Sayfa

Meal

30. Rum Sûresi'nden
25. O'nun (varlığının) delillerinden (biri de), göğün ve yerin O'nun emri ile durmasıdır. Sonra sizi bir davetle çağırdığı zaman, hemen yerden (kabirden) çıkarsınız.1
26. Göklerde ve yerde kimler varsa, hepsi O'na boyun eğiciler.
27. O ki, yaratmağa başlar ve onu tekrar eder. O, O'na pek kolaydır.2 Göklerde ve yerde en yüce misal (sıfatlar) O'nundur.3 O, mutlak galip, hikmet sahibidir.
40. Allah O (Zat) ki, sizi yarattı, sonra size rızk verdi. Sonra sizi öldürecek, sonra da sizi diriltecektir. (Allah'a eş tuttuğunuz ) Ortaklarınızdan, bunlardan hiçbirini yapan var mı? O, münezzehtir ve onların şirk koştukları şeyden pek yücedir.
48. Allah O (Zattır) ki, rüzgârları gönderir de bulutu kaldırır, onu gökte nasıl dilerse öyle yayar. Onu parça parça eder. Yağmurun, onun arasından çıktığını görürsün. Onu (yağmuru) kullarından dilediğine nasip ettiği zaman, birden onlar sevinirler.
4
49. Oysa onlar, daha önce üzerlerine (yağmur) indirilmeden, gerçekten ümit kesenler idiler.
50. Allah'ın rahmetinin eserlerine bak, yeri ölümünden sonra nasıl diriltiyor?
5 Şüphesiz O, elbette ölüleri de dirilticidir. O, her şeye kadirdir.
54. Allah O (zattır) ki, sizi zayıflıktan yarattı, sonra zayıflığın ardından kuvvet verdi, sonra kuvvetin ardından da zayıflık ve ihtiyarlık verdi.6 O, dilediğini yaratır.7O, hakkıyle bilen, üstün kudret sahibidir. (...)

Açıklamalar

1 "Bilmüşahede, nasıl ki zeminin cevfinde saklanmış ve ölmüş hükmündeki tohumlar ve cevv-i semâda, ademde ve küre-i havaiyede dağılmış, saklanmış katreler; nasıl kemâl-i intizam ve sür'atle haşrolup her baharda meydan-ı tecrübe ve imtihana çıkıyorlar; zeminde hububat, semâda katarat her vakit bir mahşer-nümun suretini alırlar; öyle de, haşr-i ekber dahi öyle kolay zuhur eder. Madem bunu görüyorsunuz; onu dahi inkâr edemezsiniz. Ve hâkezâ."(M.,Yirmi Dokzuncu Mektub Birinci Kısım Dördüncü Nükte, s.392) (Ayrıca bk. Ş., 11.Şua-Meyve Risalesi- Yedinci Mes'ele, s. 214)

2 "Nasılki bir taburun askerleri istirahat için dağılsa, sonra bir boruyla çağırılsa, kolay bir surette tabur bayrağı altında toplanmaları, yeniden bir tabur teşkil etmekten çok kolay ve çok rahattır. Öyle de, bir bedende birbiriyle imtizaçla ünsiyet ve münasebet peydâ eden zerrât-ı esasiye, Hazret-i İsrafil Aleyhisselâmın sûru ile Hâlık-ı Zülcelâlin emrine "Lebbeyk" demeleri ve toplanmaları, aklen birinci icaddan daha kolay, daha mümkündür. Hem bütün zerrelerin toplanmaları belki lâzım değil. Nüveler ve tohumlar hükmünde olan ve hadiste "acbü'z-zeneb" tabir edilen ecza-yı esasiye ve zerrât-ı asliye, ikinci neş'e için kâfi bir esastır, temeldir. Sâni-i Hakîm, beden-i insanîyi onların üstünde bina eder." (S., Yirmi Dokuzuncu Söz İkinci Maksad İkinci Esas, s.524)

3 "Evet, bütün kâinatı bir saray, bir ev gibi muntazam idare eden ve yıldızları ve zerreler gibi hikmetli ve kolay çeviren ve gezdiren ve zerrâtı muntazam memurlar gibi istihdam eden Zât-ı Akdes-i İlâhînin şerîki, nazîri, zıddı, niddi olmadığı gibi "Onun benzeri hiçbir şey yoktur. O her şeyi hakkıyla işitir, her şeyi hakkıyla görür." (Şûra Suresi, 42:11) sırriyle sûreti, misli, misâli, şebîhi dahi olamaz. Fakat, "Göklerde ve yerde tecelli eden en yüce sıfatlar Onundur. Onun kudreti her şeye galiptir; Onun hikmeti her şeyi kuşatır." (Rum Suresi, 30:27) sırriyle, mesel ve temsil ile şuûnatına ve sıfât ve esmâsına bakılır. Demek mesel ve temsil, şuûnat nokta-i nazarında vardır..." (L., On Dördüncü Lem'a İkinci Makam Beşinci Sır, s.101) (Ayrıca bk. Ş., On Birinci Şua-Meyve Risalesi- Onuncu Mes'ele-Emirdağı Çiçeği- s.249)

4 "Şimdi bulutlara bak! Yağmurun şıpıltıları mânâsız bir ses olmadığına ve şimşek ile gök gürlemesi boş bir gürültü olmadığına kat'î delil ise, hâli bir boşlukta o acaibi icad etmek ve onlardan âb-ı hayat hükmündeki damlaları sağmak ve zemin yüzündeki muhtaç ve müştak zîhayatlara emzirmek gösteriyor ki, o şırıltı, o gürültü, gayet mânidar ve hikmettardır ki, bir Rabb-i Kerîmin emriyle müştaklara o yağmur bağırıyor ki, "Sizlere müjde, geliyoruz!" mânasını ifade ederler." (S., Otuz Üçüncü Söz Yirminci Pencere, s.671)

5 "Evet, bahar mevsiminde, ölmüş arzın ihyâsı içinde üçyüz bin haşrin nümunelerini kemâl-i intizamla icad etmek ve arzın sayfasında, birbiri içinde, üç yüz bin muhtelif envâın efradını hatasız ve sehivsiz, galatsız, noksansız, gayet mevzun, manzum, gayet muntazam ve mükemmel bir surette yazmak, elbette, nihayetsiz bir kudrete ve muhit bir ilme ve kâinatı idare edecek bir iradeye mâlik bir Zât-ı Zülcelâlin, bir Kadîr-i Zülkemâlin ve bir Hakîm-i Zülcemâlin sikke-i mahsusası olduğunu, zerre miktar şuuru bulunanın derk etmesi lâzım gelir. Kur'ân-ı Hakîm ferman ediyor ki: "Şimdi bak Allah'ın rahmet eserlerine; yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor. Bunu yapan, elbette ölüleri de öyle diriltecektir. O her şeye hakkıyla kadirdir." (Rum Suresi, 30:50) Evet, zeminin diriltilmesinde, üç yüz bin haşrin nümunelerini birkaç gün zarfında yapan, gösteren Kudret-i Fâtıraya, elbette insanın haşri ona kolay gelir?" (S., Yirmi İkinci Söz İkinci Makam Altıncı Lem'a, s.301) (Ayrıca bk. S., Onuncu Söz Dokuzuncu Hakikat ve Hatime, Otuz İkinci Söz Birinci Mevkıf sonu, Otuz Üçüncü Söz Yirmiikinci Pencere, s.82, 91, 599, 673; L., Otuzuncu Lem'a Beşinci ve Altıncı Nükte, s.329 ve 347; Ş., Yedinci Şua-Ayet-ül Kübra- Birinci Makamın Üçncü Mertebesi, Yedinci Şua, On Birinci Şua-Meyve Risalesi- Yedinci Mes'ele, s.111, 181, 209; MN., Lem'alar Altıncı Lem'a, s.15, Lâsiyyemalar, s.47; NİK., On Dördüncü Ders Yedinci Lem'a, s.114)
"her bahar mevsiminde ihyâ-yı arz keyfiyetinde üçyüzbin tarzda haşrin numunelerini nihayet derecede girift, birbirine karıştırdığı halde nihayet derecede intizam ve temyiz ile nazar-ı beşere gösteriyor ki, bunları böyle yapan Zâta, Haşir ve Kıyamet ağır olamaz, der. Hem zeminin sahifesinde yüzbinler envâı, beraber birbiri içinde kalem-i kudretiyle hatâsız, kusursuz yazmak; birtek Vâhid-i Ehad'in sikkesi olduğundan, şu âyetle Güneş gibi vahdâniyeti isbat etmekle beraber, Güneşin tulû ve gurubu gibi kolay ve kat'i, Kıyamet ve Haşri gösterir."(S., Yirmi Beşinci Söz-Mu'cizat-ı Kur'aniyye Risalesi- Birinci Şule Birinci Şua İkinci Suret Beşinci Nokta, s.381)

6 "İ'lem Eyyühel-Aziz! İnsan bir yolcudur. Sabâvetten gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder. Her iki hayatın levazımatı, Mâlik-ül Mülk tarafından verilmiştir. Fakat o levazımatı, cehlinden dolayı tamamen bu hayat-ı fâniyeye sarfediyor. Halbuki, o levazımattan lâakal onda biri dünyevî hayata, dokuzu hayat-ı bakiyeye sarfetmek gerektir. " (MN., Onuncu Risale, s.223)

7 "İşte bu Hallâkıyet-i Rabbaniyenin içinde; o sevimli ve sevdiği masnuatın, hususan zîhayatların hiçbirine göz açtırmayarak Alem-i Gayba gönderiyor; hiçbirine nefes aldırmayarak dünyadaki hayattan terhis ediyor, mütemadiyen bu misafirhane-i âlemi doldurup misafirlerin rızası olmayarak boşaltıyor. Kalem-i kazâ ve kader, küre-i arzı yazar bozar tahtası gibi yaparak, "Yuhyî ve Yumît" cilveleriyle mütemadiyen küre-i arzda yazılarını yazar ve o yazıları tazelendirir, tebdil eder." (L., Otuzuncu Lem'a Altıncı Nükte Üçüncü Şua, s.347)


Hizb'ul Kur'an Meal Tefsir Çalışması Hakkında | Risale-i Nur'dan Hizb'ul Kur'an'ın Ehemmiyeti ile alakalı mektuplar | Kaynaklar ve Kısaltmalar | Ayet ve Sure İndeksi

Bu sayfada görmüş olduğunuz Hizb-ül Kur'an sayfaları Hizmet Vakfı tarafından hazırlanan Hizb'ül-Kur'an'dan alınmıştır. İzinsiz olarak alınıp çoğaltılması yasaktır.

Yükleniyor...