Block title
Block content
Meselâ, hilkat-i semâvât ve arzdan bahsi içinde, hilkat-i insandan ve insanın sesinden ve simasındaki dekaik-i nimet ve hikmetten bahis açar. Tâ ki fikir dağılmasın, kalb boğulmasın, ruh Mâbûdunu doğrudan doğruya bulsun. Meselâ,

وَمِنْ اٰيَاتِهِ خَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَاخْتِلاَفُ اَلْسِنَتِكُمْ وَاَلْوَانِكُمْ 1 âyeti, mezkûr hakikati mucizâne bir surette gösteriyor.

Evet, hadsiz mahlûkatta ve nihayetsiz bir kesrette vahdet sikkeleri, mütedahil daireler gibi, en büyüğünden en küçük sikkeye kadar envâı ve mertebeleri vardır. Fakat o vahdet, ne kadar olsa, yine kesret içinde bir vahdettir; hakikî hitabı tam temin edemiyor. Onun için, vahdet arkasında ehadiyet sikkesi bulunmak lâzımdır tâ ki kesreti hatıra getirmesin, doğrudan doğruya Zât-ı Akdese karşı kalbe yol açsın.

Hem, sikke-i ehadiyete nazarları çevirmek ve kalbleri celb etmek için, o sikke-i ehadiyet üstünde gayet cazibedar bir nakış ve gayet parlak bir nur ve gayet şirin bir halâvet ve gayet sevimli bir cemâl ve gayet kuvvetli bir hakikat olan rahmet sikkesini ve Rahîmiyet hâtemini koymuştur. Evet, o rahmetin kuvvetidir ki, zîşuurun nazarlarını celb eder, kendine çeker ve ehadiyet sikkesine isal eder ve Zât-ı Ehadiyeyi mülâhaza ettirir ve ondan, اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَعِينُ 2 deki hakikî hitaba mazhar eder.

İşte, Bismillâhirrahmânirrahîm, Fâtiha’nın fihristesi ve Kur’ân’ın mücmel bir hülâsası olduğu cihetle, bu mezkûr sırr-ı azîmin ünvanı ve tercümanı olmuş. Bu ünvanı eline alan, rahmetin tabakatında gezebilir. Ve bu tercümanı konuşturan, esrar-ı rahmeti öğrenir ve envâr-ı Rahîmiyeti ve şefkati görür.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Onun varlığının ve kudretinin delillerinden biri de; gökleri ve yeri yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin farklı olmasıdır.” Rum Sûresi, 30:22.
2 : “Ancak Sana kulluk eder ve ancak Senden yardım dileriz.” Fâtiha Sûresi, 1:5.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

Bismillâhirrahmânirrahîm : Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla
cazibedar : cazibeli, çekici
celb etmek : çekmek
cemâl : güzellik
dekaik-i nimet ve hikmet : nimet ve hikmet incelikleri
ehadiyet : Allah’ın herbir varlıkta görülen birlik tecellisi
envâ : türler, çeşitler
envâr-ı Rahîmiyet ve şefkat : Allah’ın merhamet ve şefkatinin nurları
esrar-ı rahmet : rahmetin sırları
hadsiz : sayısız
hakikat : gerçek
hakikî : gerçek, doğru
halâvet : tatlılık, hoşluk
hâtem : mühür, damga
hilkat-i insan : insanın yaratılışı
hilkat-i semâvat ve arz : göklerin ve yerin yaratılışı
hülâsa : özet
isal etmek : ulaştırmak, eriştirmek
kesret : çokluk
Mâbûd : kendisine ibadet edilen Allah
mahlûkat : yaratıklar
mazhar : eriştirmek
mezkûr : sözü geçen
mu’cizâne : mu’cizeli bir şekilde
mücmel : özetlenmiş
mülâhaza : düşünme, akla getirme
mütedahil : iç içe, birbiri içinde
nazar : bakış, dikkat
nihayetsiz : sonsuz
Rahîmiyet : Allah’ın rahmet ediciliği
rahmet : İlâhî şefkat, merhamet ve ihsan
semâvat : gökler
sırr-ı azîm : büyük sır
sikke : mühür, işaret
sikke-i ehadiyet : Allah’ın herbir varlıkta birliğini gösteren mühür
sima : yüz, çehre
suret : şekil
tabakat : tabakalar, dereceler
vahdet : birlik, teklik
zâhir : görünen, açık
Zât-ı Akdes : her türlü kusur ve noksandan yüce olan Zât, Allah
Zât-ı Ehadiye : tek olan ve hiçbir şeye muhtaç olmayan Zât, Allah
zîşuur : şuur sahibi
Yükleniyor...