اَلنُّقْطَةُ التَّاسِعَةُ
HAŞİYE-1

اَلْحَمْدُ-مِنَ اللهِ بِاللهِ عَلَى اللهِ- ِللهِ بِعَدَدِ ضَرْبِ ذَرَّاتِ الْكَائِنَاتِ مِنْ أَوَّلِ الدُّنيَا اِلٰى آخِرِ الْخِلْقَةِ فىِ عَاشِرَاتِ دَقاَئِقِ اْلأَزْمِنَةِ مِنَ اْلأَزَلِ اِلٰى اْلأَبدِ. اَلْحَمْدُ ِللهِ عَلَى (الْحَمْدُ ِللهِ) بِدَوْرٍ دآئِرٍ فِى تَسَلْسُلٍ HAŞİYE-2 يَتَسَلْسَلُُ إِلٰى مَالاَ يَتَنَاهىٰ. اَلْحَمْدُ ِللهِ عَلٰى نِعْمَةِ الْقُرْآنِ وَاْلاِيمَانِ عَلَيَّ وَعَلٰى إِخْوَانِى بِعَدَدِ ضَرْبِ ذَرَّاتِ وُجُودِى فِى عَاشِرَاتِِ دَقَائِقِ عُمْرِى فِى الدُّنْياَ، وَبَقَائِى وَبقَائِهِمْ فِى اْلآخِرَةِ

سُبْحَانَكَ لاَ عِلْمَ لَنَا إِلاَّ عَلَّمْتَنَا إِنَّكَ أَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ) (اَلْحَمْدُ ِللهِ الَّذِى هَديٰنَا لِهٰذَا وَمَا كُناَّ لِنَهْتَدِىَ لَوْلاَ أَنْ هَديٰنَا اللهُ لَقَدْ جَآءَتْ رُسُلُ رَبناَ بِالْحَقِّ). اَللَّهُمَّ صَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ بِعَدَدِ حَسَنَاتِ اُمَّتِهِ وَعَلٰى آلهِ وَصَحْبِهِ وَسَلِّمْ آمِينَ. وَالْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

AÇIKLAMA

Dokuzuncu Nokta HAŞİYE-1

Hamd Allah’tan gelir, Allah ile kaimdir, Allah için ve Onun vücudu sebebiyledir. Dünyanın evvelinden hilkatin âhirine kadar bütün zerrât-ı kâinatın, ezelden ebede bütün zamanlardaki dakikaların âşirelerine darbı adedince, Allah’a hamd olsun. “Elhamdü lillâh” nimeti için dahi, nâmütenâhi bir devir ve teselsülle HAŞİYE-2 Allah’a hamd olsun. Bana ve kardeşlerime ihsan ettiği Kur’ân nimeti için, zerrât-ı vücudumun, dünyadaki ömrümün dakikalarının âşireleriyle ve âhirette benim ve kardeşlerimin bekàlarıyla darbı adedince hamd olsun.

“Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın.” (Bakara Sûresi, 2:32.) “Bizi bu saâdete eriştiren Allah’a hamd olsun. Yoksa Allah hidâyet etmeseydi biz kendiliğimizden buna erişemezdik.” (A’râf Sûresi, 7:43.) Allahım, ümmetinin hasenâtı adedince, Efendimiz Muhammed’e ve âl ve ashabına salât ve selâm et. Âmin. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

HAŞİYE-1 : Bu gibi şifrelerin anahtarı bende yoktur ki açayım. Maahâzâ, oruçlu bir kafa, ne o şifreleri açabilir ve o darbları yapabilir. Kusura bakmayınız, bu kadarı da, ancak müellifinin mânevî yardımıyla ve Leyle-i Kadrin bereketiyle ve Mevlânâ’nın komşuluğundan istifade ile yapabildim. Mütercim Abdülmecid Nursî
HAŞİYE-2 : Devir ve teselsül, mümkinat dairesinde muhaldirler. Çünkü ikisi nihayetsizlik iktiza ettiklerinden ve mümkinat dairesi mütenahi olduğundan, gayr-ı mütenâhi yerleşmez. Fakat daire-i vücuba taallûk eden hamd ise, o gayr-ı mütenâhidir. Devir ve teselsülle gayr-ı mütenâhi bir daireye girer, yerleşir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Birinci Bab / Sonraki Risale: Üçüncü Bab
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

ahir : son
âhiret : öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat
al ve ashab : aile ve arkadaşlar
amin : “Allah’ım kabul eyle”
âşire : saatin dakika ve saniye gibi on birim küçüğü olan zaman dilimi
bekà : devamlılık ve kalıcılık, sonsuzluk
daire-i vücub : hiç değişikliğe uğramayan varlığı zorunlu olan İlâhlık dairesi
darb : çarpma işlemi
devir : dönüp dolaşıp başlangıç noktasına gelme
ebed : sonu olmayan sonsuzluk
elhamdü lillâh : “ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet Allah’a mahsustur”
ezel : başlangıcı olmayan
gayr-ı mütenâhi daire : sınırsız, sonsuz daire
gayr-ı mütenâhi : sınırsız, sonsuz
hamd etmek : şükür ve övgülerini sunmak
hasenât : iyilikler, sevaplar
haşiye : dipnot, açıklayıcı not
hilkat : yaratılış
ihsan etmek : ikramda bulunmak, bağışlamak
iktiza etmek : gerektirmek
istifade : faydalanma
kaim : var olan
Leyle-i Kadir : Kadir Gecesi
maahâzâ : bununla birlikte
muhal : imkansız
müellif : yazar
mümkinat dairesi : varlığı ile yokluğu imkân dahilinde olup Allah’ın var etmesine bağlı olan daire
mütenahi : sona eren, biten
mütercim : tercüme eden
nâmütenâhi : sonsuz
nihayetsiz : sonsuz, sınırsız
nimet : iyilik, lütuf, ihsan
Rab : her bir varlığa muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah
salât ve selâm : Peygamberimiz için yapılan dua ve niyaz
taallûk etmek : ilgilendirmek, ait olmak
teselsül : zincirleme devam etme, ard arda gelme
ümmet : Hz. Peygambere inanıp onun yolundan giden mü’minler
vücud : varlık, var oluş
zerrât-ı kâinat : evrendeki atomlar
zerrât-ı vücud : beden zerreleri
Yükleniyor...