Block title
Block content
Temsilin meâli ise: Evvelen ateş yakmışlardır. Sonra o ateşi muhafaza edememişlerdir. Sonra ateşleri sönmüştür. Sonra zulmet içinde kalmışlardır. Sonra herşey onlara görünmez olmuştur. Gece vakti ses sadâ olmadığından, sanki sağır olmuşlardır. Ateşleri söndüğünden, âmâ gibi olmuşlardır. Bir muhatap veya bir yardımcıları bulunmadığından, sanki lâl olmuşlardır. Ve o zulmetten çıkıp rücua kàdir olmadıklarından, sanki ruhsuz, heykel kesilmişlerdir. İşte temsildeki cümlelerle hikâyedeki cümleler arasında muvafakat tamamen tebaruz etmekle, aralarında bir muhalefet kalmadığı tebeyyün etti.

İhtar: Temsildeki zulmet, hayret, ateş, hikâyedeki küfür, adem-i sebat ve fitnelerine işarettir.

Sual: Temsilde nurdan bahsedilmiştir. Münafıkların nuru nerede?

Elcevap: Kendisinde nur olmayan bir insan, muhitinde bulunan nurdan istifade eder. Muhitinde bulunmasa kavminde, kavminde bulunmasa nev’inde, nev’inde bulunmasa fıtratında, fıtratında mümkün olmasa dünya menfaatleri için lisanında vardır. Bu da olmasa, evvelce iman edip sonra irtidat edenlerin evvelki nurlarına işarettir. Bu da olmasa dünyaya ait gördükleri istifadelerine işarettir. Ateşin, fitnelerine işaret olduğu gibi. Bu da olmadığı takdirde daire-i imkânda olan nurları, vücut dairesine indirilmiştir. 1 اِشْتَرَوُا الضَّلاَلَةَ بِالْهُدٰى’daki hidayet gibi.

Sonra cümlelerin arasındaki cihet-i irtibata gelince:

2 ﴾مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ الَّذِى اسْتَوْقَدَ نَاراً﴿ Yani, “Onların meseli, ateş yakan adamın meseli gibidir.” Bu cümlenin mevki ve makama olan münasebeti, şöyle tasvir edilebilir ki: Âyette beyan edildiği şekil üzerine, ateş yakan adamın hali, Ceziretü’l Arapta sâkin Kur’ân’ın muhataplarından birinci tabakadaki adamların hallerine tetabuk ediyor.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Onlar hidâyet karşılığında inkârcılığı satın aldılar.” Bakara Sûresi, 2:16.
2 : Bakara Sûresi, 2:17.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: 16. âyetin tefsiri / Sonraki Risale: 21-22. âyetin tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

adem-i sebat : kararsızlık, sabit olmama
âmâ : gözleri görmeyen, görme engelli
Cezire-i Arap : Arap Yarımadası
cihet-i irtibat : irtibat, bağlantı yönü
daire-i imkân : varlığı da yokluğu da eşit olan daire, kâinat
dalâlet : hak yoldan sapkınlık
evvelen : ilk olarak
fıtrat : mizaç, karakter
fitne : ahlâkta ve toplum düzeninde azgınlık ve bozgunculuk; baştan çıkarma
hidayet : doğru ve hak yol, İslâmiyet
ihtar : hatırlatma, ikaz
irtidat etmek : imanından, dininden dönmek
kàdir olma : gücü yetirme, yapabilme
kavm : topluluk, millet
küfür : inkâr, kabul etmeme
lâl : dilsiz
lisan : dil
meâl : mânâ, anlam
mesel : örnek, benzer
muhalefet : farklılık
muhit : etraf, çevre, civar
muvafakat : uygunluk
münafık : iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse
münasebet : bağlantı, ilişki
nev’i : çeşit, tür
nur : ışık, aydınlık
rücu : geri dönme
sadâ : ses
sâkin : oturan, yerleşik
tasvir etmek : anlatmak, bildirmek
tebaruz etmek : açığa çıkmak, görünmek
tebeyyün etmek : anlaşılmak, ortaya çıkmak
temsil : analoji, kıyaslama tarzında benzetme
vücut : beden, varlık
zulmet : karanlık
Yükleniyor...