İşaratül-İcaz 26. Ders - Diriliş delilleri -2-
Hads yoluyla maksada remzeden
Beşinci Bürhan
Pek çok nev’ilerde görülen ve tekrarlanan o nev'le ilgili kıyametin vücudu, büyük kıyamete işaret eder. Bu remzin bir misalle temessülünü istersen, haftalık saatine bak.
Nasıl ki o saatte hem hareket eden hem de ibreleri ve milleri harekete geçiren birbirinden farklı dönen çarklar vardır. Bunlardan biri saniyeleri çevirir. Onun hareketi, dakikaları sayan ibrenin öncüsü ve habercisidir. O da saati sayan milin hareketinin hazırlayıcısı ve ilan edicisidir. O da haftanın günlerini sayan ibrenin hareketini intaç eder ve ondan haber verir. Böylece her hareket, kendisinden sonraki kardeşinin de hareketini tamamlayacağına işaret eder.
Onun gibi, Allahu Teâlâ’nın çarkları felekler olan büyük bir saati vardır. Bu feleğin milleri, senin saatindeki saniye, dakika, saat ve günler gibi günler, seneler, insan ömrü ve dünyanın bekâsını sayar. Böylece, -bu saatin hareketine binaen- her geceden sonra sabahın, her kıştan sonra baharın gelişi, bu büyük saatten haşir baharının sabahı doğacağına gizli bir işaretle işaret eder ve dakik bir remizle remzeder.
Eğer desen: Nev’ilerin (türlerin) kıyametinde şahıslar bizzat haşredilmiyor. Öyleyse bu durum büyük kıyamette şahısların bizzât diriltilmesine nasıl remzeder?
El-cevap: İnsanın bir şahsı başkasının bir nev’i gibidir. Çünkü fikir nuru beşerin emellerine ve ruhuna öyle bir vüs’at ve inbisat vermiştir ki, üç zamanı da içine alabilir. Şimdiki zamanla birlikte geçmiş ve geleceği yutsa emelleri yine tatmin olmaz.
Zira fikir nuru, onun mahiyetini ulvî, kıymetini umumî, nazarını küllî, kemâlini sınırsız, lezzetini daimî, elemini devamlı kılmıştır.
Ama diğer nev’ilerin bir ferdi ise,
-Mahiyeti cüz'î,
-Kıymeti şahsî,
-Nazarı mahdut,
-Kemâli sınırlı,
-Lezzeti anî,
-Elemi def'îdir.
Bu durumda, enva’da görülen nev’e ait kıyametin varlığı, her insanı içine alan şahsî kıyamete nasıl işaret etmez?
Haşre telvihte bulunan Altıncı Bürhan
Beşerin istidatlarının sınırsız olması âhireti gerektirir.
Evet, beşerin nihayetsiz tasavvur ve fikirleri vardır. Bunlar onun gayr-i mütenahi emellerinden doğar. Bu emeller onun zabt altına alınmamış meyillerinden husule gelir. Bu meyiller onun gayr-i mahdut kabiliyetlerinden neşet eder. Bu kabiliyetler onun gayr-ı mahsur istidatlarında örtülüdür. Bu istidatlar, Allah Teâlâ’nın mükerrem kıldığı ruh cevherinde ekilidir
Bunlardan her biri şehadet parmağıyla cismani haşrin arkasında ebedi saadete işaret eder ve nazarını oraya uzatır. İşte buna dikkat et!
Haşri müjdeleyen Yedinci Bürhan
Rahman-ı Rahîm’in rahmeti, en büyük rahmetin, yani ebedi saadetin gelmesini müjdeler.
Çünkü rahmet onunla rahmet ve nimet onunla nimet olur. Kâinat, nimetleri nikmetlere çeviren ebedî ayrılık tevehhümünden doğan umumi bir matemden yükselen ağlama seslerinden onunla kurtulur.
Zira nimetlerin ruhu olan
ebedi saadet gelmezse,
-bütün nimetler azaba dönüşür,
-bedihî ve zarurî olarak bütün
kâinatın şehadetiyle sabit olan
ilâhî rahmetin göz göre göre inkârı lâzım gelir.
Ey şefkatli âşık Habib! Allah’ın rahmetinin en latîf eserlerinden olan muhabbet, şefkat ve aşka bak! Sonra firak-ı ebedi ve hicran-ı la-yezâli farzederek vicdanına müracaat et.
Bak nasıl
-vicdan “imdat!” diyor,
-hayal feryat ediyor,
-ruh ise rahmet ve nimetin en güzel ve en latîf misallerinden olan muhabbet ve şefkatin, sana en büyük bir musibete ve sende en şiddetli bir belâya dönüşmesinden nasıl rahatsız oluyor?
Hiç mümkün müdür ki böyle zaruri bir rahmet, firak-ı ebedi ve hicran-ı la-yezâlinin bu muhabbet ve şefkate hücumuna izin versin? Hayır, asla! Aksine böyle bir rahmetin şanından olan firak-ı ebediyi hicran-ı la-yezâliye ve hicran-ı la-yezâliyi firak-ı ebediye, yokluğu da her ikisine musallat kılmasıdır.
Sekizinci Bürhan
Sadık - masduk olan, yani doğru olan ve doğrulanan Hz. Muhammedin (as) lisanı haşri sarih bir şekilde haber verir. O'nun kelâmı, saadet-i ebediye kapılarını açmıştır. Âdeminden hâtemine bütün peygamberlerin (aleyhimüsselâm) bu hakîkat üzere icmaı, bu müddeaya ve ittifak ettikleri her bir meseleye kat’i, hakîki bir delildir.
Dokuzuncu Bürhan
Mu'cize olan Kur’ân’ın haber vermesidir.
On üç asırdan bu yana yedi vecihle i'câzı tasdik edilmiş olan Tenzilin (Kur’ân’ın) bunu söylemesi, davasının aynı delilidir. Böylece onun ihbarı, cismani haşrin bir keşşafı ve bir miftahıdır.
Onuncu Bürhan
Temsilî bir kıyasa işaret eden “Allah sizi tavırdan tavıra yarattı.” (Nuh, 14) âyeti ve adlî bir delile işaret eden “Rabbin kullara asla zulmedici değildir.” (Fussilet, 46) âyeti gibi binler delilleri tazammun eden pek çok Kur’ân ayeti, haşri isbat eder. Kur’ân, nice ayetlerinde haşre nazır pencereler açmıştır.