Meal
2.Bakara Sûresi'nden
216. Hoşunuza gitmese de savaş size farz kılındı.1 Olur ki hoşlanmadığınız bir şey sizin için daha hayırlıdır. Ve olur ki sevdiğiniz bir şey sizin için şerlidir.2 Allah bilir de siz bilmezsiniz.
254. Ey iman edenler, onda ne alışveriş, ne dostluk, ne de şefaatin olmadığı gün gelmeden önce, size rızk ettiklerimizden Allah yolunda harcayın. Kafirler, zalimlerin tâ kendileridir.
255. Allah (öyle Allah'tır ki) O'ndan başka ilâh yoktur.3 Gerçek hayat sahibidir, her şeyi ayakta tutandır. O'nu ne uyuklama, ne de uyku tutmaz.4 Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. O'nun izni olmadan, O'nun yanında kim şefaat edebilir? O, kullarının önlerindekini ve arkalarındakini bilir. Onlar ise, O'nun dilediğinden başka, O'nun ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar. O'nun kürsüsü gökleri ve yeri kaplamıştır. Onları korumak O'na ağır gelmez. O, çok yüce, çok büyüktür.5
256. Dinde zorlama yoktur; 6 doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. Artık kim tağutu (batıl tanrıları) 7 inkar ederse, kopması olmayan en sağlam kulpa yapışmıştır.8 Allah hakkıyle işiten, kemaliyle bilendir.
257. Allah iman edenlerin yardımcısıdır; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kafirlerin ise dostları tağuttur; onları nurdan karanlıklara çıkarır.9 İşte onlar cehennem arkadaşlarıdır. Onlar orada ebedi kalıcıdırlar.
Açıklamalar
1 "Hayr-ı kesîr için, şerr-i kalîl kabûl edilir. Eğer şerr-i kalil olmamak için, hayr-ı kesîri intac eden bir şer terkedilse; o vakit şerr-i kesîr irtikâb edilmiş olur. Meselâ: Cihada asker sevketmekte elbette bazı cüz'î ve maddî ve bedenî zarar ve şer olur. Fakat o cihadda hayr-ı kesîr var ki, İslâm küffarın istilasından kurtulur. Eğer o şerr-i kalil için cihad terkedilse, o vakit hayr-ı kesîr gittikten sonra şerr-i kesîr gelir. O ayn-ı zulümdür. Hem meselâ: Gangren olmuş ve kesilmesi lâzım gelen bir parmağın kesilmesi hayırdır, iyidir; halbuki zahiren bir şerdir. Parmak kesilmezse, el kesilir; şerr-i kesîr olur." (M., On İkinci Mektub İkinci Suâliniz, s.43)
2 "İhtiyarlık, hastalık ve benim yüzümden mâsum arkadaşlarımın zahmetlerinden bana gelen çok teellüm ve Nurların ta'til ve müsaderesinden gelen çok teessüf ve sıkıntı içinde çırpınırken, birden inayet-i Rabbaniye imdada yetişti. Birden o koca hapishaneyi bir Dershane-i Nuriyeye çevirip bir Medrese-i Yusufiye (A.S.) olduğunu isbat ederek, Medreset-üz Zehra kahramanlarının elmas kalemleriyle Nurlar intişara başladı. Hattâ o ağır şerait içinde Nur'un kahramanı, üç dört ay zarfında yirmiden ziyade Meyve ve Müdafaat Risalesi'nden yazdı. Hem hapiste, hem hariçte fütuhata başladılar. O musibetteki zararımızı büyük menfaatlere ve sıkıntılarımızı sevinçlere çevirdi. "Bakarsınız sizin hoşlanmadığınız bir şey, hakkınızda hayırlı olur." (Bakara Suresi, 2:216) sırrını tekrar gösterdi." (L., Yirmi Altıncı Lem'a -İhtiyarlar Lem'ası- On Altıncı Rica, s.264) (Ayrıca bk. Ş., On Üçüncü Şua ve On Dördüncü Şua, s.324 ve 481; EL-I., s.26, 72, 199 ve 245; KL., s.212)
3 "Kâinatta görünen Tanzimat, nizamat, müvazenat kabza-i tasarrufunda bir mizan ve nizam bulunan Hâlık'ın vücub-u vücuduna delalet etmekle "O Allah ki, Ondan başka ilâh yoktur." (Bakara Suresi, 2:255) cümlesini okur.
Ve keza kâinatta intizam ve ıttırad hüküm-fermadır. Bu iki sıfat, mutasarrıfın vahdetine ve bir olduğuna şehadet etmekle "O Allah ki, Ondan başka ilâh yoktur." (Bakara Suresi, 2:255) hakikatini ilân ediyor." (MN., Katre Birinci Bab, s.55; ayrıca bk.Nokta, s.246)
4 "Bu kâinatın Hâlık-ı Zülcelal'i Kayyum'dur. Yani bizâtihî kaimdir, daimdir, bâkidir. Bütün eşya onunla kaimdir, devam eder ve vücudda kalır, beka bulur. Eğer kâinattan bir dakikacık olsun o nisbet-i kayyumiyet kesilse, kâinat mahvolur. Hem o Zât-ı Zülcelal'in kayyumiyetiyle beraber Kur'an-ı Azîmüşşan'da ferman ettiği gibi (Leyse kemislihi şey'ün.) dür. Yani ne zâtında, ne sıfâtında, ne ef'alinde naziri yoktur, misli olmaz, şebihi yoktur, şeriki olmaz. Evet bütün kâinatı bütün şuunatıyla ve keyfiyatıyla kabza-i rububiyetinde tutup, bir hane ve bir saray hükmünde kemal-i intizam ile tedbir ve idare ve terbiye eden bir Zât-ı Akdes'e misil ve mesîl ve şerik ve şebih olmaz, muhaldir." (L., Otuzuncu Lem'a Altıncı Nükte Birinci Şua, s.341) (Ayrıca bk. M., Yirminci Mektub İkinci Makam Altıncı Kelime, s.238)
5 "İşte Ayet-el Kürsî'de on cümle ile on tabaka-i tevhidi ayrı ayrı renklerde ispat etmekle beraber "Onun katında, Onun izni olmaksızın kim şefaat edebilir?" (Bakara Suresi, 2:255) cümlesiyle, gayet keskin bir şiddetle şirki ve gayrın müdahalesini keser, atar. Hem şu âyet İsm-i Âzamın mazharı olduğundan, hakaik-ı İlâhiyeye ait mânâları âzamî derecededir ki, âzamiyet derecesinde bir tasarruf-u rububiyeti gösteriyor. Hem umum semâvat ve arza birden müteveccih tedbir-i ulûhiyeti en âzamî bir derecede, umuma şamil bir hafîziyeti zikrettikten sonra, bir rabıta-i vahdet ve birlik ciheti, o âzamî tecelliyatlarının menbalarını "O, çok yüce, çok büyüktür." (Bakara Suresi, 2:255) ile hûlâsa eder." (S., Yirmi Beşinci Söz-Mu'cizat-ı Kur'aniyye Risalesi- İkinci Şule İkinci Nur Altıncı Nükte-i Belâgat, s.421)(Ayrıca bk. Ş., On Birinci Şua-Meyve Risalesi- On Birinci Mes'elenin Haşiyesinin Bir Lahikasıdır, s.270)
6 "Bir İslâm memleketinde yaşayan müşrik, îmân etmek veya cizye vermek husûsunda seçim sâhibidir. Böyle bir kimseye İslâm'ı kabûl etmek için zorlama yapılamaz. Ancak mü'min olan kimseler dinden çıktıkları takdirde, ahidlerini bozduklarından dolayı tevbe etmezlerse cezâlandırılırlar." (KMM., Bakara Sûresi 256.âyet açıklaması, s.41)
7 "Felâsifenin bir taifesi, Cenâb-ı Hakk'a 'Mûcib-i bizzat' demişler, ihtiyarını nefyetmişler; ihtiyarını isbat eden bütün kâinatın nihayetsiz şehadetlerini tekzib etmişler. Feyâ Sübhanallah! Şu kâinatta zerreden şemse kadar bütün mevcudat taayyünatlarıyla, intizamatıyla, hikmetleriyle, mizanlarıyla Sâni'in ihtiyarını gösterdikleri halde, şu kör olası felsefenin gözü görmüyor.(...) Cenâb-ı Hak bütün esmâsiyle ve kâinat bütün hakaikıyla ve silsile-i nübüvvet bütün tahkikatıyla ve Kütüb-ü Semaviye bütün âyâtıyla gösterdikleri haşir ve âhiret kapısını bulmayıp, haşri nefyedip, ervahlara bir ezeliyet isnad etmişler. İşte bu hurafatlara sair mes'elelerini kıyas edebilirsin. Evet şeytanlar, güya ene'nin gaga ve pençesiyle dinsiz feylesoflarının akıllarını havaya kaldırıp dalalet derelerine atıp dağıtmıştır. Küçük âlemde ene, büyük âlemde tabiat gibi tâgutlardandır." (S., Otuzuncu Söz Birinci Maksad Dördüncü Misal, s.544)
8 " "Kim Allah' iman ederse, en sağlam bir kulpa yapışmıştır." (Bakara Suresi, 2:256) Bu iki kudsî cümleler, kuvvetli münasebet-i maneviye ile beraber makam-ı cifrî ve ebcedî hesabıyla, birincisi Risalet-ün Nur'un ismine, ikincisi onun tahakkukuna ve tekemmülüne ve parlak fütuhatına manen ve cifren tam tamına tetabukları bir emaredir ki; Risalet-ün Nur bu asırda, bu tarihte bir "urvetül vüska"dır. Yani çok muhkem, kopmaz bir zincir ve bir "hablullah"tır. Ona elini atan, yapışan necat bulur diye mânâyı remziyle haber verir." (Ş., On Birinci Şua-Meyve Risalesi- On Birinci Mes'elenin Haşiyesinin Bir Lahikasıdır, s.272) (Ayrıca bk. Ş., Birinci Şua Dokuzuncu âyet, s.700)
9 "İnsan, nur-u îman ile âlâ-yı illiyyine çıkar; Cennet'e lâyık bir kıymet alır. Ve zulmet-i küfür ile, esfel-i safilîne düşer; Cehennem'e ehil (olacak) bir vaziyete girer. Çünki iman, insanı Sâni'-i Zülcelal'ine nisbet ediyor; iman, bir intisabdır. Öyle ise insan, iman ile insanda tezahür eden san'at-ı İlahiye ve nukuş-u esma-i Rabbaniye itibariyle bir kıymet alır. Küfür, o nisbeti kat'eder. O kat'dan san'at-ı Rabbaniye gizlenir. Kıymeti dahi yalnız madde itibariyle olur. Madde ise, hem fâniye, hem zâile, hem muvakkat bir hayat-ı hayvânî olduğundan kıymeti hiç hükmündedir."
"İman nasılki bir nurdur, insanı ışıklandırıyor, üstünde yazılan bütün mektubat-ı Samedaniyeyi okutturuyor. Öyle de, kâinatı dahi ışıklandırıyor. Zaman-ı mâzi ve müstakbeli, zulümattan kurtarıyor.(...) İşte enaniyetine îtimad eden, zulümat-ı gaflete düşen, dalalet karanlığına mübtela olan adam; o vakıada evvelki halime benzer ki: O cep feneri hükmünde nâkıs ve dalalet-âlûd malûmat ile zaman-ı maziyi, bir mezar-ı ekber suretinde ve adem-âlûd bir zulümat içinde görüyor. İstikbali, gayet fırtınalı ve tesadüfe bağlı bir vahşetgâh gösterir. Hem herbirisi, bir Hakîm-i Rahîm'in birer memur-u müsahharı olan hâdisat ve mevcudatı, muzır birer canavar hükmünde bildirir. "İnkar edenlerin dostu isetağutlarıdır; onları iman nurundan mahrum bırakıp inkar karanlıklarına sürüklerler." (Bakara Suresi, 2:257) hükmüne mahzar eder." (S., Yirmi Üçüncü Söz Birinci Mebhas Bir ve İkinci Noktalar, s.312 ve 314) (Ayrıca bk. Ş., On Birinci Şua-Meyve Risalesi- On Birinci Mes'elenin Haşiyesinin Bir Lahikasıdır, s.270)
Hizb'ul Kur'an Meal Tefsir Çalışması Hakkında | Risale-i Nur'dan Hizb'ul Kur'an'ın Ehemmiyeti ile alakalı mektuplar | Kaynaklar ve Kısaltmalar | Ayet ve Sure İndeksi
Bu sayfada görmüş olduğunuz Hizb-ül Kur'an sayfaları Hizmet Vakfı tarafından hazırlanan Hizb'ül-Kur'an'dan alınmıştır. İzinsiz olarak alınıp çoğaltılması yasaktır.
