İşaratül-İcaz 17. Ders - Kendisinde Şüphe Olmayan Kitap
"Onda hiç bir şüphe yok." Bunda iki cihet var:
Zamirin mercii, ya hükme veya Kitaba bakar.
Birinciye göre -ki Miftah (sahibi Sekkaki) bu görüştedir- “yakînî olarak, şeksiz bir şekilde” demektir. Bu da onun kemâlini isbat için bir cihet ve tahkik olur.
İkinciye göre -ki Keşşaf (sahibi Zemahşeri) bu görüştedir- kemâlinin sübûtu için bir te'kid olur.
Her ikisine göre de لَا رَيْبَ فِيهِ َ "Onda hiçbir şüphe yok." ifadesinin altından "Eğer kulumuza indirdiğimizden bir şüphe içinde iseniz, haydi onun mislinden bir sûre getirin." (Bakara, 23) sesi gelir ve onun has deliline remzeder.
لَا "Hiçbir" Bu ifadedeki istiğrak, var olan şüpheleri idam ettiği sebebiyle, şu şiiri inşad eder:
“Sahih sözü ayıplayan nice kimse vardır. Bunun sebebi, hasta anlayıştandır.”
Ayrıca, mahallin tereddütlerin tevellüdüne kabil olmadığına işaret eder. Çünkü siperlere öyle emareler bırakmıştır ki her taraftan birbirlerine seslenirler ve ona hücum eden şüpheleri tardederler.
فِيهِ "Onda"
Bu ifadedeki zarfiyet ve diğer harf-i cerlerden biriyle değil de فِي ile ifade edilmesi
-nazarı Kur’ân’ın içine nüfuz ettirmeye
-ve onun içindeki hakîkatlerin zahir nazarla bakıldığında sathına konan evham tozlarını tardettiğine ve uçurduğuna bir işarettir.
Ey tahlil yoluyla terkibin kıymetine ünsiyet eden ve bütünle parça arasındaki farkı anlayan kişi! Bütün bu kayıt ve hey’etlere birden bak! Ta ki her birinin has delili ile beraber müşterek maksada nasıl hissesini bıraktığını ve her tarafından nasıl belâğat nuru fışkırdığını göresin.
Bil ki: Bahsinde bulunduğumuz “İşte şu, o kâmil Kitap. Onda hiçbir şüphe yok. Müttakiler için bir hidâyettir” âyetlerinin cümleleri arasında atıf halkalarıyla bir bağ yoktur. Çünkü aralarında tam bir ittisal ve teanuk vardır. Bir de tamamı önceki ve sonraki ile birbirine sımsıkı tutunmuştur. Dolayısıyla, bunlardan her biri, bir cihetle bütününe delil olduğu gibi, diğer cihetle de her birinin neticesidir.
Gerçekten de i'câz, bu âyet üzerinde birbiriyle kenetlenmiş, iç içe girmiş on iki münasebet çizgisinin nesciyle nakışlanmıştır.
Tafsil istiyorsan şuna dikkat et:
الٓمٓۚ mana olarak şuna ima eder: “İşte bu, kendisiyle meydan okunan kitap! Var mı meydana çıkan!” Sonra, onun mu’cize olduğuna telvih eder.
ذٰلِكَ الْكِتَابُ “İşte şu, o kâmil Kitap” ibaresini tefekkür et. Çünkü o, sarahaten şunu bildirir: O, kardeşi olan diğer kitaplara ziyade gelmiş ve onlara galebe etmiştir. Sonra, müstesna, mümtaz ve misli getirilmez olduğuna telmih eder.
لَا رَيْبَ فِيهِ Sonra “Onda hiç bir şüphe yok” manasını tedebbür et. Bu ifade, Kur’ân’ın şekke mahal olmadığını ifade ettiği gibi, yakîn nuruyla münevver olduğunu da ilan eder.
Sonra هُدًى لِلْمُتَّقِينَ “Müttakiler için bir hidâyettir” ifadesine bak. Çünkü bu, Kur’ân’ın doğru yolu gösterdiğini sana anlattığı gibi, onun hidâyet nurundan tecessüm etmiş olduğunu da ifade eder.
İşte, bunların her biri, birinci mana itibarıyla arkadaşlarına bir delil
ve ikinci mana itibarıyla da onlardan her birine bir netice olur.
Diğerlerini kıyas edebilmen için on iki rabıtadan üç tanesini misal olarak zikrederiz.
1- الٓمٓۚ Bu Kur’ân her muarıza meydan okuyor. Öyleyse en mükemmel kitaptır. Öyleyse yakînîdir. Çünkü kitabın kemâli yakîn iledir. Öyleyse beşer için mücessem hidâyettir.
2- ذٰلِكَ الْكِتَابُ Yani o emsaline üstün geldi. Öyleyse mu’cizdir. Veya o mümtaz ve müstesnadır. Çünkü onda hiçbir şekk yoktur. Çünkü o müttakilere doğru yolu gösterir.
3- هُدًى لِلْمُتَّقِينَ Yani o istikametli yola irşad eder. Öyleyse yakînîdir. Öyleyse mümtazdır. Öyleyse mu’cizdir.
Diğerlerini sen istinbat edebilirsin.