İşaratül-İcaz 33. Ders - Kalplerin mühürlenmesi

“Allah onların kalplerini mühürlemiştir.” Hayatı, ferahı, süruru ve kemâlatı iman nuruyla meydana gelen ilâhî hakîkatlerin tecellisiyle olan kalp ve vicdan inkârlarının akabinde; zararlı, muzır hayvanlar ve haşerelerle dolu gayr-i mamur ürkütücü bir harabe hâline gelir. Bunun sonucu olarak sakınılması için kapısı kilitlenir ve mühürlenir, akreplere ve yılanlara terk edilir. وَعَلَى سَمْعِهِمْ "İşitmelerini de." Bu lafızla küfür sebebiyle kulağa ait çok büyük bir nimeti kaçırdıklarına işaret edilmiştir. Çünkü iman nuru kendisinde yerleştiğinde ve ona dayandığında -âlemdeki bütün nidaları hissetmek, -onların zikirlerini fehmetmek, -varlıkların seslerini duymak, -ve onların tesbihatını anlamaya çalışmak kulağın şanındandır. Öyle ki o kulak -rüzgârların esişindeki terennümattan, -bulutlardaki gök gürültüsünün naralarından, -denizin dalgalarının nağmelerinden, -taşların tıktıkasının çıkardığı sadalardan, -yağmurun nüzulünün şıpıltılarından - ve kuşların cıvıltılarından Rabbani bir kelâm duyar ve ulvî bir tesbih işitir. Kâinat ona sanki büyük bir musiki dairesi olur, kalbinde ulvî bir hüzün ve ruhani bir aşk coşkusu meydana getirir. Dostları ve enisi olanları hatırlamakla hüzünlenir, ama bu hüzün bir lezzet olur, yoksa ahbapsızlıktan kaynaklanan ve sonu gam olan bir hüzün değildir. Bu kulak küfür ile karanlıkta kaldığında ise, bu lezzetli seslere karşı sağır olur, kâinattan ancak matem ağlamaları ve ölüm ağıtları duyar. Bu da -yetimlik gamını, yani ahbapsızlığı ve gurbet vahşetini (kendini âlemde sahipsiz, yapayalnız hissetmeyi) -yani "Benim bir Malikim var ve benimle ilgili her şeyi tekeffül etmiştir" diyememeyi kalbe ilka eder. İşte bu sırra binaen şeriat, ulvî bir aşkı ve âşıkî bir hüznü coşturan sesleri helal kıldı. Nefsani şehveti kabartan ve yalnızlık hüznü veren sesleri ise haram kıldı. Şeriatın sana hükmünü bildirmediklerine gelince, onları ruh ve vicdanında yaptığı tesire göre temyiz et! "Gözlerinin üzerinde bir perde vardır.” Ayetin bu kısmı, küfür sebebiyle göze ait cesim bir nimeti kaybettiklerine işaret eder. Çünkü göz nurlanıp pencereciğinin arkasında medet verici ve harekete geçirici olarak yerleşmiş iman nuruyla irtibat halinde olduğunda -bütün kâinat çiçekler ve hurilerle müzeyyen bir cennet gibi olur. -Göz nuru bir balarısı hâline gelir, bu cennette tayeran eder, -bu çiçeklerden fikret, ibret, ünsiyet, istinas, tahabbüp (kendini sevdirmek) ve tebrik usaresi toplar, -bunları getirip vicdanda kemâlat balı yapar. Ama -Allah korusun- bu göz küfür ile karanlıkta kalırsa -manen kör olur, -dünya onun nazarında bir zindana döner, -hakîkatler ondan gizlenir, -kâinat ona bir vahşetgâh görünür, -vicdanını baştan ayağa kuşatan elemleri kalbine bırakır. “Ve onlar için çok büyük bir azap vardır.” Âyetin bu kısmı zakkum misal olan küfür ağacının cehennem azabı ve gadab-ı ilâhî cezası şeklindeki âhiret âlemindeki meyvesini bildirir. لَا يُؤْمِنُونَ "Onlar iman etmezler” ifadesi, müsavat cihetini bildiren سَوَاءٌ ifadesi için bir te’kiddir.

İndirme Linkleri
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...