Meal
1. Ra'd Sûresi'nden
11. Onun (insanın) önünden ve arkasından takipçileri vardır. Onu Allah'ın emrinden korurlar. Şüphesiz Allah, bir kavimdeki şeyi (nimeti) kendilerindeki şeyi (güzel hali) değiştirinceye değiştirmez. Allah bir topluma bir kötülük istediği zaman, onu geri çevirme yoktur. Onların O'ndan başka bir yardımcısı yoktur.
12. O (Allah) ki, size şimşeği korku ve ümit vermek için gösterir ve (yağmur dolu) ağır bulutlar meydana getirir.1
13. Gök gürültüsü Allah'a hamd eder. Melekler de O'nun korkusundan tesbih ederler. O, yıldırımlar gönderip onlarla dilediği kimseyi çarpar.2 Onlar Allah hakkında mücadele ediyorlar. Oysa O, kuvveti çetin olandır.
14. Hak davet O'nundur. O'ndan başka ibadet ettikleri şeyler, onlara hiçbir şeyle cevap vermezler.3 Ancak (kuyu başında) suyun, ağzına ulaşması için (uzaktan) iki avucunu açana suyun cevap vermesi gibi cevap verirler ki, o (su) ona asla ulaşmaz. Kafirlerin duası ancak sapıklık içindedir.
15. Göklerde ve yerde kim varsa (onlar) ve gölgeleri, ister istemez O'na sabah ve akşam secde ederler.4
16. De ki: 'Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?' 5 'Allah'de. De ki:'O'ndan başka kendi nefislerine ne yarar ne de zarar verme imkanına sahip olmayan dostlar mı edindiniz?' De ki: 'Körle gören bir olur mu hiç? Yahut karanlıklarla nur (aydınlık) bir olur mu?' Yoksa Allah'a O'nun yaratması gibi yaratan ortaklar koştular da yaratma onlara benzer mi göründü? De ki: 'Allah her şeyin yaratıcısıdır. O, tektir, kahhardır.'
Açıklamalar
1 "Sonra şimşeğe bakar ve ra'dı (gök gürültüsü) dinler, görür ki, pek acip ve garip hizmetlerde çalıştırılıyorlar. Sonra gözünü çeker, aklına bakar, kendi kendine der ki: 'Atılmış pamuk gibi bu câmid, şuursuz bulut elbette bizleri bilmez ve bize acıyıp imdadımıza kendi kendine koşmaz ve emirsiz meydana çıkmaz ve gizlenmez. Belki gayet kadîr ve rahîm bir Kumandanın emriyle hareket eder ki, bir iz bırakmadan gizlenir ve def'aten meydana çıkar, iş başına geçer. Ve gayet faal ve müteâl ve gayet cilveli ve haşmetli bir Sultanın fermanıyla ve kuvvetiyle vakit be vakit cevv âlemini doldurup boşaltır ve mütemadiyen hikmetle yazar ve paydosla bozar tahtasına ve mahv ve ispat levhasına ve haşir ve kıyamet suretine çevirir. Ve gayet lütufkâr ve ihsanperver ve gayet keremkâr ve rubûbiyetperver bir Hâkim-i Müdebbirin tedbiriyle rüzgâra biner ve dağlar gibi yağmur hazinelerini bindirir, muhtaç olan yerlere yetişir. Güya onlara acıyıp ağlayarak, gözyaşlarıyla onları çiçeklerle güldürür, güneşin şiddet-i ateşini serinlendirir ve sünger gibi bahçelerine su serper ve zemin yüzünü yıkar, temizler...." (Ş., Yedinci Şua-Ayet-ül Kübra- Birinci Makamın İkinci Mertebesi, s.107)
2 "Evet, hiçten, birden harika bir gürültüyle cevvi konuşturmak ve fevkalâde bir nur ve nar ile zulmetli cevvi ışıkla doldurmak ve dağvarî pamukmisâl ve dolu ve kar ve su tulumbası hükmünde olan bulutları ateşlendirmek gibi hikmetli ve garabetli vaziyetlerle baş aşağı gafil insanın başına tokmak gibi vuruyor, 'Başını kaldır, kendini tanıttırmak isteyen fa'al ve kudretli bir Zâtın hârika işlerine bak. Sen başıboş olmadığın gibi, bu hadiseler de başıboş olamazlar. Herbirisi çok hikmetli vazifeler peşinde koşturuluyorlar. Bir Müdebbir-i Hakîm tarafından istihdam olunuyorlar' diye ihtar ediyorlar. (Ş., Yedinci Şua -Ayet ül Kübra- Birinci Makamın İkinci Mertebesi, s.109)
3 "Seni bu hataya atıp bu vartaya düşüren, bir gözlü dehândır. Yani, harika, menhus zekândır. O kör dehân ile, herşeyin hâlıkı olan Rabbini unuttun, mevhum bir tabiata isnad ettin, âsârını esbaba verdin, o Hâlıkın malını bâtıl mâbud olan tâğutlara taksim ettin. Şu noktada ve o dehân nazarında, her zîhayat, herbir insan, tek başıyla hadsiz a'dâya karşı mukavemet etmek ve nihayetsiz hâcâtın tahsiline çabalamak lâzım geliyor. Ve zerre gibi bir iktidar, ince tel gibi bir ihtiyar, zâil lem'a gibi bir şuur, çabuk söner şule gibi bir hayat, çabuk geçer dakika gibi bir ömürle, o hadsiz a'dâya ve hâcâta karşı dayanmaya mecbur oluyor. Halbuki, o biçare zîhayatın sermayesi, binler matluplarından birisine kâfi gelmiyor. Musibete giriftar olduğu zaman, sağır, kör esbabdan başka derdine derman beklemiyor. 'Kafirlerin duası ancak boşa gider.' (Ra'd Suresi, 13:14) sırrına mahzar oluyor."(L., On yedinci Lem'a Beşinci Nota, s.118)
4 Bu âyet-i kerime, Kur'an'daki on dört secde âyetinin ikincisidir. (MB)
5 "Hem madem bu arz, kasret-i mahlûkat cihetiyle ve mütemadiyen değişen yüz binler çeşit çeşit envâ-ı zevi'l hayat ve zevi'l ervâhın meskeni, menşei, fabrikası, meşheri, mahşeri olması haysiyetiyle bu kâinatın kalbi, merkezi, hülâsası, neticesi, sebeb-i hilkati olarak gayet büyük öyle bir ehemmiyeti var ki, küçüklüğüyle beraber koca semâvâta karşı denk tutulmuş. Semâvî fermanlarda dâima 'Göklerin ve yerin Rabbi.' (Ra'd Suresi, 13:16) deniliyor." (Ş., Dokuzuncu Şua İkinci Nokta, s.188) (Ayrıca bk. Ş., On Birinci Şua Meyve Risalesi Altıncı Mes'ele sonu ve 15.Şua El-Hüccetüzzehra- İkinci Makamı, s.208 ve 637)
Hizb'ul Kur'an Meal Tefsir Çalışması Hakkında | Risale-i Nur'dan Hizb'ul Kur'an'ın Ehemmiyeti ile alakalı mektuplar | Kaynaklar ve Kısaltmalar | Ayet ve Sure İndeksi
Bu sayfada görmüş olduğunuz Hizb-ül Kur'an sayfaları Hizmet Vakfı tarafından hazırlanan Hizb'ül-Kur'an'dan alınmıştır. İzinsiz olarak alınıp çoğaltılması yasaktır.
