İşaratül-İcaz 21. Ders - Zekatın Sırları
İŞÂRÂTU’L- İ’CÂZ DERSLERİ -21-
Zekatın Sırları
“Ve onlar, rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.”
Nazm Ciheti
Nasıl ki namaz dinin direğidir ve kıvamı onunladır, zekât dahi İslâm’ın köprüsüdür, ehl-i İslam arasındaki yardımlaşma onunla olur.
Sonra, sadakanın layıkı vecihle yapılabilmesi için bazı şartlar vardır:
- Sadaka verenin israf etmemesi… Yoksa kınanmış bir şekilde oturur kalır.
- Şundan alıp buna vermek şeklinde değil de kendi malından vermesi.
- Minnet edip bir beklenti içine girmemesi.
- “Verince fakir olacağım” diye korkmaması.
- Sadece maldan tasaddukta bulunmayıp, ilmen, fikren ve fiilen de sadaka vermesi.
- Alan kişi yönüyle ise, bunu sefahette kullanmayıp nafakasında ve zarurî ihtiyaçlarda kullanması.
İşte bu nükteleri fehimlere ihsanda bulunmak, bu şartları hissettirmek için Kur’ân “Onlar tasaddukta bulunurlar” veya “Onlar zekât verirler” ve benzerlerini demek yerine “Onlar, rızık olarak verdiklerimizden infak ederler” demeyi tercih ederek tasaddukta bulundu.
Çünkü baziyet bildirenمِنْ ile israfın reddine,
وَمِمَّاnın öne alınması ile kendi malından vermeye,
رَزَقْنَا "Rızık olarak verdik" diyerek minneti kesmeye işaret etti. Yani, “Veren Allah’tır, sen ise sadece vasıtasın.”
Rızkı Allaha nisbet ederek “Arşın sahibi azaltır diye korkma” manasına,
Neyi infak edeceklerini belirtmeyerek sadakanın ilim ve fikir gibi çeşitli şekillerde olabilmesine,
يُنفِقُونَ "İnfak ederler" derken kelimenin "nafaka" kökünden gelmesi itibariyle, sadakayı alan kimsenin bunu nafakada ve zarurî ihtiyaçlarda kullanmasına işarette bulundu.
Sonra, sahih hadiste bildirildiği gibi, “Zekât İslâm’ın köprüsüdür.” Yani, Müslüman Müslüman kardeşine bu köprüden geçerek yardımını yapar.
Çünkü zekât,
- Emredilen yardımlaşmayı yapmaya vasıta,
- Hatta nev’-i beşerin heyet-i içtimaiyesinin nizamında sırat,
- İnsanlar arasında madde-i hayatın cereyanı için bağ,
- Hatta beşerin terakkiyatında vâki olan zehirlere bir tiryaktır.
Evet, zekâtın farz ve faizin haram kılınmasında
-büyük bir hikmet,
-âli bir maslahat
-ve geniş bir rahmet vardır.
Çünkü şayet âlem sayfasına tarihi bir nazarla baksan ve beşer cemiyetinin kötü hâllerine dikkat etsen, bütün ihtilal ve fesatların üssü’l-esasını ve heyet-i içtimaiyedeki bütün rezil ahlâkın kaynağını sadece iki kelime görürsün:
Birinci kelime: “Ben tok olduktan sonra başkası açlıktan ölsün, bana ne!”
İkinci kelime: “Sen çalış ben yiyeyim. Sen yorul, ben rahat edeyim.”
İşte gaddar, doymaz, şeni’ olan birinci kelime, insanlık âlemini zelzeleye verdi, neredeyse harab etti. Bu kelimenin kökünü kesecek,
ancak zekâttır.
Zâlim, hırslı, çirkin olan ikinci kelime, beşer terakkiyatını çökertti, neredeyse herc ü merc cehennemine yuvarlanmaya doğru götürdü. Bunu kökünden halledecek, bu derde deva olacak, ancak faizin haram kılınmasıdır. Bunu dikkatle teemmül et!
Bil ki: Heyet-i içtimaiyenin intizamının şartı,
-insan sınıfları arasında bir boşluk kalmaması,
-havas tabakasıyla avam tabakasının birbirinden uzaklaşmamaları
-ve zenginlerle fakirler arasında bağın kopmamasıdır.
Hâlbuki vücub-ı zekât ve hurmet-i ribanın (zekâtın farz ve faizin yasak oluşunun) ihmaliyle, bu tabakalar arasında mesafe artmış, havas tabakası avam tabakasından aralarında bir bağ kalmayacak şekilde uzaklaşmıştır.
Bunun sonucu olarak aşağı tabakadan yukarı tabakaya hürmet, itaat ve sevmek yerine ihtilal sadaları, haset sayhaları, kin ve nefret bağırtıları yükselmektedir.
Yukarı tabakadan aşağı tabakaya ise, merhamet, ihsan ve taltif yerine zulüm ve tahakküm ateşi ve gök gürler gibi tahkir sadaları gelmektedir.
Bundan dolayı, tevazu ve şefkat sebebi olması gereken havassın meziyeti, -maatteessüf- tekebbür ve gurura sebep olmuştur.
Fukaranın aczi ve avamın fakrı kendilerine merhamet ve ihsanı celbetmesi gerekirken, esaret ve sefaletlerine sebep olmuştur.
Eğer buna şahit istersen, işte sana medeni(!) dünyanın hâlindeki fesat ve rezalet! Sana onda çok şahitler vardır.
Tabakalar arasında sulhu gerçekleştirecek ve onları birbirine yaklaştıracak çare, ancak ve ancak İslâm’ın erkânından bir rükün olan zekâtı, heyet-i içtimaiyenin tedvirinde âli ve geniş bir düstur yapmaktır.