İşaratül-İcaz 43. Ders - Münafıkların fesadı

Münafıkların fesadı

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ قَالُوا إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ أَلَا إِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ، وَلٰكِنْ لَا يَشْعُرُونَ

“Ve onlara ‘Yeryüzünde fesat çıkarmayın.’ denildiğinde ‘Biz ancak ıslah edicileriz.’ derler. Dikkat edin, gerçekten onlar müfsidlerin ta kendileridir, fakat şuurunda değiller.” (Bakara, 11-12)

Bil ki: Bu âyetin öncesiyle nazmı

Allahu Teâlâ önce nifaklarından kaynaklanan cinayetlerinden birincisini, yani nefislerine zulmetmelerini ve hukukullahı hiçe saymalarını mezkûr müteselsil neticeleriyle zikretti, bununla da ikinci cinayetlerini, yani hukuk-ı ibada tecavüzlerini ve onlar arasında fesat çıkarmalarını teferruatıyla ele aldı.

وَإِذَا قِيلَ "Denildiğinde" ifadesi, kıssa itibarıyla öncesinde yer alan وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ kısmındaki يَقُولُ ile, meal itibarıyla da يُخَادِعُونَ ile bağlı olduğu gibi, kendisi itibarıyla da يَكْذِبُونَ ile bağlıdır.

Hüküm bildiren önceki âyetten şart cümlesine geçilerek üslûbun değişmesi, mukadder bazı cümlelere bir emare ve gizli bir remizdir.

Sanki şöyle der: “Yalanlarına karşılık onlar için elem verici bir azap vardır.” Çünkü yalan söylediklerinde fitneye düştüler. Fitneye düştüklerinde ifsad ettiler. Kendilerine nasihat edilince kabul etmediler. “Ve onlara ‘Yeryüzünde fesat çıkarmayın.’ denildiğinde ‘Biz ancak ıslah edicileriz.’ dediler.”

Bu âyetteki sarih ve zımni cümleler arasındaki nazm ciheti

Bu, sana göstereceğim temsildeki nazm ve rabtın aynısıdır. Şöyle ki:

Kendisini helake götürecek bir yola giren birini gördüğünde, önce şöyle diyerek nasihat edersin: “Senin bu gidişin seni helâke götürür, bundan uzak ol!”

Aklını kullanıp vazgeçmezse bu defa zecr, nehiy ve sakındırmaya başlarsın. Bu sakındırmayı, -açıklaması sana daha sonra geleceği üzere- ya umumun ondan nefret etmesini nazara verip korkutarak veya kalbini insanlara karşı şefkatle harekete geçirerek teyid eder ve onun zihninde etkisini devam ettirirsin.

Şayet bu şahıs işi yokuşa süren, inatçı, batılda ısrarcı, cehl-i mürekkebe binmiş cedelci biri ise susmaz, fesadını salah zanneden her müfsid gibi kendini savunmaya başlar. Çünkü insanlık fıtratı, fesadı fesat olarak işlemekten uzaktır.

Sonra bu şahıs kendine şöyle deliller getirir ve iddialarda bulunur: “Benim bu yolum haktır. Bunun böyle olduğu malûmdur. Öyleyse senin nasihat etmeye hakkın yoktur. Benim de senin nasihatine ihtiyacım yoktur. Hatta sen öğrenmeye muhtaçsın. Doğru yol, ancak bizim yolumuzdur. Daha doğru bir yol iddiasıyla karşıma çıkma!”

Eğer bu inatçı şahıs ikiyüzlü olursa, kelâmı da iki dilli (tevriyeli) olur, bir yüzle kendisine nasihat edeni ilzam için mudâra yapar, diğeriyle de kendi gidişatını korumaya çalışarak “Ben muslihim” der. Yani “Zâhiren senin talep ettiğin gibi muslihim, bâtınen de kendi inancıma göre muslihim.”

Sonra ondan “Salah, benim devam edegelen bir özelliğimdir. Ben, fesadımdan sonra şimdi salih olmuş değilim” şeklinde davasını teyid ve te'kid etmesi beklenir.

Sonra bu şahıs -mezhebini neşirde, -mesleğini teşvikte, -nasihat edeni tahkirde -ve hak ehlini tarizde bu derece inatçı, saldırgan ve ısrarcı ise, anlaşılır ki tedavi edilemeyecek.

Bu durumda geriye son çare olarak bu hâlin başkalarına sirayet etmemesi için mualece kalır. Bu mualece ise onun salaha kabiliyeti kalmamış bir müfsid olduğu hususunda insanları uyarmak ve bilgilendirmektir.

Çünkü ne aklını çalıştırıyor ne de şuurunu kullanıyor, ta ki bu gözle görülen apaçık durumu hissedebilsin.

Bu misalde serdedilen halkaları fehmettiğinde …وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ âyetindeki açıktan bildirilen ve kayıtlarla remzedilen cümleler arasında neler olduğunu anlarsın. Çünkü bunlar arasında altından i'câz parıltıları kendini gösterir bir şekilde gayet veciz olarak fıtrî bir nazm vardır.

İndirme Linkleri
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...