Block title
Block content
Hem, maddiyyun denilen bir kısım ehl-i dalâlet, zerrattaki tahavvülât-ı muntazama içinde hallâkıyet-i İlâhiyenin ve kudret-i Rabbâniyenin bir cilve-i âzamını hissettiklerinden ve o cilvenin nereden geldiğini bilemediklerinden ve o kudret-i Samedâniyenin cilvesinden gelen umumî kuvvetin nereden idare edildiğini anlayamadıklarından, madde ve kuvveti ezelî tevehhüm ederek, zerrelere ve hareketlerine âsâr-ı İlâhiyeyi isnad etmeye başlamışlar.

Fesübhânallah! İnsanlarda bu derece hadsiz cehalet olabilir mi ki, mekândan münezzeh olmakla beraber, herbir yerde, herbir şeyin icadında herşeyi görecek, bilecek, idare edecek bir tarzda bulunur bir vaziyetle yaptığı fiilleri ve eserleri câmid, kör, şuursuz, iradesiz, mizansız ve tesadüf fırtınaları içinde çalkanan zerrâta ve harekâtına vermek, ne kadar cahilâne ve hurafetkârâne bir fikir olduğunu, zerre kadar aklı bulunanların bilmesi gerektir.

Evet, bu herifler vahdet-i mutlakadan vazgeçtikleri için, hadsiz ve nihayetsiz bir kesret-i mutlakaya düşmüşler. Yani, birtek ilâhı kabul etmedikleri için, nihayetsiz ilâhları kabul etmeye mecbur oluyorlar.

Yani, birtek Zât-ı Akdesin hassası ve lâzım-ı zâtîsi olan ezeliyeti ve hâlıkıyeti, bozulmuş akıllarına sığıştıramadıklarından, o hadsiz, nihayetsiz, câmid zerrelerin ezeliyetlerini, belki ulûhiyetlerini kabul etmeye, mesleklerince mecbur oluyorlar. İşte sen gel, eçheliyetin nihayetsiz derecesine bak!

Evet, zerrelerdeki cilve ise, zerreler taifesini Vâcibü’l-Vücudun havliyle, kudretiyle, emriyle, muntazam ve muhteşem bir ordu hükmüne getirmiştir.

Eğer bir saniye o Kumandan-ı Âzamın emri ve kuvveti geri alınsa, o çok kesretli, câmid, şuursuz taife, başıbozuklar hükmüne gelecekler, belki bütün bütün mahvolacaklar.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Beşinci Nükte
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âsâr-ı İlâhiye : Allah’ın eserleri
başıbozuk : düzensiz topluluk
cahilâne : cahilce, bilgisizce
câmid : cansız
cehalet : cahillik
cilve : görünme, yansıma
cilve-i âzam : en büyük yansıma
echeliyet : kara cahillik, çok cahil olma
ehl-i dalâlet : doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler
ezelî : başlangıcı olmayan
ezeliyet : varlığının başlangıcı ve sonu olmamak, sonsuzluk
fesübhânallah : “Allah’ı her türlü kusur, ayıp ve eksiklerden tenzih ederim” anlamında bir hayret ifadesi
hadsiz : sınırsız, sayısız
hâlıkıyet : yaratıcılık
hallâkıyet-i İlâhiye : Allah’ın kendi zatına yaraşan yaratıcılığı
harekât : hareketler
hassa : özellik
havl : güç
hurafekârâne : delile dayanmayan saçma bir inanışla
icad : var etme, ortaya çıkarma
ilâh : kendisine ibadet edilen
iradesiz : istek ve dileme gücü olmama
isnad etmek : dayandırmak
kesret-i mutlaka : sınırsız derecede çokluk
kesretli : çok sayıda
kudret : güç, iktidar
kudret-i Rabbâniye : her bir varlığı terbiye ve idare eden Allah’ın kudreti
kudret-i Samedâniye : hiçbir şeye muhtaç olmayan ve herşeyin kendisine muhtaç olduğu Allah’ın sınırsız güç ve iktidarı
Kumandan-ı Âzam : bütün varlıkları emri altında tutan en büyük kumandan, Allah
lâzım-ı zâtî : bir şeyin bizzat kendisinde olması gereken temel özellik
maddiyyun : maddeciler, materyalistler
mahvolmak : yok olmak, perişan olmak
mecbur : zorunlu
mekândan münezzeh : mekânla, yerle sınırlı olmayan
tahavvülât-ı muntazam : düzgün ve muntazam değişiklikler, değişmeler, gelişmeler
taife : grup, topluluk
tevehhüm etmek : sanmak, zannetmek
ulûhiyet : ibadete ve itaat edilmeye layık olma, İlâhlık
umumî : bütün, genel
zerrat : zerreler, atomlar
Yükleniyor...