وَمَنْ اِسْتَنَدَ بِاْلاِيمَانِ إِلٰى النُّقْطَةِ اْلاُولىٰ، وَاسْتَمَدَّ مِنَ النُّقْطَةِ الثَّانِيَةِ أَحَسَّ مِنْ أَعْمَاقِ رُوحِهِ لَذَائِذَ مَعْنَويَّةً وَأُنْسِيَةً مُسَلِّيَةً وَاِعْتِمَاداً يَطْمَئِنُّ بِهَا وِجْدَانُهُ

اَلنُّقْطَةُ الرَّابِعَةُ

اَلْحَمْدُ ِللهِ عَلٰى نُورِ اْلاِيمَانِ الْمُزِيلِ لِلآلآمِ عَنِ اللَّذَائِذِ الْمَشْرُوعَةِ بِإِرَاءَةِ دَوَرَانِ اْلاَمْثَالِ

وَالْمُدِيمِ لِلنِّعَمِ بِإِرَاءَةِ شَجَرَةِ اْلإِنْعَامِ

وَالْمُزِيلِ آلاَمَ الْفِرَاقِ بِإِرَاءَةِ لَذَّةِ تَجَدُّدِ اْلاَمْثَالِ. يَعْنِى أَنَّ فِى كُلِّ لَذَّةٍ آلاَماً تَنْشَأُ مِنْ زَوَالِهَا. فَبِنُورِ اْلاِيمَانِ يَزُولُ الزَّوَالُ، وَيَنْقَلِبُ اِلٰى تَجَدُّدِ اْلاَمْثَالِ. وَفِى التَّجَدُّدِ لَذَّةٌ أُخْرىٰ. فَكَمَا أَنَّ الثَّمَرَةَ إِذَا لَمْ تُعْرَفْ شَجَرَتُهَا تَنْحَصِرُ النِّعْمَةُ فِى تِلْكَ الثَّمَرَةِ. فَتَزُولُ بِأكَْلِهَا. وَتُورِثُ تَأسُّفاً عَلى فَقْدِهَا. وإذا عُرِفَتْ شَجَرَتُهَا وَشُوهِدَتْ، يَزُولُ اْلاَلمُ فِى زَوَالِهَا لِبَقَاءِ شَجَرَتِهَا الْحَاضِرَةِ، وَتَبْدِيلِ الثَّمَرَةِ الْفَانِيَةِ بِأَمْثاَلِهَا

وَكَذَا إِنَّ مِنْ أَشَدِّ حَالاَتِ رُوحِ الْبَشَرِ هِىَ التَّأَلمَاتُ النَّاشِئَةُ مِنَ الْفِرَاقَاتِ. فَبِنُورِ اْلاِيمَانِ تَفْتَرِقُ الْفِرَاقَاتُ وَتَنْعَدِمُ. بَلْ تَنْقَلِبُ بِتَجَدُّدِ اْلاَمْثَالِ الَّذِى فِيهِ لَذَّة ٌ أُخْرٰى إِذْ كُلُّ جَدِيدٍ لَذِيذٌ

AÇIKLAMA

Lâkin, birinci noktaya istinad ve ikincisinden de istimdat eden adam, kalben ve ruhen pek çok zevk ve lezzetleri, ünsiyetleri hisseder ki, hem mütesellî, hem vicdanı mutmain olur.

Dördüncü nokta

İman nuru, lezâiz-i meşrûanın zevâle başladıkları zaman hasıl olan elemleri, emsalinin vücut ve gelmekte olduklarını göstermekle izale eder.

Ve kezâ, nimetlerin devam edip tenakus etmemesini, nimetlerin menbaını göstermekle temin eder.

Ve kezâ, firak ve ayrılmaların elemlerini, teceddüd-ü emsalinin lezzetini göstermekle izale eder. Yani zeval düşüncesiyle bir lezzette çok elemler olur ki, iman o elemleri teceddüd-ü emsaliyle ihtar ve izale eder. Maahâzâ, lezzetlerin teceddüdünde de başka lezzetler vardır. Evet, bir semerenin şeceresi olmasa, o semerede münhasır kalan lezzet, onun yemesiyle zâil olur ve zevâli de mûcib-i teessür olur. Fakat o semerenin şeceresi mâruf ise, o semerenin zevâlinden elem hasıl olmuyor; çünkü yerine gelen var. Ve aynı zamanda, teceddüd haddizâtında bir lezzettir.

Ve kezâ ruh-u beşeri en ziyade sıkan, ayrılmalardan neş’et eden elemlerdir. Nur-u iman o elemleri teceddüd-ü emsal ve tahaddüs-ü visâl ümidiyle izale eder.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Birinci Bab / Sonraki Risale: Üçüncü Bab
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

elem : acı, keder, sıkıntı
emsal : benzer
firak : ayrılık
haddizâtında : aslında, yaratılışında
hasıl olan : meydana gelen
hasıl olmak : meydana gelmek
ihtar : hatırlatma
iman : Allah’a inanma
istimdat : yardım dileme
istinad etmek : dayanmak
izale etme : giderme
kezâ : bunun gibi
lâkin : ama, fakat
lezâiz-i meşrûa : İslâmın izin verdiği helâl lezzetler
maahâzâ : bununla beraber
mâruf : bilinen, belli
menba : kaynak
mûcib-i teessür : üzüntü verici
mutmain : şüphesiz, tam kanaatle inanma
münhasır : ait, sınırlı
mütesellî : tesellî bulan
neş'et eden : doğan, meydana gelen
nimet : iyilik, lütuf, ihsan
nur-u iman : iman ışığı, aydınlığı
ruh-u beşer : insan ruhu
semere : meyve
şecere : ağaç
tahaddüs-ü visâl : her ayrılıktan sonra kavuşmanın olması
teceddüd : yenileme
teceddüd-ü emsal : benzerleriyle yenilenme
temin etmek : sağlamak
tenakus : eksilme, noksanlaşma
ünsiyet etmek : alışmak
zâil olma : kaybolma, geçip gitme
zevâl : geçip gitme, kaybolma
ziyade : çok, fazla
Yükleniyor...