Block title
Block content
Bilmüşahede, göre göre, gayet sür’atle, sağa ve sola inhiraf etmeyerek, ihtiyarsız bir tarzda, vefat eden ahbap ve akran ve akaribim gibi, kabir kapısına yanaşıyorum.

O kabir, bu dâr-ı fâniden firâk-ı ebedî ile ebedü’l-âbâd yolunda kurulmuş, açılmış evvelki menzil ve birinci kapıdır.1 Ve bu bağlandığım ve meftun olduğum şu dâr-ı dünya da, kat’î bir yakîn ile anladım ki, hâliktir gider ve fânidir ölür.

Ve bilmüşahede, içindeki mevcudat dahi, birbiri arkasından kafile kafile göçüp gider, kaybolur. Hususan benim gibi nefs-i emmâreyi taşıyanlara şu dünya çok gaddardır, mekkârdır. Bir lezzet verse, bin elem takar, çektirir. Bir üzüm yedirse, yüz tokat vurur.

Ey Rabb-i Rahîmim ve ey Hâlık-ı Kerîmim! 2 كُلُّ اٰتٍ قَرِيبٌ sırrıyla ben şimdiden görüyorum ki, yakın bir zamanda, ben kefenimi giydim, tabutuma bindim, dostlarımla veda eyledim.

Kabrime teveccüh edip giderken, Senin dergâh-ı rahmetinde, cenazemin lisan-ı haliyle, ruhumun lisan-ı kàliyle bağırarak derim: “El-aman, el-aman! Ya Hannân! Yâ Mennân! Beni günahlarımın hacâletinden kurtar!”

İşte kabrimin başına ulaştım, boynuma kefenimi takıp kabrimin başında uzanan cismimin üzerine durdum. Başımı dergâh-ı rahmetine kaldırıp bütün kuvvetimle feryad edip nidâ ediyorum: “El-aman, el-aman! Yâ Hannân! Yâ Mennân! Beni günahlarımın ağır yüklerinden halâs eyle!”

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : bk. Tirmizî, Zühd 5; İbni Mâce, Zühd 32; Müsned 1:63.
2 : “Her gelecek şey yakındır.” İbn-i Mâce, Mukaddime:7; Dârimî, Mukaddime 23.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Altıncı Lem'a / Sonraki Risale: On Sekizinci Lem'a
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

ahbap : dostlar, sevgililer
akarib : akrabalar, yakınlar
akran : arkadaşlar
bilmüşahede : gözle görerek
dâr-ı dünya : dünya yurdu
dâr-i fâni : geçici âlem, dünya
dergâh-ı rahmet : Allah’ın rahmet kapısı
ebedü’l-âbâd : sonsuzların sonsuzu, âhiret hayatı
el-aman el-aman : “imdat imdat” anlamına gelen ve yardım dilemeyi ifade eden söz
elem : acı, keder
fâni : geçici olan, ölümlü
feryad : bağırıp çağırma
firâk-ı ebedî : sonsuz ayrılık
gaddar : acımasız
hacâlet : utanç
halâs : kurtulma, kurtuluşa erme
Hâlık-ı Kerîm : ikramı bol olan ve her şeyi yaratan Allah
hâlik : helâk olan, yok olma özelliği taşıyan
hususan : özellikle
ihtiyarsız : irade dışı
inhiraf etmek : doğru yoldan sapmak
intizar etmek : beklemek
kafile : grup, topluluk
kat’î : kesin
lisan-ı hal : hal ve beden dili
lisan-ı kal : söz ile anlatım
mâsiyet : günah, isyan
meftun : düşkün
mekân : yer
mekkâr : düzenbaz, hileci
melce : sığınak
mence : kurtulacak yer
menzil : yer, mekân
mevcudat : varlıklar
nefs-i emmâre : hazır zevke düşkün ve insanı kötülüğe sevk eden duygu
Rabb-i Rahîm : herbir varlığa merhamet ve şefkat gösteren ve herşeyi terbiye ve idare eden Allah
teşyîci : cenazeyi kabre getiren
teveccüh etmek : yönelmek
Yâ Hannân : ey rahmetinin en hoş cilvelerini gösteren ve çok merhametli olan
Yâ Mennân : ey ihsanı bol olan ve çok nimetler veren Allah
yakîn : kesin ve doğru bilgi
Yükleniyor...