Block title
Block content
Ve o misilli şeytanî desiseler vasıtasıyla muvakkaten ehl-i hakka galebe ederler. Fakat 1 وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ sırrıyla, 2 اَلْحَقُّ يَعْلُو وَلاَ يُعْلٰى عَلَيْهِ düsturuyla, onların o muvakkat galebeleri, menfaat cihetinden onlar için ehemmiyetsiz olmakla beraber, Cehennemi kendilerine ve Cenneti ehl-i hakka kazandırmalarına sebeptir.

İşte, dalâlette, iktidarsızlar muktedir görünmeleri ve ehemmiyetsizler şöhret kazanmaları içindir ki, hodfuruş, şöhretperest, riyâkâr insanlar ve az birşeyle iktidarlarını göstermek ve ihâfe ve ızrar cihetinden bir mevki kazanmak için ehl-i hakka muhalefet vaziyetine girerler.

Tâ görünsün ve nazar-ı dikkat ona celb olunsun. Ve iktidar ve kudretle değil, belki terk ve atâletle sebebiyet verdiği tahribat ona isnad edilip ondan bahsedilsin.

Nasıl ki böyle şöhret divanelerinden birisi namazgâhı telvis etmiş, tâ herkes ondan bahsetsin. Hattâ ondan lânetle de bahsedilmiş de, şöhretperestlik damarı kendisine bu lânetli şöhreti hoş göstermiş diye darbımesel olmuş.

Ey âlem-i bekà için yaratılan ve fâni âleme müptelâ olan biçare insan!

3 فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ السَّمَاۤءُ وَاْلاَرْضُ âyetinin sırrına dikkat et, kulak ver. Bak, ne diyor:

Mefhum-u sarihiyle ferman ediyor ki, ehl-i dalâletin ölmesiyle, insanla alâkadar olan semâvât ve arz, onların cenazeleri üstünde ağlamıyorlar, yani, onların ölmesiyle memnun oluyorlar.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Gerçek sonuç takvâ sahiplerinindir.” A’râf Sûresi, 7:128.
2 : “Hak daima üstün gelir; hakka galebe edilmez.” Bu hadis-i şerifin Buharî, Cenâiz: 79’daki rivayeti şu şekildedir: اَ ْلاِسْلاَمُ يَعْلُو وَلاَ يُعْلٰى
3 : “Gök ve yer onlara ağlamadı.” Duhan Sûresi, 44:29.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On İkinci Lem'a / Sonraki Risale: On Dördüncü Lem'a
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

alâkadar : alakalı, ilgili
âlem : dünya
âlem-i bekà : devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi
arz : yeryüzü
atâlet : hareketsizlik, tembellik
âyet : Kur’ân’ın her bir cümlesi
biçare : çaresiz
celb etme : çekme
cihet : yön
dalâlet : hak yoldan ayrılma, sapkınlık
darbımesel : atasözü
desise : hile, aldatma
divane : akılsız, deli
düstur : kural
ehl-i dalâlet : doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler
ehl-i hak : hak ve doğru yolda olan kimseler
ehl-i hidayet : doğru yolda olanlar, iman etmiş olanlar
fâni : gelip geçici, ölümlü
ferman etmek : buyurmak
firavuniyet : Firavun gibi olma, tanrılık iddiasında bulunma
galebe etmek : üstün gelmek
hodfuruş : kendini beğenerek satmaya çalışmak
ızrar : zarar verme
ihâfe : korkutma
iktidar : güç, kuvvet
isnad etme : dayandırma
kudret : güç, iktidar
lânet : beddua
mefhum-u işarî : işaret edilen mânâ
mefhum-u sarih : açık anlam
menfaat : fayda, yarar
mevki : yer, makam
misilli : gibi
muhalefet : zıt ve aykırı davranma
muktedir : gücü yeten iktidar sahibi
muvakkat : geçici
muvakkaten : geçici olarak
müptelâ : bağımlı, düşkün
namazgâh : namaz kılınan yer
nazar-ı dikkat : dikkatli bakış
nefs : insanı kötülüklere yönelten duygu
riyâkâr : iki yüzlü
sebebiyet vermek : sebep olmak
semâvât : gökler
şeytanî : şeytana ait
şöhretperest : şöhret düşkünü
tahribat : tahripler, yıkıp bozmalar
telvis etmek : kirletmek
vasıta : araç
Yükleniyor...