Block title
Block content
Ve kâinat dahi, acz ve fakrıyla beraber, mazhar olduğu daimî mu’cizât-ı san’atın ve havârık-ı iktidar, hazâin-i servetin şehadetiyle, aynı mertebe-i tevhide işaret eder.

Demek, Şâhid-i Ezelî, bütün kütüp ve suhufuyla; ve ehl-i şuhud, bütün tahkikat ve küşûfuyla; ve âlem-i şehadet, bütün muntazam ahval ve hakîmâne şuûnâtıyla o mertebe-i tevhidde bil’icmâ ittifak ediyorlar.

İşte, o Vâhid-i Ehadi kabul etmeyen, ya nihayetsiz ilâhları kabul edecek veyahut ahmak sofestaî gibi hem kendini, hem kâinatın vücudunu inkâr edecek.

İKİNCİ KELİME

وَحْدَهُ İşte şu kelime sarih bir mertebe-i tevhidi gösterir. Şu mertebeyi dahi âzamî bir surette ispat eden gayet kuvvetli bir burhanına şöyle işaret ederiz ki:

Biz gözümüzü açtıkça, kâinat yüzüne nazarımızı saldırdıkça, en evvel gözümüze ilişen, âmm ve mükemmel bir nizamdır ve şamil, hassas bir mizandır. Görüyoruz, herşey dakik bir nizamla, hassas bir mizan ve ölçü içindedir.

Daha bir parça dikkat-i nazar ettikçe, yeniden yeniye bir tanzim ve tevziniyet gözümüze çarpıyor. Yani, birisi, intizamla o nizamı değiştiriyor ve tartıyla o mizanı tazelendiriyor. Herşey bir model olup, pek kesretli, muntazam ve mevzun suretler giydiriliyor.

Daha ziyade dikkat ettikçe, o tanzim ve tevzin altında bir hikmet ve adalet görünüyor. Her harekette bir hikmet ve maslahat gözetiliyor; bir hak, bir faide takip ediliyor.

Daha ziyade dikkat ettikçe, gayet hakîmâne bir faaliyet içinde bir kudretin tezahüratı ve herşeyin her şe’nini ihata eden gayet muhît bir ilmin cilveleri nazar-ı şuurumuza çarpıyor.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Birinci Makam / Sonraki Risale: Yirminci Mektubun Onuncu Kelimesine Zeyl
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acz : acizlik, güçsüzlük
ahval : haller, durumlar
âlem-i şehadet : görünen âlem, dünya
âmm : genel
âzamî : en büyük
bil’icmâ : toplu halde kabul edilen
burhan : güçlü delil, sarsılmaz kanıt
daimî : devamlı, sürekli
dakik : ince
dikkat-i nazar : dikkatli bakış
ehl-i hakikat : gerçeği ve doğruyu bulan kimseler
ehl-i şuhud : mânevî alemlerdeki hakikatleri görerek elde edenler
fâide : fayda
fakr : fakirlik, muhtaçlık
hak : doğru, gerçek
hakîmâne : hikmetli bir şekilde
havârık-ı iktidar : kudret harikaları
hazâin-i servet : servet hazineleri
intizam : düzen
ittifak etme : birleşme, söz birliğinde bulunma
kâinat : evren, yaratılmış herşey
kâmilîn-i nev-i beşer : insanların içinde kemâl ve fazilet sahibi, mânevî yönden olgunluğa erişmiş olanlar
kesretli : çok
keşfiyat : keşifler, mânevî âlemlerde bazı hakikatleri keşfetme halleri
küşûf : keşifler, mânevî âlemlere ait bazı hakikatleri görme işlemleri
kütüb : kitaplar
maslahat : fayda, gaye
mazhar olma : erişme, nail olma
mertebe-i tevhid : Allah’ın birliğini bilme seviyesi
mevzun : ölçülü
mizan : ölçü, denge
mu’cizât-ı san’at : san’at mu’cizeleri
nizam : düzen
sarih : açık
sofestâî : yaratıcıyı kabul etmemek için herşeyi, hattâ kendisini dahi inkâr eden; felsefî bir akım olan septisizme mensup olan
suhuf : bâzı peygamberlere gelen sahife halindeki Allah’ın emirleri
suret : şekil, biçim; görüntü, resim
Şâhid-i Ezelî : Ezelden beri bütün zamanları ve herşeyi gören ve herşeye şahid olan Allah
şâmil : kapsayan
şehadet : tanıklık
şuûnât : nitelikler, işler
tahkikat : hakikatı araştırma
tanzim : düzenleme
tevzin : ölçülü yapma
tevziniyet : dengeli ve ölçülü olma
Vâhid-i Ehad : birliği herşeyi kapladığı gibi, herbir şeyde de ayrı ayrı birliği görülen Allah
vücud : varlık, var oluş
Yükleniyor...