Meal
3. Ali İmran Sûresi'nden
29. De ki: "Göğüslerinizdekini (kalplerinizdekini) gizleseniz de, yahut onu açıklasanız da, Allah onu bilir. Göklerdeki ve yerdeki şeyleri de bilir.1 Allah her şeye kadirdir.
30. Hatırlayın o günü ki, o gün her nefis, yaptığı hayrı hazır bulacak. Yaptığı kötülükle de kendi arasında uzak bir mesafe olmasını arzu edecek. Allah, sizi kendisinden sakındırır. Allah kullarını pek esirgeyendir.2
31. De ki: "Eğer Allah'ı seviyorsanız bana tabi olun ki, Allah da sizi sevsin 3 ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir."
133. Rabbinizin bağışına ve eni göklerle yerler kadar olup takva sahipleri için hazırlanmış olan cennete koşun!
134. Onlar ki; mallarını bollukta ve darlıkta (Allah yolunda) harcarlar, öfkelerini yutarlar ve insanları affederler.4 Allah iyilik edenleri sever.
135. Ve onlar ki; çirkin bir şey yaptıkları veyahut nefislerine zulmettikleri zaman, Allah'ı hatırlar ve günahlarının bağışlanmasını isterler. Zaten günahları Allah'tan başka kim bağışlar? Ve onlar yaptıkları şeyin (kötülüklerin) üzerinde bilerek ısrar etmezler.
136. İşte onların mükafatı, Rablerinden bir bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlerdir. Çalışanların mükafatı ne güzeldir!
137. Gerçekten sizlerden önce olaylar (İlahi kanunlar, şeriatler) gelip geçmiştir. Onun için yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların akibeti nasıl olmuş bir bakın.5
Açıklamalar
1 "Şu kâinatta görünen ef'al ile tasarruf edip îcad eden Sâni'in, bir muhit ilmi var. Ve o ilim, O'nun Zâtının hâssa-i lâzime-i zaruriyesidir. İnfikaki muhaldir.(...) Yâni, hiçbir şey O'ndan gizlenmesi kabil değildir. Perdesiz, Güneş'e karşı zemin yüzündeki eşya, Güneş'i görmemesi kabil olmadığı gibi; o Alîm-i Zülcelal'in nur-u ilmine karşı eşyanın gizlenmesi, bin derece daha gayr-ı kabildir, muhaldir. Çünki huzur var. Yani herşey daire-i nazarındadır ve mukabildir ve daire-i şuhudundadır ve herşey'e nüfuzu var. Şu camid Güneş, şu âciz insan, şu şuursuz röntgen şuaı gibi zînurlar; hâdis, nâkıs ve ârızî oldukları halde, onların nurları, mukabilindeki her şey'i görüp nüfuz ederlerse; elbette vâcib ve muhit ve zâtî olan nur-u ilm-i ezelîden hiçbir şey gizlenemez ve haricinde kalamaz." (M., Yirminci Mektub İkinci Makam Dokuzuncu Kelime, s.242) (bk. L., Yirmi Altıncı Lem'a -İhtiyarlar Lem'ası- On Birinci Rica, s.242)
2 "Şu mevcûdatın Mâliki, mülkünde cereyan eden herşeyin inzibatına büyük bir ihtimamı var. Hem hâkimiyet vazifesinde nihayet derecede dikkat eder. Hem rububiyet-i saltanatında gayet ihtimamı gözetir. O derece ki, en küçük bir hâdiseyi, en ufak bir hizmeti yazar, yazdırır. Mülkünde cereyan eden herşeyin suretini müteaddid şeylerde hıfzeder. Şu hafîziyet işaret eder ki: Ehemmiyetli bir muhasebe-i a'mal defteri açılacak ve bilhâssa mahiyetçe en büyük, en mükerrem, en müşerref bir mahluk olan insanın büyük olan amelleri, mühim olan fiilleri; mühim bir hesab ve mizana girecek, sahife-i amelleri neşredilecek.
Acaba hiç kabil midir ki: İnsan, hilafet ve emanetle mükerrem olsun, rububiyetin külliyat-ı şuununa şahid olarak kesret dairelerinde, vahdaniyet-i İlahiyenin dellâllığını ilân etmekle, ekser mevcudatın tesbihat ve ibadetlerine müdahale edip zabitlik ve müşahidlik derecesine çıksın da sonra kabre gidip, rahatla yatsın ve uyandırılmasın? Küçük büyük her amellerinden sual edilmesin? Mahşere gidip Mahkeme-i Kübrayı görmesin! Hayır ve aslâ!.."(S.,Onuncu Söz-Haşir Risalesi- Yedicinci Hakikat, s.78) (bk. L.,Onuncu Lem'a-Şefkat Tokatları, s.40)
3 "Şu âyet-i kerîme der ki: "Eğer ALLAH'a muhabbetiniz varsa, Habibullah'a ittiba edilecek. İttiba edilmezse, netice veriyor ki: ALLAH'a muhabbetiniz yoktur.' MUHABBETULLAH varsa, netice verir ki: HABİBULLAH'ın Sünnet-i Seniyesine ittibaı intac eder. Evet Cenab-ı Hakk'a iman eden, elbette ona itaat edecek. Ve itaat yolları içinde en makbulü ve en müstakimi ve en kısası, bilâ-şüphe HABİBULLAH'ın gösterdiği ve takip ettiği yoldur.(...) Elhasıl: MUHABBETULLAH, Sünnet-i Seniyenin ittibaını istilzam edip intac ediyor. Ne mutlu o kimseye ki, Sünnet-i Seniyeye ittibaından hissesi ziyade ola. Veyl o kimseye ki, Sünnet-i Seniyeyi takdir etmeyip, bid'alar giriyor." (L., On Birinci Lem'a Mirkat-üs Sünneti ve Tiryâku Maraz-ıl Bid'a Beşinci Nükte, s.52) (bk.S.,On Sekizinci Söz Üçüncü Nokta ve Yirmi Dördüncü Söz Beşinci Dal Birinci Meyve, s.232 ve 360)
4 "Mü'minlerde nifak ve şikak, kin ve adavete sebebiyet veren tarafgirlik ve inad ve hased; hakikatça ve hikmetçe ve insaniyet-i kübra olan İslâmiyetçe ve hayat-ı şahsiyece ve hayat-ı içtimaiyece ve hayat-ı maneviyece çirkin ve merduddur, muzır ve zulümdür ve hayat-ı beşeriye için zehirdir."
"İŞTE EY MÜ'MİNLER!.. Ehl-i îman aşiretine karşı tecavüz vaziyetini almış ne kadar aşiret hükmünde düşmanlar olduğunu bilir misiniz? Birbiri içindeki daireler gibi yüz daireden fazla vardır. Her birisine karşı tesanüd ederek, el-ele verip müdafaa vaziyeti almaya mecbur iken; onların hücumunu teshil etmek, onların harîm-i İslâma girmeleri için kapıları açmak hükmünde olan garazkârane tarafgirlik ve adavetkârane inad; hiçbir cihetle ehl-i imana yakışır mı? O düşman daireler ehl-i dalalet ve ilhaddan tut, tâ ehl-i küfrün âlemine, tâ dünyanın ehval ve mesaibine kadar birbiri içinde size karşı zararlı bir vaziyet alan, birbiri arkasında size hiddet ve hırs ile bakan, belki yetmiş nevi düşmanlar var. Bütün bunlara karşı kuvvetli silâhın ve siperin ve kal'an: Uhuvvet-i İslâmiyedir. Bu kal'a-i İslâmiyeyi, küçük adavetlerle ve bahanelerle sarsmak; ne kadar hilaf-ı vicdan ve ne kadar hilâf-ı maslahat-ı İslâmiyye olduğunu bil, ayıl!" (M.,Yirmi İkinci Mektub Birinci Mebhas ve Beşinci Vecih, s.262 ve 270) (bk. L., Yirmi Altıncı Lem'a-İhtiyarlar Risalesi 15.Rica, s.260; KL., s.196)
5 "Evet, Kavm-i Nuh ve Semud ve Âd ve Firavun ve Nemrud gibi bütün muarızlar gazab-ı İlahîyi ve azabını ihsas edecek bir tarzda gaybî tokatlar yedikleri gibi.. kafile-i kübranın Nuh Aleyhisselâm, İbrahim Aleyhisselâm, Musa Aleyhisselâm, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm gibi bütün kudsî kahramanları dahi, hârika ve mu'cizane ve gaybî bir surette mu'cizelere ve ihsanat-ı Rabbaniyeye mahzar olmuşlar." (Ş., Altıncı Şua İkinci Cihet, s.96)
"..Bu kâinatın ve içindeki nev-i beşerin Hakîm ve Adil ve Muhsin ve Kerim ve Aziz ve Kahhar bir Mutasarrıfı, bir Rabbi var ki; Nuh ve İbrahim, Musa ve Hud ve Sâlih gibi (Aleyhimüsselâm) çok nebilere pek hârika bir surette tarihî ve geniş hâdiselerle muzafferiyet ve necatları vermiş ve Semud ve Âd ve Firavun kavimleri gibi çok zalimlere ve münkirlere dahi, peygamberlere isyanlarına mukabil dünyada dahi bir ceza olarak, başlarına dehşetli semavî musibetler indirmiş." (Ş.,On Beşinci Şua-Elhüccetüzzehra-Fatiha-i Şerifenin Bir Muhtasar Hülâsası Sekizinci Kelime, s.618) (bk. L.,On Üçüncü Lem'a On Birinci İşaret, s.83)
Hizb'ul Kur'an Meal Tefsir Çalışması Hakkında | Risale-i Nur'dan Hizb'ul Kur'an'ın Ehemmiyeti ile alakalı mektuplar | Kaynaklar ve Kısaltmalar | Ayet ve Sure İndeksi
Bu sayfada görmüş olduğunuz Hizb-ül Kur'an sayfaları Hizmet Vakfı tarafından hazırlanan Hizb'ül-Kur'an'dan alınmıştır. İzinsiz olarak alınıp çoğaltılması yasaktır.
