Block title
Block content
Demek insan bu dünyaya yalnız güzel yaşamak için ve rahatla ve safâ ile ömür geçirmek için gelmemiştir. Belki azîm bir sermaye elinde bulunan insan, burada ticaret ile, ebedî, daimî bir hayatın saadetine çalışmak için gelmiştir. Onun eline verilen sermaye de ömürdür.

Eğer hastalık olmazsa, sıhhat ve âfiyet gaflet verir, dünyayı hoş gösterir, âhireti unutturur. Kabri ve ölümü hatırına getirmek istemiyor. Sermaye-i ömrünü bâd-ı heva boş yere sarf ettiriyor. Hastalık ise, birden gözünü açtırır. Vücuduna ve cesedine der ki: “Lâyemut değilsin, başıboş değilsin, bir vazifen var. Gururu bırak, seni Yaratanı düşün, kabre gideceğini bil, öyle hazırlan.”

İşte hastalık bu nokta-i nazardan hiç aldatmaz bir nâsih ve ikaz edici bir mürşiddir. Ondan şekvâ değil, belki bu cihette ona teşekkür etmek, eğer fazla ağır gelse sabır istemek gerektir.

DÖRDÜNCÜ DEVA

Ey şekvâcı hasta! Senin hakkın şekvâ değil, şükürdür, sabırdır. Çünkü senin vücudun ve âzâ ve cihazatın, senin mülkün değildir. Sen onları yapmamışsın, başka tezgâhlardan satın almamışsın. Demek başkasının mülküdür. Onların mâliki, mülkünde istediği gibi tasarruf eder.

Yirmi Altıncı Sözde denildiği gibi, meselâ gayet zengin, gayet mâhir bir san’atkâr, güzel san’atını, kıymettar servetini göstermek için, miskin bir adama modellik vazifesini gördürmek maksadıyla, bir ücrete mukabil, bir saatçik zamanda, murassâ ve gayet san’atlı diktiği bir gömleği, bir hulleyi o fakire giydirir. Onun üstünde işler ve vaziyetler verir. Harika envâ-ı san’atını göstermek için keser, değiştirir, uzaltır, kısaltır. Acaba şu ücretli miskin adam, o zâta dese: “Bana zahmet veriyorsun, eğilip kalkmakla verdiğin vaziyetten bana sıkıntı veriyorsun. Beni güzelleştiren bu gömleği kesip kısaltmakla güzelliğimi bozuyorsun” demeye hak kazanabilir mi? “Merhametsizlik, insafsızlık ettin” diyebilir mi?
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yirmi Dördüncü Lem'a / Sonraki Risale: Yirmi Altıncı Lem'a
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âfiyet : sağlık
âhiret : öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat
âzâ : uzuvlar, organlar
azîm : büyük
bâd-i hevâ : boşu boşuna
cihazat : cihazlar, organlar
cihet : yön
cisim : beden
daimî : devamlı, sürekli
devâ : ilâç, çare
ebedî : sonsuz
envâ-i san’at : san’at türleri
esmâ-i hüsnâ : Allah’ın sınırsız güzellikteki isimleri
gaflet : sorumsuzluk, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranma
hâlât : durumlar, hâller
hulle : elbise
ikaz edici : uyarıcı
insafsızlık : vicdansızlık
kıymettar : değerli
lâyemut : ölümsüz
mâhir : hünerli, sanatkâr
maksat : amaç, gaye
mâlik : sahip
merhamet : acıma, şefkat
miskin : fakir, zavallı
mukabil : karşılık
murassâ : kıymetli taşlarla süslenmiş
mülk : sahip olunan şey
mürşid : irşad edici, doğru yol gösteren
nakış : işleme, süsleme
nâsih : nasihat eden
nokta-i nazar : bakış açısı
nuranî : nurlu, parlak
saadet : mutluluk
san’atkâr : sanatçı, usta
Sâni-i Zülcelâl : büyüklük ve haşmet sahibi olan ve her şeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah
sarf etmek : harcamak
sermaye : servet, varlık
sermaye-i ömür : ömür sermayesi
servet : zenginlik
sıhhat : sağlık
şekvâ : şikâyet
şükür : Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme
tasarruf etmek : dilediği gibi kullanmak ve yönetmek
tezgâh : satış yapılan yer
vaziyet : durum, hâl
Yükleniyor...