Meal
31. Lokman Sûresi'nden
28. Sizin yaratılmanız ve diriltilmeniz, ancak bir tek nefis (tekbir kişinin yaratılması) gibidir.1 Şüphesiz Allah, hakkıyle işiten, hakkıyle görendir.
29. Görmedin mi Allah, geceyi gündüze katıyor, gündüzü de geceye katıyor.2 (O),Güneşi ve Ay'ı buyruğu altında tutmaktadır; her biri belli bir süreye kadar akar.3 Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
30. Bu böyledir. Çünkü Allah, gerçek haktır. O'ndan başka taptıkları şeyler ise batıldır. Şüphesiz Allah, pek yüce ve çok büyüktür.
31. Görmedin mi, gerçekten gemiler denizde Allah'ın lütfu ile yüzer. Bu, size varlığının delillerin-den göstermesi içindir. Şüphesiz bunda, çok sabreden, çok şükreden herkes için gerçekten ibretler vardır.
32. Onları dağlar gibi dalgalar kapladığı zaman, dini O'na has kılarak (ihlâsla) Allah'a yalvarırlar. Onları karaya çıkarınca / kurtarınca, içlerinden kimi orta yolu tutar. Ayetlerimizi ancak gaddar, nankörler inkâr eder.
33. Ey insanlar! Rabbinizden korkun. O günden çekinin ki, bir baba çocuğuna fayda vermez, çocuğu da babasına hiçbir şeyle fayda vermez. Şüphesiz Allah'ın va'di haktır. Öyleyse, dünya hayatı sakın sizi aldatmasın,4 Allah'a karşı aldatıcı şeytan da (Allah'ın affına güvendirerek sizi) aldatmasın!
34. Kıyametin bilgisi şüphesiz Allah, katındadır (yanındadır). Yağmuru O yağdırır, rahimlerdekini O bilir.5 Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilmez. Yine hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Şüphesiz Allah, hakkıyle bilendir, her şeyden haberdardır.
Açıklamalar
1 " Fâil, muktedirdir. Evet, nasıl haşrin muktazîsi, şüphesiz mevcuttur. Haşri yapacak Zât da nihayet derecede muktedirdir. Onun kudretinde noksan yoktur. En büyük ve en küçük şeyler O'na nisbeten birdirler. Bir baharı halk etmek, bir çiçek kadar kolaydır. Evet, bir Kadîr ki: Şu âlem; bütün güneşleri, yıldızları, âvâlimi, zerratı, cevahiri nihayetsiz lisanlarla O'nun azametine ve kudretine şehadet eder. Hiçbir vehim ve vesvesenin hakkı var mıdır ki, haşr-i cismâniyi O kudretten istib'âd etsin! (...) İşte Kudret-i İlâhîye zâtiyedir, öyle ise acz tahallül edemez. Hem melekûtiyet-i eşyaya taallûk eder. Öyle ise mevâni' tedâhül edemez. Hem nisbeti, kanunîdir. Öyle ise cüz', külle müsavi gelir ve cüz'i, küllî hükmüne geçer" (S., Yirmi Dokuzuncu Söz İkinci Maksad Üçüncü Esas, s.525)
"Evet, Hâlik-ı Rahîm, bir kuşun tüylü libasını hangi kanunla değiştiriyor, tazelendiriyor. O Sâni-i Hakîm, aynı kanunla, her sene küre-i arzın libasını tecdid eder. Hem o aynı kanunla, her asırda dünyanın şeklini tebdil eder. Hem aynı kanunla, kıyamet vaktinde kâinatın suretini tağyir edip değiştirir. Hem hangi kanunla zerreyi, mevlevî gibi tahrik ederse; aynı kanunla Küre-i Arz'ı meczub ve semaa kalkan mevlevî gibi döndürüyor ve o kanun ile âlemleri böyle çeviriyor ve manzume-i şemsiyeyi gezdiriyor. Hem hangi kanunla senin bedenindeki hüceyratın zerrelerini tazelendiriyor, tamir ve tahlil ediyorsa, aynı kanunla senin bağını her sene tecdid eder ve her mevsimde çok defa tazelendirir. Aynı kanunla, zemin yüzünü her bahar mevsiminde tecdid eder, taze bir peçe üstüne çeker. Hem o Sâni'-i Kadîr, hangi kanun-u hikmetle bir sineği ihya eder; aynı kanunla şu önümüzdeki çınar ağacını her baharda ihya eder ve o kanunla Küre-i Arz'ı yine o baharda ihya eder; ve aynı kanunla Haşirde mahlûkatı da ihyâ eder." (M., Yirmi Dördüncü Mektub İkinci Makam Birinci Mebhas, s290) (Ayrıca bk. S., Onuncu Söz Hatime ve Lemeât Kudrete Nisbeten Her şey Müsavidir., s.90 ve 699; M., Yirminci Mektub İkinci Makam Onuncu Kelime, s.251; L., Yirmi Altıncı Lem'a On Birinci Rica, s.241; Ş., Yedinci Şua İkinci Bab Üçüncü Hakikat İkinci sır, 11.Şua Yedinci Mes'ele, Sekizinci Mes'ele İkinci Nükte, On Beşinci Şua İkinci Makam Sekizinci basamak, s.161, 209, 234, 665 ve 667; MN., Hubab ve Nokta İkinci Bürhan, s.105 ve 248; STİ., İkinci Cümle, s.17-23)
2 "Hem, "Allah geceyi gündüze, gündüzü geceye katar," (Lokman Suresi, 31:29) âyetinin sarahatiyle, zemini döndürüp, gece-gündüz sayfalarını yapan ve çeviren ve yevmiye hâdisâtıyla yazan, değiştiren aynı Zât, aynı anda, en gizli, en cüz'î olan kalblerin hatıratlarını dahi bilir ve iradesiyle idare eder."( Ş., Yedinci Şua-Ayet-ül Kübra- İkinci Bab, s.154)
3 "Güneşi de bir kandil yaptı." (Nuh Suresi, 71:16) Yâni, lâmba tabiriyle şöyle bir üslûba pencere açar ki, şu âlem bir saray; ve içinde olan eşya ise, insana ve zîhayata ihzar edilmiş müzeyyenat ve mat'ûmat ve levazımat olduğunu; ve Güneş dahi musahhar bir mumdar olduğunu ihtarla Sâniin haşmetini ve Hâlıkın ihsanını ifham ederek tevhide bir delil gösterir ki, müşriklerin en mühim, en parlak mâbud zannettikleri Güneş, musahhar bir lâmba, câmid bir mahlûktur. Demek, "Sirâc" tabirinde, Hâlıkın azamet-i rububiyetindeki rahmetini ihtar eder; rahmetin vüs'atindeki ihsanını ifham eder; ve o ifhamda, saltanatının haşmetindeki keremini ihsas eder; ve o ihsasta, vahdâniyeti ilâm eder ve mânen der: "Câmid bir sirâc-ı musahhar, hiçbir cihette ibadete lâyık olamaz." Hem cereyan-ı tecrî tabirinde gece gündüzün, kış ve yazın dönmelerindeki tasarrufât-ı muntazama-i acibeyi ihtar eder ve o ihtarda, rububiyetinde münferid bir Sâni'in azamet-i kudretini ifham eder. Demek, Şems ve Kamer noktalarından beşerin zihnini gece ve gündüz, kış ve yaz sayfalarına çevirir ve o sayfalarda yazılan hâdisâtın satırlarına nazar-ı dikkati celbeder." (S., Yirmi Beşinci Söz-Mu'cizat-ı Kur'aniyye Risalesi-Birinci Şule Birinci Şua İkinci Suret Üçüncü Nokta, s.377) (Ayrıca bk. S., Yrmi Sekizinci Söz sonu, s.502)
4 "Ey gururlu, mağrur gafil! Sana ne olmuş ki, Müslümanları -ecanib tarzında- hayat-ı dünyeviyeye davet edersin" O hayat, uyku içinde bir lû'b ve hevâ içinde bir lehivden başka birşey değildir. Hem ne oluyorsun ki, keyiflerine kâfi gelen helâl ve tayyibat dariesinden huruca teşvik ederek, dinin ihmaline veya dinin bazı şeairinin terkine sebebiyet veriyorsun? Ve muharremat ve habisat dairesinde duhule teşcî ediyorsun? Ey müvesvis! Bilir misin, misalin neye benzer? O derece belâhet kesbetmiş bir sarhoşa benzer ki, arslanı attan, darağacını salıncaktan, cerahatli yarayı kırmızı gülden fark etmez." (NİK., Üçüncü Ders, s.23)
"Ey kardeş! Zırh ve silâh, namaz ve takvadır. Kur'ân'ın zincirini muhkem tut. Onun sözüne kulak ver. Başkaları seni aldatmasın. Şu zamanın gafil sarhoşları içinde seni, terk-i şeaire ve medeniyet-i dünyaya davet edenlere de ki: "Hey sersem gafiller! Benim halim sizi dinlemeye müsait değil. Zira benim arkamda, tâ kulağımın dibine kadar yakınlaşan ecel arslanı beni tehdit ediyor. Ve önümde bir darağacı dikilmiş ki, gece-gündüzün dönmesinden, zeval ve firak ağacı tesmiye edilen bu firak-ı elîm, benimle bütün sevdiklerimi asıp mahvetmektedir. (...) Ey gafil! Eğer ölümü öldürebilirsen, zevali dahi dünyadan izale edebilirsen ve acz ve fakrı beşerden kaldırabilirsen ve katiüttariklik yapmak için zihayatın, hususan insanın ebede giden yolunu seddedecek bir çare bulmuşsan, dinden istiğna ve dinin şeairini terk etmeye insanları davet edebilirsin. Yoksa ey sersem! Sus" Kur'an-ı Azimüşşanın dediğini dinle." (NİK., On Dördüncü Ders sonrası hülasa, s.143,146)
5 "Yağmurun vakt-i nüzulü bir kaideye merbut olmadığı için, doğrudan doğruya meşiet-i hassa-i İlâhiye ile bağlı ve hazine-i rahmetten hususî iradeye tâbi olduğunun bir sırr-ı hikmeti şudur ki: Kâinatta en mühim hakikat ve en kıymettar mahiyet vücut, hayat, nur, rahmettir ki, bu dört şey perdesiz, vasıtasız, doğrudan doğruya kudret-i İlâhiye ve meşiet-i hassa-i İlâhiyeye bakar. Sair masnuatta zâhirî esbab kudretin tasarrufâtına perde oluyorlar. Ve muttarid kanunlar ve kaideler, bir derece irade ve meşiete hicap oluyor. Fakat vücut, hayat, nur ve rahmette o perdeler konulmamış. (...) Rasadhanelerdeki aletle bir yağmurun mukaddemâtını hissedip vaktini tayin etmek gaibi bilmek değil, belki gaipten çıkıp âlem-i şehadete takarrubu vaktinde bazı mukaddemâtına ıttıla suretinde bilmektir. Nasıl en hafî umur-u gaybiye vukua geldikte, veyahut vukua yakın olduktan sonra, hiss-i kablelvukuun bir nev'iyle bilinir. O gaybı bilmek değil, belki o, mevcudu veya mukarreb-ül vücûdu bilmektir. (...) Röntgen şuâiyle rahm-ı mâderdeki çocuğun erkek ve dişisini bilmekle "Rahimlerde olanında O bilir." (Lokman Suresi, 31:34) âyetinin meâl-i gaybîsine münâfi olamaz. Çünkü, âyet yalnız zükûret ve ünûset keyfiyetine değil, belki o çocuğun acip istidad-ı hususîsi ve istikbalde kesb edeceği vaziyetine medar olan mukadderât-ı hayatiyesinin mebâdileri, hattâ simasındaki gayet acip olan sikke-i samediyet muraddır ki, çocuğun o tarzda bilinmesi, İlm-i Alâm-ül Guyûb'a mahsustur." (L., On Altıncı Lem'a Üçüncü Sualiniz, s.111) (Ayrıca bk. S., On Altıncı Söz Küçük Bir Zeyl ve Yirmi Dördüncü Söz Üçüncü Dal Sekizinci Asıl, s.201 ve 343)
Hizb'ul Kur'an Meal Tefsir Çalışması Hakkında | Risale-i Nur'dan Hizb'ul Kur'an'ın Ehemmiyeti ile alakalı mektuplar | Kaynaklar ve Kısaltmalar | Ayet ve Sure İndeksi
Bu sayfada görmüş olduğunuz Hizb-ül Kur'an sayfaları Hizmet Vakfı tarafından hazırlanan Hizb'ül-Kur'an'dan alınmıştır. İzinsiz olarak alınıp çoğaltılması yasaktır.
