Block title
Block content
BEŞİNCİ SEBEP: Çok zaman evvel bir ehl-i velâyetten işittim ki: O zât, eski velîlerin gaybî işaretlerinden istihraç etmiş ve kanaati gelmiş ki, “Şark tarafından bir nur zuhur edecek, bid’alar zulümâtını dağıtacak.” Ben böyle bir nurun zuhuruna çok intizar ettim ve ediyorum. Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsî çiçeklere zemin hazır etmek lâzım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle o nuranî zâtlara zemin ihzar ediyoruz.

Madem kendimize ait değil; elbette, Sözler namındaki nurlara ait olan inâyât-ı İlâhiyeyi beyan etmekte medar-ı fahir ve gurur olamaz; belki medar-ı hamd ve şükür ve tahdis-i nimet olur.

ALTINCI SEBEP: Sözlerin telifi vasıtasıyla Kur’ân’a hizmetimize bir mükâfât-ı âcile ve bir vasıta-i teşvik olan inâyât-ı Rabbâniye, bir muvaffakiyettir. Muvaffakiyet ise izhar edilir.

Muvaffakiyetten geçse, olsa olsa bir ikram-ı İlâhî olur. İkram-ı İlâhî ise, izharı bir şükr-ü mânevîdir.

Ondan dahi geçse, olsa olsa, hiç ihtiyarımız karışmadan bir keramet-i Kur’âniye olur. Biz mazhar olmuşuz. Bu nevi ihtiyarsız ve habersiz gelen bir kerametin izharı zararsızdır.

Eğer âdi kerâmâtın fevkine çıksa, o vakit, olsa olsa Kur’ân’ın i’câz-ı mânevîsinin şûleleri olur. Madem i’câz izhar edilir; elbette i’câza yardım edenin dahi izharı, i’câz hesabına geçer. Hiç medar-ı fahir ve gurur olamaz; belki medar-ı hamd ve şükrandır.

YEDİNCİ SEBEP: Nev-i insanın yüzde sekseni ehl-i tahkik değildir ki, hakikate nüfuz etsin ve hakikati hakikat tanıyıp kabul etsin. Belki, surete, hüsn-ü zanna binaen, makbul ve mutemed insanlardan işittikleri mesâili takliden kabul ederler. Hattâ, kuvvetli bir hakikati zayıf bir adamın elinde zayıf görür; ve kıymetsiz bir meseleyi kıymettar bir adamın elinde görse, kıymettar telâkki eder.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

bid’a : dinin aslında olmadığı halde, sonradan dine sokulan zararlı âdet ve uygulamalar
binaen : dayanarak
ehl-i tahkik : gerçeği delilleriyle bilen âlimler
ehl-i velâyet : velî kullar, Allah dostları
fevkine : üstüne
gaybî : bilinmeyen, görünmeyen
hakikat : gerçek, doğru
hüsn-ü zan : güzel düşünce
i’câz : mu’cizelik özelliği
i’câz-ı mânevî : mânevî bir mu’cize
ihtiyar : irade, istek, tercih
ihtiyarsız : irade dışı
ihzar etmek : hazırlamak
ikram-ı İlâhî : Allah’ın lûtfu ve ikramı
inâyât-ı İlâhiye : Allah’ın yardımları
inâyât-ı Rabbâniye : bütün varlıkları terbiye eden ve idaresi ve tasarrufu altında bulunduran Allah’ın yardımları
intizar etme : bekleme
istihraç etme : çıkarma
izhar etmek : göstermek, açığa çıkarmak
kanaat : görüş, fikir
kerâmât : kerametler
keramet : Allah’ın bir ikramı olarak, Onun sevgili kullarında görünen olağanüstü haller
keramet-i Kur’âniye : Kur’ân’ın kerametleri
kıymettar : kıymetli, değerli
kudsî : mukaddes, kutsal
makbul : kabul edilen
mazhar olmak : ayna olmak, nail olmak
medar-ı fahir ve gurur : gurur ve övünme sebebi
medâr-ı hamd : şükür sebebi, hamd kaynağı
medar-i fahir ve gurur : övünme, gurur sebebi
mesâil : meseleler
mutemed : itimad edilir, güvenilir
muvaffakiyet : başarı
mükâfât-ı âcile : peşin mükâfat, ödül
nev-i insan : insan türü
nevi : çeşit
nuranî : parlak, nur saçan
nüfuz etme : geçme, ulaşma
suret : biçim, şekil
şark : doğu
şule : ışık
şükran : minnettarlık, teşekkür
şükr-ü mânevî : mânevî şükür
şükür : medih, övgü
tahdis-i nimet : İlâhî nimeti şükrederek anlatma
telâkki etme : kabul etme, anlama
telif : yazma, kaleme alma
vâsıta-i teşvik : teşvik etme vasıtası
zemin : yer, ortam
zuhur : görünme, ortaya çıkma
zulümât : karanlıklar
Yükleniyor...