Block title
Block content
Cümlelerin heyet ve nüktelerine geldik:

1 ﴾وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ﴿ ilâ âhir. Atfı ifade eden bu وَ münasebet-i atfiyenin iktizasına binaen وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ cümlesine mâtufun-aleyh olmak üzere
2 اِذْ خَلَقَ مَا خَلَقَ مُنْتَظَمًا cümlesinin takdirine işarettir.

Ve keza اِذْ zaman-ı mâziyi ifade ettiği cihetle, sanki zihinleri, geçmiş zamanların silsilesine götürür veya o silsileyi bu zamana getirir, ihzar eder ki, zihinler, o zamanlarda vukua gelmiş olan hadiseleri görsünler.

3 رَبُّكَ Bu tâbir, melâikenin aleyhine bir hüccet ve bir delildir. Yani, “Allah seni terbiye etmiştir, hadd-i kemale eriştirmiştir ve seni beşere mürşid kılmıştır ki, fesatlarını izale edesin. Demek, nev-i beşerin en büyük hasenesi sensin ki, onların mefsedetlerini setrediyorsun.”

4 لِلْمَلٰۤئِكَةِ Cenâb-ı Hakkın müşavere şeklinde melâike ile yaptığı muhavere, melâikenin beşer ile fazla bir irtibat ve alâka ve münasebetleri olduğuna işarettir. Çünkü melâikenin bir kısmı insanları hıfzediyor, bir kısmı kitabet işlerini görüyor. Demek insanlarla alâkaları ziyade olduğundan, insanların ahvâline ehemmiyet veriyorlar.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Rabbin onlara şöyle dediği zaman…” Bakara Sûresi, 2:30.
2 : Allah, yarattığı her şeyi çok muntazam olarak yarattığında.
3 : Rabbin.
4 : Meleklere.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: 29. âyetin tefsiri / Sonraki Risale: 31-33. âyetin tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

adem-i ilim : bilmeme
ahkâm : bir noktada verilen hükümler
alâka : bağlantı
atf : bağlama, bağlaç; kendinden öncekiyle sonraki kelime veya cümle grubu arasındaki irtibatı kuran edat
beşer : insanlık
binaen : -dayanarak
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah
cihet : taraf, yön
ferman : buyruk, emir
fesat : bozgunculuk
hadd-i kemâl : olgunluk ve mükemmellik sınırı, seviyesi
hadise : olay
hasene : güzellik; meyve
hikmet : sır, amaç, gaye
hilkat : yaratılış
hüccet : kanıt, delil
ihzar : hazır etme, o ana getirme
iktiza : bir şeyin gereği
ilâ âhir : sonuna kadar
izale : giderme, ortadan kaldırma
keza : bunun gibi
malumât : bilgiler
mâtufun aleyh : bir edat vasıtasıyla kendisine bağlanılan kelime veya cümle
mefsedet : bozgunculuk, fesat, kötülük
melâike : melekler
muhavere : karşılıklı konuşma
münasebet : alâka, ilgi
münâsebet-i atfıye : bir kelime veya cümlenin diğer bir kelime veya cümleye “ve” gibi bir edâtla bağlama sebebi, alâkası
münhasır : ait, mahsus
mürşid : irşad eden, doğru yolu gösteren
müşavere : istişare etme, danışma
nazara alma : dikkate alma, bakma
nev-i beşer : insanlar
nükte : ince ve derin mânâ
setretme : örtme
silsile : zincir
tabir : ifade, anlatım
takdir : lâfız olarak zikredilmediği halde, görünen lâfzın altında kapalı olarak bulunan sözü, mânâyı gösterme
terbiye etme : belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, olgunlaştırma
vukua gelme : gerçekleşme, meydana gelme
vücuda gelme : meydana gelme
zaman-ı mazi : gr. geçmiş zaman kipi
Yükleniyor...