi müdafaa etsin; âdeta taksirattan takdis etsin. Evet şeytanı dinleyen bir nefis, kusurunu görmek istemez; görse de, yüz tevil ile tevil ettirir. (...)Hazret-i Yûsuf Aleyhisselâm gibi bir Peygamber-i Alişan, 'Ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü nefi daima kötülüğe sevk eder.' (Yusuf Suresi, 12:53) dediği halde, nasıl nefse itimad edilebilir? Nefsini ittiham eden, kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, istiğfar eder. İstiğfar eden, istiaze eder. İstiaze eden, şeytanın şerrinden kurtulur. Kusurunu görmemek o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu itiraf etmemek, büyük bir noksanlıktır. Ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar; itiraf etse, afva müstehak olur." (L., On Üçüncü Lem'a On Üçüncü İşaret İkinci Nokta, s.88) (Ayrıca bk. L., Yirmi Birinci Lem'a, 28.Lem'a, s.160, 275; BL., Hulûsi Bey'in mektubudur, s.306)

4 "Halbuki şu âyet, kıssa-i Yûsuf'un en parlak kısmı ki; Azîz-i Mısır olması, peder ve validesiyle görüşmesi, kardeşleriyle sevişip tanışması olan, dünyada en büyük saadetli ve ferahlı bir hengâmda, Hazret-i Yûsuf'un mevtini şöyle bir surette haber veriyor ve diyor ki: Şu ferahlı ve saadetli vaziyetten daha saadetli, daha parlak bir vaziyete mazhar olmak için, Hazret-i Yûsuf kendisi Cenâb-ı Hak'tan vefatını istedi ve vefat etti; o saâdete mazhar oldu. Demek:O dünyevî lezzetli saadetten daha câzibedar bir saâdet ve ferahlı bir vaziyet, kabrin arkasında vardır ki, Hazret-i Yûsuf Aleyhisselâm gibi hakikatbîn bir zat; o gayet lezzetli dünyevî vaziyet içinde, gayet acı olan mevti istedi, tâ öteki saâdete mazhar olsun.(...) Hem irşad ediyor ki: Kabrin arkası için çalışınız; hakikî saadet ve lezzet ondadır. Hem Hazret-i Yûsuf'un âli sıddıkıyetini gösteriyor ve diyor: Dünyanın en parlak ve en sürurlu hâleti dahi ona gaflet vermiyor, onu meftun etmiyor; yine âhireti istiyor." (M., Yirmi Üçüncü Mektub sonu, s.283)


Hizb'ul Kur'an Meal Tefsir Çalışması Hakkında | Risale-i Nur'dan Hizb'ul Kur'an'ın Ehemmiyeti ile alakalı mektuplar | Kaynaklar ve Kısaltmalar | Ayet ve Sure İndeksi

Bu sayfada görmüş olduğunuz Hizb-ül Kur'an sayfaları Hizmet Vakfı tarafından hazırlanan Hizb'ül-Kur'an'dan alınmıştır. İzinsiz olarak alınıp çoğaltılması yasaktır.

Yükleniyor...