İşaratül-İcaz 25. Ders - Diriliş delilleri -1-

Bil ki: Bu âyetin manası, Kur’ân’ın dört meşhur maksadından dördüncüsü olan haşir meselesidir.

Biz bu meseleyle alâkalı olarak Kur’ân’ın nazmından on bürhan istifade etmiştik. Başka bir kitapta onları zikrettik, burada bunların bir hülasası münasip olmuştur:

Haşir haktır. Çünkü:
1-Kâinatta kasdî olarak ekmel
bir nizam vardır.
وَأَنَّ فِي الْخِلْقَةِ حِكْمَةً تَامَّةً..
2-Hilkatte tam bir hikmet vardır.
وَأَنْ لَا عَبَثِيَّةَ فِي الْعَالَمِ..
3-Âlemde abesiyet yoktur.
وَأَنْ لَا إِسْرَافَ فِي الْفِطْرَةِ..
4-Fıtratta israf yoktur.

Bu şahitleri tezkiye eden, bütün ilimlerle ilgili istikra-i tamdır. Bunların her biri kendi konusu olan nev’deki intizama sadık bir şahittir.

5-Ekser envada gün, sene ve bu ikisi dışındaki zaman dilimlerinde o nev’le ilgili tekerrür eden bir kıyamet vardır.

6-Beşerin istidat cevheri haşre remzeder. Keza beşerin sınırsız istek ve meyilleri ona işaret eder.

7- Sani-i Hakim’in rahmeti ona telvih eder.

8- Sadık elçi olan Hz. Peygamberin (as) lisanı haşri açıktan bildirir.

9- 10-Kur’ân-ı Mu’cizin beyanı, şunlar gibi âyetlerde haşre şehadet eder.
"Allah sizi tavırdan tavıra yarattı."
ve “Rabbin kullara asla zulmedici değildir." (Nuh, 14 ve Fussilet, 46)

İşte bu bürhanlar tam on tanedir, bunlar ebedi saadetin anahtarları ve o cennetin kapılarıdır.

Birinci Bürhanın beyanına gelince
Eğer kâinat ebedi saadeti netice vermezse, Sani’in akılları hayrette bırakır bir şekilde mükemmel yaptığı şu nizam zayıf ve aldatıcı bir sûrete döner, nizamdaki bütün maneviyat, rabıtalar ve nisbetler hebaen mensur olur, boşa gider.

Öyleyse bu nizamı nizam eden, onun ebedi saadete olan ittisalidir. Yani bu nizamdaki incelikler ve maneviyat ancak âhiret âleminde sünbüllenir, yoksa
-bütün maneviyat söner,
-bütün rabıtalar kesilir,
-bütün nisbetler kopar
-ve bu nizam parçalanır.

Hâlbuki nizamda mündemiç olan kuvvet, en yüksek bir sesle bu nizamın çökmesinin ve çözülmesinin mümkün olmadığını ilan etmektedir.

İkinci Bürhan
İnayet-i ezeliyenin timsali olarak nev’de, hatta her bir cüz’ide maslahat ve hikmetlere riayet etmekten ibaret olan hikmet-i tamme, -bütün fenlerin şehadetiyle- saadet-i ebediyenin gelmesini müjde verir.

Yoksa kendisini ikrara bizi mecbur kılan bu kadar açık hikmetlerin ve faidelerin inkârı lâzım gelir. O takdirde faide faidesizliğe, hikmet abesiyete, maslahat maslahatsızlığa dönüşür.
Bu ise, ancak bir safsatadır.

İkinciyi tefsir eden Üçüncü Bürhan
Fen, şehadet eder ki Sani’ her şeyde en kısa yolu, en yakın ciheti, en hafif ve en güzel sûreti seçmiştir. Bu ise adem-i abesiyete delâlet eder. O da her şeyin ciddi, gerçek olduğuna delâlet eder. Bu ise, ancak ebedi saadetin gelmesiyle olur. Yoksa bu vücut sırf yokluk derecesine iner, her şey tam bir abese dönüşür.
Ya Rabbi, seni tenzih ederiz, sen bunları abes yaratmadın!

Üçüncüyü açıklayan Dördüncü Bürhan
Fenlerin şehadetiyle, fıtratta israf yoktur. Eğer zihnin büyük bir insan hükmünde olan âlemdeki hikmetleri idrakten acizse, küçük bir âlem olan insana dikkatle bak!

Fenn-i menâfiu’l- aza (Anatomi ilmi), insan vücudunda her biri bir menfaat için -yaklaşık- altı yüz kemik, kan mecraları hükmünde olan ve her biri bir fayda taşıyan altı bin damar, her biri bir maslahat için hücrelerde yüz yirmi dört bin gözenek ve pencere olduğunu açıklamış ve isbat etmiştir. Bunların her birinde cazibe, dafia, mümsike, musavvire ve müvellide olan beş kuvvet vardır.

Küçük âlem (olan insan) böyle olunca, büyük insan (olan âlem) hiç ondan geri kalır mı?

Özüne nisbetle ehemmiyeti olmayan ceset bu derece israftan uzak olursa, ruh cevherinin ihmali ve o cevherin bütün maneviyat, emel ve fikir eserlerinin israfı nasıl tasavvur edilebilir?

Çünkü ebedi saadet olmazsa bütün manevi şeyler ortadan kalkar ve israf edilmiş olur. Allah için söyle, senin dünya kıymetinde bir mücevherin olsa, onun sadef ve kılıfına toz kondurmayacak kadar kıymet versen, sonra da tutup o mücevheri kırıp parça parça yapmanı, eserlerini mahvetmeni hiç akıl kabul eder mi? Kella, sümme kella! Kılıfa önem vermen, içinde olandan dolayıdır.

Keza, bir şahsın bünyesindeki kuvvet, aza ve kabiliyetindeki sıhhat, onun hayatının devamını ve tekemmülünü sana bildirirse,
-kâinatın ruhunda cari olan sabit hakîkat,
-intizamdaki devamlılığı ima eden kâmil kuvvet
-ve nizamdaki kusursuzluğu netice veren kemâl, haşr-i cismani kapısından saadet-i ebediyenin gelmesini sana bildirmez mi?

Çünkü intizamı ihtilalden kurtaran, ayrıca tekemmüle vasıta olan ve bu ebedi yaşama kuvvesini inkişaf ettiren, ancak odur.

İndirme Linkleri
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...