Toprağın Altı
Bil ki: Kur’anın arzın ihyasını çokça zikretmesi ve beşerin nazarını toprağa çevirmesinden kalbime feyz olarak geldi ki: Arz, âlemin kalbidir. Toprak da arzın kalbidir. Maksuda giden yolların en kısası; tevazu, mahviyet ve fena kapısından olmak üzere topraktan geçer.
Hatta toprak, semavatın Hâlıkına en yüce semavattan daha yakındır. Çünkü kâinatta
- üzerinde rububiyetin tecellisine,
- kudretin kendisinde faaliyetine,
- yaratıcılığın kendisinden görülmesine,
- Hayy ve Kayyum isimlerinin cilvelerine mazhariyette toprağa müsavi bir şey yoktur ve hakeza…
Nasıl ki rahmet arşı su üzerindedir, aynı şekilde hayat ve ihya arşı, toprak üzerindedir. Toprak, aynaların en câmi’i ve tam olanıdır. Çünkü kesifin aynası latîfleşip şeffaflaştıkça kesifin sûretini sana daha açık, daha zahir ve daha tam gösterir. Lâkin nurani-latîfin aynası ne kadar kesif olursa esmanın onda tecellisi daha tam olur.
Görmez misin, hava güneşin feyzinden ancak zayıf bir ziya alır. Su ise her ne kadar sana güneşi ziyasıyla gösterse de, onun renklerini ayrıntılı gösteremez. Toprak ise, çiçekleriyle güneşin ziyasında olan yedi rengini ve bu renklerin terkiplerini mufassal olarak sana gösterir. Hâlbuki güneş, Ezel Güneşinin nuruna nisbetle lemean eden kesif bir katredir.
Baharda ilâhî rububiyetin kemâlini nida eden haddü hesaba gelmez latîf çiçeklerle, güzel hayvanlarla toprağın süslenmesi ve bezenmesi, buna gözle görülen bir şahiddir.
Eğer istersen onlardan biri olan şu hercai menekşeye bak! Sâni’-i Hakîmin eli onun renklendirilmesinde ve süslendirilmesinde nasıl da tasarrufta bulunuyor? Mütebessim, daha doğrusu çatık kaşlı olarak kendisi bir tane iken, yirmi sûret içinde ortaya çıkıyor ve sana bakıyor!
Tenzih ederiz o zâtı ki, latîf san’atıyla kendini bize tanıtıyor ve topraktaki hayret verici tasarrufuyla da mahlûkata kudretini tarif ediyor! Bu sırra remzedenlerden biri şu hadistir: “Kulun Rabbine en yakın hâli, secde hâlidir.” Öyleyse, topraktan ve toprağa gitmenden korkma! Kabirden ve orada yerleşmekten dehşete kapılma!