Meal
31. Lokman Sûresi'nden
16. "Ey oğulcuğum! Gerçekten o (iyilik), bir hardal tanesi kadar olsa da, bir kaya içinde olsa yahut göklerde yahut yerde olsa, Allah onu (senin karşına) getirir. Şüphesiz Allah, latiftir (çok lütufkârdır), her şeyden haberdardır."
17. "Ey oğulcuğum! Namazı dosdoğru kıl,1 iyiliği emret ve kötülükten men et. Başına gelene sabret.2 Şüphesiz bunlar, azmedilmeğe değer işlerdendir."
18. "İnsanlardan yüzünü çevirme, yeryüzünde şımararak yürüme. Şüphesiz Allah, hiçbir kendini beğeneni ve öğüneni sevmez.
19. "Yürüyüşünde mutedil ol. Sesini kıs. Çünkü seslerin en kötüsü, elbette merkeplerin sesidir."
22. Kim iyilik eden olarak, yüzünü / kendini Allah'a teslim ederse, en sağlam kulpa sarılmıştır. İşlerin sonu yalnız Allah'a (dayanır).
23. (Resûl'üm!) Kim inkar ederse, onun inkarı seni üzmesin. Onların dönüşü ancak bizedir, biz de onlara, yaptıklarını haber vereceğiz. Şüphesiz Allah, göğüslerin sahibini (kalplerde olanı) hakkıyle bilendir.
24. Onları az bir şey yararlandırırız, sonra da onları ağır bir azaba mecbur ederiz.
25. And olsun, eğer onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" 3 diye sorsan, mutlaka: "Allah" derler. Sen de: "Allah'a hamdolsun!" de. Hayır, onların çoğu bilmezler.
26. Göklerde ve yerdeki şeylerin hepsi Allah'ındır. Şüphesiz Allah, gerçek zengin, övgüye layık olandır.
27. Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem olsa, deniz de (mürekkep olsa) ve hatta, arkasından yedi deniz daha, ona yardım etse (hepsi mürekkep olsa), Allah'ın sözleri yazmakla bitmez.4 Şüphesiz Allah, mutlak galip, hikmet sahibidir.
Açıklamalar
1 "Evet, nasıl ki Fâtiha Kur'ana, insan kâinata fihristedir; namaz da hasenata fihristedir. Çünkü namaz; savm, hac, zekât ve sair hakikatleri hâvi olduğu gibi, idrakli ve idraksiz mahlûkatın ihtiyarî ve fıtrî ibadetlerinin nümunelerine de şâmildir. Meselâ secdede, rükûda, kıyamda olan melâikenin ibadetlerini, hem taş, ağaç ve hayvanların o ibadetlere benzeyen durumlarını andıran bir ibadettir.(...) Namaz, Hâlık-ı Zülcelâl tarafından her yirmi dört saat zarfında tayin edilen vakitlerde manevî huzuruna yapılan bir dâvettir. Bu dâvetin şe'nindendir ki, her kalb, kemâl-i şevk ve iştiyakla icabet etsin ve mi'raçvâri olan o yüksek münâcâta mazhar olsun. Namaz; kalblerde azamet-i İlâhiyeyi tesbit ve idame ve akılları ona tevcih ettirmekle adalet-i İlâhiyenin kanununa itaat ve nizam-ı Rabbânîye imtisal ettirmek için yegâne İlâhi bir vesiledir." (İİ., Sadaka, s.42)
2 "Sana bir musibet geldiği vakit, de: "Biz Allah'ın kullarıyız; dönüşümüz deancak Onadır." (Bakara Suresi, 2:156) Yani, "Ben Mâlikimin hizmetindeyim. Ey musibet! Eğer O'"nun izin ve rızasıyla geldinse, merhaba, safâ geldin. Çünkü, elbette bir vakit O'na döneceğiz ve O'nun huzuruna gideceğiz ve O'na müştakız." (L., On yedinci Lem'a Beşinci Nota, s.120)
"Ve sabırsızlık ise, Allah'tan şikâyeti tazammun eder. Ve ef'âlini tenkit ve rahmetini itham ve hikmetini beğenmemek çıkar. Evet, musibetin darbesine karşı şekvâ suretiyle elbette âciz ve zayıf insan ağlar. Fakat şekvâ O'na olmalı; O'ndan olmamalı. Hazret-i Yakup Aleyhisselâmın "Ben derdimi de, üzüntümü de ancak Allah'a şikayet ederi." (Yusuf Suresi, 12:86) demesi gibi olmalı. Yani, musibeti Allah'a şekvâ etmeli; yoksa Allah'ı insanlara şekvâ eder gibi "Eyvah! Of!" deyip, "Ben ne ettim ki bu başıma geldi?" diyerek âciz insanların rikkatini tahrik etmek zarardır; mânasızdır." (M., Yirmi Üçüncü Mektub Dördüncü Sualiniz, s.281)
"Evvelâ: Hiç telâş ve merak etmeyiniz. Hakkımızdaki her hadisede, hem perde altında, hem neticeler itibarıyla, hem rahmet ve inayetin iltifatları ve tebessümleri, hem kader ve kısmetin ve adalet ve şefkatin terbiyeleri var olduğu kat'î ve mükerrer tecrübelerle tahakkuk ettiğinden, biz en acı vaziyet ve sıkıntılara karşı, kemal-i sabır içinde şükür etmekle mükellefiz?" (TH., Afyon Hayatı, s.593) (Ayrıca bk. Ş., On Üçüncü Şua, s.296)
3 "Geçen fıkraların her birisinde, herşeyin tek bir Sâniin sun'u ve san'atı olduğuna delâlet eden başka bir âyet daha vardır. Evet, sehavetle kuvve-i iktisadiye arasında ve sür'atle mizanlı olmak arasında ve ucuzlukla kıymetli olmak arasında ve karışık olmakla mümtaz bulunmak arasında tezat vardır. Bu zıtları bir fiilinde cem etmek, ancak kudreti hadsiz bir Sâni-i Kadire mahsustur. (...) İşte bu izahdan "Velein seeltehum?" (Lokman Suresi, 31:25) âyet-i kerimesinin sırrı zahir oldu. Yâni, o inatlı münkire: "Hâlıik-ı Semavat ve Arz kimdir?" diye sorulduğu zaman çar ü naçar: "Allah'dır!" diyecektir." (MN., Lâsiyyemalar, s.36)
4 "Nasıl ki sıfat-ı Kelâmın kelimeleri var. Öyle de, Kudretin de mücessem kelimeleri var; İlmin de hikmetli kaderî kelimeleri var ki, bütün mevcudattır. Hususen zîhayatlar, hususen küçük mahlûklar, herbiri birer kelime-i Rabbâniyedir ki Mütekellim-i Ezelîye, kelâmdan daha kuvvetli bir surette işaret eder. Ve onların adedini, denizler mürekkeb olsa bitiremezler, (...) Bütün melâikelere ve insanlara, hattâ hayvanlara gelen umum ilhamlar, bir nevi kalâm-ı İlâhîdir. Bu kelâmın kelimâtı elbette gayr-ı mütenâhidir?" (OL., Yirmi Sekizinci Lem'a Beşinci Kelime, s.541) (Ayrıca bk. Kehf Suresi 109. âyet açıklaması, s.43; S., 12.Söz Dördüncü Esas, s.134)
Hizb'ul Kur'an Meal Tefsir Çalışması Hakkında | Risale-i Nur'dan Hizb'ul Kur'an'ın Ehemmiyeti ile alakalı mektuplar | Kaynaklar ve Kısaltmalar | Ayet ve Sure İndeksi
Bu sayfada görmüş olduğunuz Hizb-ül Kur'an sayfaları Hizmet Vakfı tarafından hazırlanan Hizb'ül-Kur'an'dan alınmıştır. İzinsiz olarak alınıp çoğaltılması yasaktır.
