İşaratül-İcaz 39. Ders - Özü başka sözü başka olanlar
“İnsanlardan öyleleri de vardır ki, ‘Allah'a ve âhiret gününe iman ettik.’ derler. Hâlbuki onlar asla mü'min değillerdir.” (Bakara, 8)
Eğer desen: يَقُولُ "der" ifadesini tekil, آمَنَّا "iman ettik" ifadesini ise çoğul olarak getirdi. Hâlbuki ikisinin de mercii birdir?
El-cevap: Bunda zarif bir letâfete işaret vardır: Çoğul sığası, aslında tekil sığadır. Bu durumda "der" ifadesi telaffuz etme yönüne, "iman ettik" ise hükümde beraber olmalarına bakar.
Sonra, bu onların davasını hikâye etmektedir. Hikâye olunanda davalarının kuvvetine iki cihetle bir işaret olduğu gibi, böyle hikâye edilmesinde de hikâye olunanın iki vecihle reddine bir işaret vardır.
Çünkü "der" ifadesi kavlden geldiği cihetle, bu sözlerinin bir itikad ve fiilden gelmeyip, kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söylemiş olduklarına remzeder. Bunun geniş zaman sığasıyla söylenmesi de onları bu şekilde devamlı savunmaya ve iddiaya sevk eden durum, sırf insanlara gösteriştir, vicdanî bir muharrik değildir manasına ima eder.
آمَنَّا "İman ettik" ifadesinin geçmiş zaman sığasıyla gelmesi onlar tarafından, “Biz ehl-i kitap cemaatleri önceden iman etmiştik, şimdi nasıl iman etmeyiz?” manasına imada bulunur. Bunu çoğul sığasıyla söylemeleri ise, onlar tarafından "Biz, hizip hâlinde bir cemaatiz, yalan söyleyen veya yalanlanan bir ferd gibi değiliz" manasına bir remizdir.
Bil ki: Tenzil (Kur’ân),
bir şeyi hikâye yoluyla anlatırken:
-Ya aynen alır.
-Veya mealini almak sûretiyle onda tasarrufta bulunur.
-Veya ibareyi özetle alır.
Birinciye göre, bu münafıklar iman kuvvetlerini ortaya koymak için, imanın ilk ve son rükünlerini, bir de kendilerinden kabule en yakın olanları zikrettiler
Zikrettikleri iki iman rüknü birbirine yakın, yani art arda söylenmekle beraber, ب (ba) harfi ile iman rükünlerinin silsilesine işaret ettiler.
İkinciye, yani bu anlatımın onlardan nakil değil, Allah’ın bildirmesi olmasına gelince: İddia ettikleri en kuvvetli iki rüknün de gerçek iman olmadığına bir işarettir. Çünkü bu iki rükne imanları, olması gereken şekilde değildir.
Kur’ânın ب (ba) harfini tekrarlaması bu rükünlerin farklılığından dolayıdır. Çünkü daha önce de geçtiği gibi, Allah’a iman, O’nun varlığına ve birliğine inanmak; âhirete iman ise onun hak oluşuna ve geleceğine inanmaktır.
Eğer desen: Niçin “İman ettik” demelerine daha benzer bir şekilde “Onlar iman etmediler” demedi?
Ayrıca, yalanlamanınآمَنَّا "İman ettik" ifadesinin kendine raci olmaması için böyle gelmiştir. Çünkü inşa cümlesidir, bu ise tekzibe manidir. Nefiy ve tekzibin “İman ettik” cümlesinden müstefad olan “Biz mü’minleriz” cümlesine dönmesi için bu şekilde ifade edilmiştir.
Keza, cümlenin isim cümlesi olmasıyla, onlarda iman olmayışının devamına delâlet etmesi içindir.
Eğer desen: “Onlar iman etmediler” denilmiş olsaydı cümlenin başında nefyi ifade eden مَا olurdu. Bu, onlardan imanı daimî olarak nefyetmiyor mu?
El-cevap: Nefiy, kesîf harf manasıdır. Devam ise hafîf hey’et manasıdır. Dolayısıyla, böyle nefyedilmesi hüküm için daha ziyade nafiz ve daha uygundur.
Eğer desen: مَا nın haberinde gelen ب (ba) harfinin nüktesi nedir?
El-cevap: Bu, onlar her ne kadar sureten inanmışlarsa da imana ehil kimseler olmadıklarına delâlet etmesi içindir.
Bunlardan birincisi, -zâtın hevaiyyeti sebebiyle- “Zeyd cömertliğe ehil ve cömertlerden biri olmakla beraber, şimdi bilfiil cömertlik yapmadığını” bildirir.
İkincisi ise, “Zeyd başkalarına bilfiil yardım etse bile, eli açık olmaya ehil değildir ve cömertler sınıfından sayılmaz” manasını bildirir.