Meal
22. Hac Sûresi'nden
62. Bu böyledir; çünkü Allah, hakkın tâ kendisidir ve O'ndan başka ibadet ettikleri şeyler de, batılın tâ kendisidir. Şüphesiz Allah pek yücedir, pek büyüktür.
63. Görmedin mi, Allah gökten su indirdi de yeryüzü onunla yemyeşil oluyor. Şüphesiz Allah çok latiftir, her şeyden haberdardır.
64. Göklerdeki ve yerdeki şeyler O'nundur. Şüphesiz Allah gerçekten zengindir, övgüye layıktır.1
65. Görmedin mi, şüphesiz Allah yerde olan şeyleri ve denizde emri ile akan gemileri sizin emrinize verdi.2 İzni ile olması hariç, göğü yerin üzerine düşmekten O tutar. Şüphesiz Allah, elbette çok şefkatli, çok merhametlidir.
66. O ki sizi diriltti. Sonra sizi öldürür, sonra (yine) diriltir. Şüphesiz insan gerçekten çok nankördür.
67. Biz, her ümmet için, onula amel edecekleri bir şeriat kıldık. Artık sakın seninle bu işte çekişmesinler. Sen Rabbine davet et. Şüphesiz sen, dosdoğru bir hidayet üzerindesin.
68. Eğer seninle mücadele ve münakaşa ederlerse, de ki: "Allah yaptıklarınızı daha iyi bilendir".
69. Allah, ihtilaf ettiğiniz şeylerde, kıyamet gününde aranızda hüküm verecektir.
70. Bilmedin mi ki, şüphesiz Allah, gökte ve yerde olanları bilir. Şüphesiz bu, bir kitaptadır.3 Şüphesiz bu, Allah'a çok kolaydır. (...)
Açıklamalar
1 "Lehül hamd. Yani: Hamd ve senâ, medih ve minnet O'na mahsustur, O'na lâyıktır. Demek nimetler O'nundur ve O'nun hazinesinden çıkar. Hazine ise daimîdir. (...) Lehül hamd. Yani, bütün mevcudatta sebeb-i medih ve senâ olan kemâlât O'nundur. Öyleyse, hamd dahi O'na aittir. Ezelden ebede kadar, her kimden her kime karşı gelen ve gelecek medh ü senâ O'na aittir. Çünkü sebeb-i medih olan nimet ve ihsan ve kemal ve cemal ve medar-ı hamd olan herşey O'nundur, O'na aittir. Evet, âyât-ı Kur'âniyenin işârâtıyla, bütün mevcudattan daimî bir surette dergâh-ı İlâhiyeye giden bir ubudiyettir, bir tesbihtir, bir secdedir, bir duadır ve bir hamd ü senâdır ki, daimî o dergâha gidiyor." (M., Yirminci Mektub Beşinci Kelimeler, s.225, 236)
2 "Evet, kâinatın envâını hikmet dairesinde insanın etrafında toplayıp, bütün hâcâtına kemâl-i intizam ve inâyetle koşturmak, bilbedâhe, iki hâletten birisidir: Ya kâinatın herbir nev'i, kendi kendine insanı tanıyor, ona itaat ediyor, muavenetine koşuyor-bu ise yüz derece akıldan uzak olduğu gibi, çok muhâlâtı intaç ediyor ya insan gibi bir âciz-i mutlakta en kuvvetli bir sultan-ı mutlakın kudreti bulunmak lâzım geliyor. Veyahut bu kâinatın perdesi arkasında bir Kadîr-i Mutlakın ilmiyle bu muavenet oluyor. Demek, kâinatın envâı insanı tanıyor değil; belki insanı bilen ve tanıyan, merhamet eden bir Zâtın tanımasının ve bilmesinin delilleridir.
Ey insan! Aklını başına al. Hiç mümkün müdür ki, bütün envâ-ı mahlûkatı sana müteveccihen muavenet ellerini uzattıran ve senin hâcetlerine lebbeyk dedirten Zât-ı Zülcelâl seni bilmesin, tanımasın, görmesin? Madem seni biliyor, rahmetiyle bildiğini bildiriyor. Sen de Onu bil, hürmetle bildiğini bildir" (L., On dördüncü Lem'a İkinci Makam Üçüncü Sır, s.98)
3 "Elhasıl: Madem en basit ve en aşağı derece-i hayat olan nebâtat hayatı bu derece kaderin nizamına tâbidir. Elbette, en yüksek derece-i hayat olan hayat-ı insaniye, bütün teferruatıyla kaderin mikyasıyla çizilmiştir ve kalemiyle yazılıyor. Evet, nasıl katreler buluttan haber verir; reşhalar su menbaını gösterir; senetler, cüzdanlar bir defter-i kebirin vücuduna işaret ederler. Öyle de, şu meşhudumuz olan, zîhayatlardaki intizam-ı maddî olan bedihî kader ve intizam-ı mânevî ve hayatî olan nazarî kaderin reşhaları, katreleri, senetleri, cüzdanları hükmünde olan meyveler, nutfeler, tohumlar, çekirdekler, suretler, şekiller, bilbedâhe, Kitab-ı Mübîn denilen irade ve evâmir-i tekviniyenin defterini ve İmam-ı Mübîn denilen ilm-i İlâhînin bir divanı olan Levh-i Mahfuzu gösterir." (S., Yirmi Altıncı Söz Üçüncü Mebhas, s.470) (Ayrıca bk. Onuncu Söz Yedinci Suret Haşiye, s.53)
Hizb'ul Kur'an Meal Tefsir Çalışması Hakkında | Risale-i Nur'dan Hizb'ul Kur'an'ın Ehemmiyeti ile alakalı mektuplar | Kaynaklar ve Kısaltmalar | Ayet ve Sure İndeksi
Bu sayfada görmüş olduğunuz Hizb-ül Kur'an sayfaları Hizmet Vakfı tarafından hazırlanan Hizb'ül-Kur'an'dan alınmıştır. İzinsiz olarak alınıp çoğaltılması yasaktır.
