Sayfa

Meal

2. Bakara Sûres'inden
163. İlahınız bir tek İlah'tır.1 O'ndan başka İlah yoktur. Rahman'dır, Rahim'dir.164. Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında; gece ile gündüzün ardı ardınca gelişinde, insanlara menfaat veren şeyle akıp giden gemilerde, Allah'ın gökten indirip de onunla ölü toprağı diriltip orada her türlü hayvanı yaymasında, rüzgarları evirip çevirmesinde ve gökle yer arasında emre hazır bekleyen bulutta akıllarını çalıştıran bir toplum için deliller vardır.2 185. O Ramazan ayıdır ki Kur'an, insanları irşat için ve hak ile batılı ayırmanın açık delilleri olarak onda indirilmiştir.3 Kim içinizden o aya erişirse, orucunu tutsun. Kim de hasta veyahut seferde bulunursa, diğer günlerde sayısınca oruç tutar. Allah size kolaylık istiyor, size zorluk istemiyor. (Bunu istemesi) sayıyı tamamlamanız ve sizi ilettiği şeye karşı Allah'ı ta'zim etmeniz içindir. Umulur ki, şükredersiniz.186. Kullarım sana Ben'i sorarlarsa, şüphesiz Ben yakınımdır.4 Dua edenin dua ettiği zaman duasına icabet ederim.5 Öyleyse onlar da bana icabet etsinler ve bana iman etsinler, belki onlar doğruyu bulurlar.

Açıklamalar

1 "Hâkimiyetin en esaslı hassası; istiklaldir, infiraddır. Hattâ hâkimiyetin zaîf bir gölgesi; âciz insanlarda dahi, istiklaliyetini muhafaza etmek için, gayrın müdahalesini şiddetle reddeder ve kendi vazifesine başkasının karışmasına müsaade etmez. Çok padişahlar bu redd-i müdahale haysiyetiyle masum evlâdlarını ve sevdiği kardeşlerini merhametsizce kesmişler. Demek, hakikî hâkimiyetin en esaslı hâssası ve infikak kabul etmez bir lâzımı ve daimî bir muktezası; istiklaldir, infiraddır, gayrın müdahalesini reddir. İşte bu çok esaslı hâssa içindir ki, rububiyet-i mutlaka derecesindeki hâkimiyet-i İlahiye, gayet şiddetle şirki ve iştiraki ve müdahale-i gayrı reddettiğinden, Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan dahi, gayet hararetle ve şiddetle ve pek çok tekrar ile tevhidi gösterip; şirki, iştiraki azim tehditlerle reddediyor.(...) Çünki; gayrın müdahalesi olsa, bu gayet hassas nizam ve intizam ve muvazene-i kâinat elbette bozulacaktı ve intizamsızlık eseri görünecekti." (L., Otuzuncu Lem'a Dördüncü Nükte Beşinci İşaret, s.324) "Öyle bir Allah ki, vücub-u vücud ve vahdetine, şu kitab-ı kebir denilen âlem, bütün yazıları ve fasıllarıyla, sahifeleriyle, satırlarıyla, cümleleriyle, harfleriyle şehadet ettiği gibi; şu insan-ı kebir denilen kâinat da, bütün azâsıyla, cevarihiyle, hüceyratıyla, zerratıyla, evsafıyla, ahvaliyle delalet eder. Yani bu kâinat, ihtiva ettiği bütün envâiyle (Allah'tan başka ilâh yoktur.) ve o âlemlerin erkâniyle (...) ve o zerratın tarlası olan esîriyle (Ondan başka ilah yoktur.) söyleyerek; bütün enva'ıyla, erkânıyla, azâsıyla, eczasıyla, hüceyratıyla, zerratıyla, esîriyle (ellibeş lisan ile) vücub-u vücud ve vahdetine şehadet ve delâlet eder." (MN., Katre Birinci Bab, s.54) (Ayrıca bk. S.,Otuz İkinci Söz ve Otuz Üçüncü Söz Yirmi Dokuzuncu Pencere, s.590-650 ve 682; M., Yirminci Mektub İkinci Makam Birinci Kelime, s.229; Ş., İkinci Şua Üçüncü Makam ve Yedinci Şua-Ayet-ül Kübra-İkinci Bab Bir ve İkinci Menzil, s.28 ve 150-165; MN., Lem'alar ve Nokta, s.10-20 ve 246-257)

2 " İşte Cenab-ı Hakk'ın kemâl-i kudretini ve azamet-i rububiyetini gösteren ve vahdaniyetine şehadet eden semavat ve arzın hilkatindeki tecelli-i saltanat-ı uluhiyet; ve gece gündüzün ihtilafındaki tecelli-i rububiyet; ve hayat-ı içtimaiye-i insana en büyük bir vasıta olan gemiyi denizde teshir ile tecelli-i rahmet; ve semadan âb-ı hayatı ölmüş zemine gönderip zemini yüzbin taifeleriyle ihya edip bir mahşer-i acaib suretine getirmekteki tecelli-i azamet-i kudret; ve zeminde hadsiz muhtelif hayvanatı basit bir topraktan halketmekteki tecelli-i rahmet ve kudret; ve rüzgârları, nebatat ve hayvanatın teneffüs ve telkîhlerine hizmet gibi vezaif-i azîme ile tavzif edip tedbir ve teneffüse sâlih vaziyete getirmek için tahrik ve idaresindeki tecelli-i rahmet ve hikmet; ve zemin ve âsuman ortasında vasıta-i rahmet olan bulutları bir mahşer-i acaib gibi muallakta toplayıp dağıtmak, bir ordu gibi istirahat ettirip vazife başına davet etmek gibi teshirindeki tecelli-i rububiyet gibi mensucat-ı san'atı ta'dad ettikten sonra aklı, onların hakaikına ve tafsiline sevkedip tefekkür ettirmek için (Kur'an) "...akıllarını çalıştıran bir toplum için deliller vardır."(Bakara Suresi, 2:164) der.
Onunla ukulü îkaz için akla havale eder. " (S., Yirmi Beşinci Söz-Mu'cizat-ı Kur'aniye Risalesi-İkinci Şule İkinci Nur İkinci Nükte-i Belagat, s.417)
"Ey arz ve semâvâtın Hâlik-ı Zülcelâli! Senin Kur'an-ı Hakîminin talimiyle ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın dersiyle iman ettim ve bildim ki: Nasıl semavat yıldızlarıyla ve cevv-i feza müştemilatıyla senin vücub-u vücuduna ve senin birliğine ve vahdetine şehadet ediyorlar. Öyle de: Arz bütün mahlukatıyla ve ahvaliyle senin mevcudiyetine ve vahdetine mevcudatı adedince şehadetler ve işaretler ederler." (Ş., Üçüncü Şua-Münâcât-, s.46) (Ayrıca bk. S.,Otuz Üçüncü Söz Altıncı Pencere, s.657; Ş.,Yedinci Şua-Ayet-ül Kübra- Birinci Makamın İkinci Mertebesi, s.108)

3 "Kur'an-ı Hakîm, mâdem Şehr-i Ramazan'da nüzûl etmiş; o Kur'anın zaman-ı nüzulünü istihzar ile o semavî hitabı hüsn-ü istikbal etmek için Ramazan-ı Şerifte nefsin hacat-ı süfliyesinden ve malayaniyat hâlattan tecerrüd ve ekl ü şürbün terkiyle melekiyet vaziyetine benzemek ve bir surette o Kur'anı yeni nâzil oluyor gibi okumak ve dinlemek ve ondaki hitabat-ı İlahiyeyi güya geldiği ân-ı nüzulünde dinlemek ve o hitabı Resul-i Ekrem (A.S.M.)dan işitiyor gibi dinlemek, belki Hazret-i Cebrail'den, belki Mütekellim-i Ezelî'den dinliyor gibi bir kudsî halete mazhar olur. Ve kendisi tercümanlık edip başkasına dinlettirmek ve Kur'anın hikmet-i nüzûlünü bir derece göstermektir." (M., Yirmi Dokuzuncu Mektub İkinci Kısım- Ramazan Risalesi-Altıncı Nükte, s.401)

4 "Cenab-ı Hak bize gayet karibdir; biz ondan gayet derecede uzağız. Nasılki Güneş, elimizdeki âyine vasıtasıyla bize gayet yakındır ve yerde herbir şeffaf şey, kendine bir nevi arş ve bir çeşit menzil olur. Eğer Güneş'in şuuru olsaydı, bizimle âyinemiz vasıtasıyla muhabere ederdi. Fakat biz ondan dörtbin sene uzağız. Bilâ-teşbih velâ-temsil; Şems-i Ezelî, her şey'e herşeyden daha yakındır. Çünki Vâcib-ül Vücud'dur, mekândan münezzehtir. Hiçbir şey ona perde olamaz. Fakat herşey nihayet derece O'ndan uzaktır." ( M., Yirmi Dördüncü Mektub İkinci Zeyli Dördüncü Nükte, s.306) (Ayrıca bk. S.,On Altıncı Söz Üçüncü Şua ve Otuz Birinci Söz-Mi'rac-ı Nebeviye(asm)Dairdir- İkinci Esas, s.197 ve 568)

5 "Şu ayetler, duanın mühim bir esas-ı ubudiyet olduğunu gösteriyor. Ey hakikat-ı halden gafil müddeî! Dava ediyorsun ki: 'Dua ediliyor, cevab verilmiyor. Âyet ise âmmdır.'Evvelen: Cevab vermek ayrıdır, kabul etmek ayrıdır. Belki cevab vermek daimîdir. Fakat is'af-ı hacet, mücîbin hikmetine tâbidir. Meselâ sen, tabibi çağırıyorsun. Dersin ki: 'Ey hekim!' O da cevaben: 'Lebbeyk' der. Sonra dersin: 'Bana şu taamı veyahut şu dermanı ver.'Hekim bazan münasib gördüğü matlubu aynen verir; bazan istediğinden daha a'lâsını verir; bazan da, senin hastalığına zarar olduğu için, cevab verdiği halde sana bir şey vermez.Dua, bir nevi ibadet olduğu için, hâlis olmak gerektir. Tâ ki kabul olunsun. İbadetin semeratı ise uhrevîdir. Dünyevî işler, o ibadatın evkat-ı mahsusalarıdır. Meselâ yağmursuzluk, yağmur namazının vaktidir. Namaz, yağmur yağması için vaz' edilmemiştir. Umûr-u dünyeviye niyet edilse, o ibadet olan dua hâlis olmadığı için kabule lâyık olmaz. (NİK., Sekizinci Ders, s.52)"Duanın en güzel, en latif, en leziz, en hazır meyvesi, neticesi şudur ki: Dua eden adam bilir ki, birisi var ki; onun sesini dinler, derdine derman yetiştirir, ona merhamet eder. Onun kudret eli herşey'e yetişir. Bu büyük dünya hanında o yalnız değil; bir Kerim zât var, ona bakar, ünsiyet verir. Hem onun hadsiz ihtiyacatını yerine getirebilir ve onun hadsiz düşmanlarını def'edebilir bir zâtın huzurunda kendini tasavvur ederek, bir ferah, bir inşirah duyup, dünya kadar ağır bir yükü üzerinden atıp "Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun."(Fatiha Suresi, 1:2) der.." (M., Yirmi Dördüncü Mektub Birinci Zeyl Dördüncü Nükte, s.302)


Hizb'ul Kur'an Meal Tefsir Çalışması Hakkında | Risale-i Nur'dan Hizb'ul Kur'an'ın Ehemmiyeti ile alakalı mektuplar | Kaynaklar ve Kısaltmalar | Ayet ve Sure İndeksi

Bu sayfada görmüş olduğunuz Hizb-ül Kur'an sayfaları Hizmet Vakfı tarafından hazırlanan Hizb'ül-Kur'an'dan alınmıştır. İzinsiz olarak alınıp çoğaltılması yasaktır.

Yükleniyor...