Meal
33. Ahzab Sûresi'nden
58. Mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara, bir şey kazanmadıkları / yapmadıkları halde eziyet edenler, gerçekten bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.
59. Ey Peygamber; eşlerine, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına söyle, dışarı elbiselerini üzerlerine yaklaştırsınlar.1 Bu, tanınıp rahatsız edilmemelerine daha uygundur. Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.
72. Gerçekten biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de, onu taşımaktan (sorumluluğundan) çekindiler ve ondan korktular. Onu insan yüklendi.2 Şüphesiz o, pek zâlim, pek câhildir.3
73. Tâ ki, münafık erkeklere ve münafık kadınlara, müşrik erkeklere ve müşrik (puta tapan) kadınlara azap etsin ve Allah, mü'min erkeklerin ve mü'min kadınların tövbesini kabul etsin. Allah, çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.
34. SEBE' SURESİ'NDEN
RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA
1. Övgü Allah'a mahsustur. O ki, göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Ahirette de övgü O'nundur.4 O, hikmet sahibidir, her şeyden haberdardır.
2. Yere gireni, yerden çıkanı, gökten ineni ve ona çıkanı bilir. O, çok esirgeyicidir, çok bağışlayıcıdır.
Açıklamalar
1 "Tesettür, kadınlar için fıtrîdir ve fıtratları iktiza ediyor. Çünki kadınlar hilkaten zaîf ve nazik olduklarından, kendilerini ve hayatından ziyade sevdiği yavrularını himaye edecek bir erkeğin himaye ve yardımına muhtaç bulunduğundan, kendini sevdirmek ve nefret ettirmemek ve istiskale maruz kalmamak için, fıtrî bir meyli var. (...) Malûmdur ki; insan sevmediği ve istiskal ettiği adamların nazarından sıkılır, müteessir olur. Elbette açık-saçıklık kıyafetine giren güzel bir kadın, bakmasına hoşlandığı nâmahrem erkeklerden onda iki üçü varsa, yedi sekizinden istiskal eder. Hem tefahhuş ve tefessüh etmeyen bir güzel kadın, nazik ve seri-üt teessür olduğundan, maddeten tesiri tecrübe edilen belki semlendiren pis nazarlardan elbette sıkılır?" (L., Yirmi Dördüncü Lem'a Birinci Hikmet, s.195)
2 "Gök, zemin, dağ tahammülünden çekindiği ve korktuğu emanetin müteaddid vücuhundan bir ferdi, bir vechi, ene dir. Evet ene, zaman-ı Âdem'den şimdiye kadar âlem-i insaniyetin etrafına dal budak salan nurani bir şecere-i tûbâ ile, müdhiş bir şecere-i zakkumun çekirdeğidir.(...) Âlemin miftahı insanın elindedir ve nefsine takılmıştır. Kâinat kapıları zahiren açık görünürken, hakikaten kapalıdır. Cenab-ı Hak, emanet cihetiyle insana "ene" namında öyle bir miftah vermiş ki; âlemin bütün kapılarını açar ve öyle tılsımlı bir enaniyet vermiş ki; Hallak-ı Kâinat'ın künuz-u mahfiyesini onun ile keşfeder. Fakat ene, kendisi de gayet muğlak bir muamma ve açılması müşkil bir tılsımdır. Eğer onun hakikî mahiyeti ve sırr-ı hilkati bilinse; kendisi açıldığı gibi, kâinat dahi açılır." (S., Otuzuncu Söz Birinci Maksad, s.535) (Ayrıca bk. S., On İkinci Söz sonu ve On Dördüncü Söz Üçüncü Mes'ele, s.135 ve 164)
3 "Cenab-ı Hak kemal-i kudretiyle nasıl bir tek şeyden çok şeyleri yapıyor, çok vazifeleri gördürüyor, bir sahifede bin kitabı yazıyor. Öyle de; insanı, pek çok enva" yerinde bir nev'-i câmi' halketmiş. Yani, bütün enva'-ı hayvanatın muhtelif derecatı kadar, birtek nev' olan insan ile, o vezaifi gördürmek irade etmiş ki; insanların kuvalarına ve hissiyatlarına fıtraten bir had bırakmamış; fıtrî bir kayıd koymamış, serbest bırakmış.(...) Meselâ insan hırs ile, bütün dünya ona verilse "Daha var mı?" (Kaf Suresi, 50:30) diyecek. Hem hodgâmlığıyla, kendi menfaatine binler adamın zararını kabul eder. Ve hâkeza' Ahlâk-ı seyyiede hadsiz derecede inkişafları olduğu ve Nemrudlar ve Firavunlar derecesine kadar gittikleri ve sîga-i mübalağa ile zalûm olduğu gibi, ahlâk-ı hasenede dahi hadsiz bir terakkiyata mazhar olur, enbiya ve sıddıkîn derecesine terakki eder." (M., Yirmi Altıncı Mektub Dördüncü Mebhas Üçüncü Mes'ele, s.331) (Ayrıca bk. STİ., s.27)
4 " "Lehül Hamd" Yâni:Bütün mevcudatta sebeb-i medh ü sena olan kemalât onundur. Öyle ise, hamd dahi ona aittir. Ezelden ebede kadar her kimden her kime karşı gelen ve gelecek medh ü sena ona aittir. Çünki sebeb-i medh olan nimet ve ihsan ve kemal ve cemal ve medar-ı hamd olan herşey onundur, ona aittir. Evet âyât-ı Kur'aniyenin işârâtıyla, bütün mevcudattan daimî bir surette dergâh-ı İlahiyeye giden bir ubudiyettir, bir tesbihtir, bir secdedir, bir duadır ve bir hamd ü senadır ki; daimî o dergâha gidiyor." (M., Yirminci Mektub İkinci Makam Beşinci Kelime, s.236)
Hizb'ul Kur'an Meal Tefsir Çalışması Hakkında | Risale-i Nur'dan Hizb'ul Kur'an'ın Ehemmiyeti ile alakalı mektuplar | Kaynaklar ve Kısaltmalar | Ayet ve Sure İndeksi
Bu sayfada görmüş olduğunuz Hizb-ül Kur'an sayfaları Hizmet Vakfı tarafından hazırlanan Hizb'ül-Kur'an'dan alınmıştır. İzinsiz olarak alınıp çoğaltılması yasaktır.
