Block title
Block content
Fakat ilim itibarıyla insanlara dahi bir menfaat dokundurmak için şer’an hizmete mükellef olduğumdan, hizmet etmek isterim. Lâkin o hizmet, ya hayat-ı içtimaiye ve dünyeviyeye ait olacak. O ise elimden gelmez. Hem fırtınalı bir zamanda sağlam hizmet edilmez. Onun için, o ciheti bırakıp, en mühim, en lüzumlu, en selâmetli olan, imana hizmet cihetini tercih ettim. Kendi nefsime kazandığım hakaik-i imaniyeyi ve nefsimde tecrübe ettiğim mânevî ilâçları, sair insanların eline geçmek için, o kapıyı açık bırakıyorum. Belki Cenâb-ı Hak bu hizmeti kabul eder ve eski günahıma kefaret yapar. Bu hizmete karşı şeytan-ı racîmden başka hiç kimsenin mü’min olsun, kâfir olsun, sıddık olsun, zındık olsun karşı gelmeye hakkı yoktur. Çünkü imansızlık başka şeylere benzemiyor. Zulümde, fıskta, kebâirde birer menhus lezzet-i şeytaniye bulunabilir. Fakat imansızlıkta hiçbir cihet-i lezzet yok. Elem içinde elemdir, zulmet içinde zulmettir, azap içinde azaptır.

İşte, böyle hadsiz bir hayat-ı ebediyeye çalışmayı ve iman gibi kudsî bir nura hizmeti bırakmak, ihtiyarlık zamanında lüzumsuz, tehlikeli siyaset oyuncaklarına atılmak, benim gibi alâkasız ve yalnız ve eski günahlarına kefaret aramaya mecbur bir adamda ne kadar hilâf-ı akıldır, ne kadar hilâf-ı hikmettir, ne derece bir divaneliktir; divaneler de anlayabilirler.

Amma “Kur’ân ve imanın hizmeti niçin beni men ediyor?” dersen, ben de derim ki:

Hakaik-i imaniye ve Kur’âniye birer elmas hükmünde olduğu halde, siyasetle âlûde olsaydım, elimdeki o elmaslar, iğfal olunabilen avam tarafından, “Acaba taraftar kazanmak için bir propaganda-i siyaset değil mi?” diye düşünürler. O elmaslara âdi şişeler nazarıyla bakabilirler. O halde, ben o siyasete temas etmekle, o elmaslara zulmederim ve kıymetlerini tenzil etmek hükmüne geçer. İşte, ey ehl-i dünya! Neden benimle uğraşıyorsunuz, beni kendi halimde bırakmıyorsunuz?
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Beşinci Mektup / Sonraki Risale: On Yedinci Mektup
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âdi : basit, değersiz
âlûde : karışmış, bulaşmış
avâm : halk tabakası, sıradan insanlar
azap : acı, sıkıntı
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
cihet : yön, taraf
cihet-i lezzet : lezzet veren taraf
divanelik : delilik, akılsızlık
ehl-i dünya : dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler
elem : acı, keder, üzüntü
fısk : günah, günahkârlık
hadsiz : sınırsız
hakaik-i imaniye ve Kur’âniye : iman ve Kur’ân hakikatleri, esasları
hakaik-i imâniye : iman hakikatleri, esasları
hayat-ı ebediye : sonsuz hayat
hayat-ı içtimaiye ve dünyeviye : toplumsal ve dünyaya ait hayat
hilâf-ı akıl : akıl dışı, akla aykırı
hilâf-ı hikmet : yaratılıştaki İlâhî gayeye zıt
iğfal : gaflete düşürerek kandırma, aldatma
itibariyle : özelliğiyle
kâfir : Allah'ı veya Onun kesin olarak bildirdiği şeylerden birini inkâr eden kimse
kebâir : büyük günahlar
kefaret : günahın bağışlanmasına vesile olan şey
kudsî : kutsal, mukaddes
lâkin : ama, fakat
lezzet-i şeytaniye : şeytanî lezzet ve zevk
men etmek : yasaklamak
menfaat : fayda, yarar
menhus : kötü, çirkin
mü’min : iman eden, Allah’a ve Onun gönderdiği şeylere inanan
mükellef : yükümlü
nazar : bakış
nefis : kişinin kendisi; insanı zevk ve isteklere sevk eden kuvvet
propaganda-i siyaset : siyaset propagandası
sair : diğer, başka
selâmetli : güvenli
sıddık : daima doğruluk üzere ve Allah’a ve Peygambere bağlılıkta en ileride olan
şer’an : dinen, şeriata göre
şeytân-ı racîm : kovulmuş, lânetlenmiş şeytan
tecrübe : deneme
tenzil : indirme, düşürme
zındık : dinsiz
zulmet : karanlık
Yükleniyor...