Block title
Block content
Evet, tevhid-i imanî, elbette tevhid-i kulûbu ister. Ve vahdet-i itikad dahi, vahdet-i içtimaiyeyi iktiza eder. Evet, inkâr edemezsin ki, sen bir adamla beraber bir taburda bulunmakla, o adama karşı dostâne bir rabıta anlarsın; ve bir kumandanın emri altında beraber bulunduğunuzdan, arkadaşâne bir alâka telâkki edersin. Ve bir memlekette beraber bulunmakla, uhuvvetkârâne bir münasebet hissedersin. Halbuki, imanın verdiği nur ve şuurla ve sana gösterdiği ve bildirdiği esmâ-i İlâhiye adedince vahdet alâkaları ve ittifak rabıtaları ve uhuvvet münasebetleri var.

Meselâ, her ikinizin Hâlıkınız bir, Mâlikiniz bir, Mâbudunuz bir, Râzıkınız bir bir, bir, bine kadar bir, bir. Hem Peygamberiniz bir, dininiz bir, kıbleniz bir, bir, bir, yüze kadar bir, bir. Sonra köyünüz bir, devletiniz bir, memleketiniz bir, ona kadar bir, bir.

Bu kadar bir birler vahdet ve tevhidi, vifak ve ittifakı, muhabbet ve uhuvveti iktiza ettiği ve kâinatı ve küreleri birbirine bağlayacak mânevî zincirler bulundukları halde, şikak ve nifâka, kin ve adâvete sebebiyet veren örümcek ağı gibi ehemmiyetsiz ve sebatsız şeyleri tercih edip mü’mine karşı hakikî adâvet etmek ve kin bağlamak, ne kadar o rabıta-i vahdete bir hürmetsizlik ve o esbab-ı muhabbete karşı bir istihfaf ve o münasebât-ı uhuvvete karşı ne derece bir zulüm ve i’tisaf olduğunu, kalbin ölmemişse, aklın sönmemişse anlarsın.

ÜÇÜNCÜ VECİH

Adalet-i mahzâyı ifade eden وَلاَ تَزِرُ واَزِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰى 1 sırrına göre, bir mü’minde bulunan câni bir sıfat yüzünden, sair mâsum sıfatlarını mahkûm etmek hükmünde olan adâvet ve kin bağlamak, ne derece hadsiz bir zulüm olduğunu,..

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez.” En’âm Sûresi, 6:164.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yirmi Birinci Mektup / Sonraki Risale: Yirmi Üçüncü Mektup

Bölümler

Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

adalet-i mahzâ : tam ve mükemmel adalet; “ferdin hukuku asla fedâ edilemez” diyen adalet
adâvet : düşmanlık
azamet : büyüklük, yücelik
cânî : acımasız, gaddar
ehemmiyetsiz : önemsiz
esbab-ı muhabbet : sevgiyi gerektiren sebepler
esmâ-i İlâhiye : Allah’ın isimleri
evsâf-ı İslâmiye : İslâmî özellikler
hakikî : gerçek, doğru
Hâlık : herşeyi yaratan Allah
iktiza etmek : gerektirmek
istihfaf : hafife alma, küçümseme
i’tisaf : zulüm, haksızlık
ittifak : birlik, anlaşma
kâinat : evren
kusurât : kusurlar
Mâbud : kendisine ibadet edilen Allah
mahkum etme : hükmetme, cezalandırma
Mâlik : herşeyin hakiki sahibi olan Allah
muhabbet : sevgi
münasebet : ilişki
münasebet-i uhuvvet : kardeşlik ilişkileri
nifâk : ikiyüzlülük, bozgunculuk
rabıta : bağ
rabıta-i vahdet : birlik bağı
Râzık : bütün mahlukatın rızkını veren Allah
sebatsız : değişken
sıfat : özellik, nitelik
suret : görünüş, şekil
şikak : ayrılık
şuur : bilinç
telâkki etmek : bir görüşle bakmak, anlamak, kabul etmek
tevhid : birleme, birlik
tevhid-i imanî : imandan gelen birlik, inanç birliği
tevhid-i kulûb : kalblerin birliği
uhuvvet : kardeşlik
uhuvvetkârâne : kardeşçe
vahdet : birlik
vahdet-i içtimaiye : sosyal birlik
vahdet-i itikad : inanç birliği
vecih : yön, taraf
vifak : uyum
Yükleniyor...