Block title
Block content
Hem herbiri birer mizan içindeki bütün intizammevcudat ve herbiri birer intizam içindeki bütün mizanlı ve ölçülü hey’ât, yine o ilm-i muhîte işaret eder. Çünkü, intizam ile iş görmek, ilimle olur. Ölçü ile, tartı ile san’atkârâne yapan, elbette kuvvetli bir ilme istinaden yapar.

Hem bütün mevcudatta görünen muntazam miktarlar, hikmet ve maslahata göre biçilmiş şekiller, bir kazânın düsturuyla ve kaderin pergâriyle tanzim edilmiş gibi meyvedar vaziyetler ve heyetler, bir ilm-i muhîti gösteriyor.

Evet, eşyaya ayrı ayrı muntazam suretler vermek, herşeyin mesâlih-i hayatiyesine ve vücuduna lâyık mahsus bir şekil vermek, bir ilm-i muhîtle olur, başka surette olamaz.

Hem bütün zîhayata, herbirisine lâyık bir tarzda, münasip vakitte, ummadığı yerde rızıklarını vermek, bir ilm-i muhîtle olur. Çünkü rızkı gönderen, rızka muhtaç olanları bilecek, tanıyacak, vaktini bilecek, ihtiyacını idrak edecek; sonra rızkını lâyık bir tarzda verebilir.

Hem umum zîhayatın, ipham ünvanı altında bir kanun-u taayyüne bağlı olan ecelleri, ölümleri bir ilm-i muhîti gösteriyor. Çünkü her taifenin, gerçi fertlerin zâhiren muayyen bir vakt-i eceli görünmüyor, fakat o taifenin iki had ortasında mahdut bir zamanda ecelleri muayyendir. O ecel hengâmında, o şeyin arkasında vazifesini idame edecek olan neticesinin, meyvesinin, çekirdeğinin muhafazası ve bir taze hayata inkılâp ettirmesi, yine o ilm-i muhîti gösteriyor.

Hem bütün mevcudata şamil, herbir mevcuda lâyık bir surette rahmetin taltifâtı, bir rahmet-i vâsia içinde bir ilm-i muhîti gösteriyor. Çünkü, meselâ, zîhayatın etfallerini sütle iaşe eden ve zeminin suya muhtaç nebâtâtına yağmurla yardım eden, elbette etfâli tanır, ihtiyaçlarını bilir ve o nebâtâtı görür ve yağmurun onlara lüzumunu derk eder; sonra gönderir. Ve hâkezâ, bütün hikmetli, inâyetli rahmetinin hadsiz cilveleri, bir ilm-i muhîti gösteriyor.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Birinci Makam / Sonraki Risale: Yirminci Mektubun Onuncu Kelimesine Zeyl
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

cilve : görünme, yansıma
düstur : kural
ecel : ölüm vakti
eşya : şeyler, varlıklar
etfâl : çocuklar
had : sınır, çizgi
hâkezâ : bunun gibi
hengâm : zaman, ân
hey’ât : şekiller, yapılar
hikmet : bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde olma
iâşe etme : besleme, yedirip içirme
idame etme : devam ettirme
idrak etme : anlama, kavrama
ilm-i muhît : herşeyi kuşatıcı ilim
inayet : yardım, lütuf
inkılâp ettirme : değiştirme, dönüştürme
intizam : düzen
ipham : gizleme, üstü kapalı bırakma
istinaden : dayanarak
kader : Allah’ın meydana gelecek herşeyi olmadan önce takdir etmesi, plânlaması
kânun-u taayyün : belirleme kanunu
kazâ : olacağı Allah tarafından bilinen ve takdir olunan şeylerin zamanı gelince yaratılması
mahdut : sınırlanmış
mahsus : has, özel
maslahat : fayda, yarar
mesâlih-i hayatiye : hayat için faydalı şeyler
mevcud : varlık
mevcudat : varlıklar
meyvedar : meyve veren
mizan : ölçü, denge, tartı
muayyen : belirlenmiş, kararlaştırılmış
muhafaza : koruma, saklama
muntazam : düzenli, tertipli
münasip : uygun
nebâtât : bitkiler
pergâr : pergel
rahmet : İlâhî şefkat, merhamet ve ihsan
rahmet-i vâsia : geniş rahmet
san’atkârâne : san’atlı bir biçimde
suret : biçim, görünüş
şamil : içine alan, kapsamlı
taife : grup, topluluk
taltifat : lütuf ve iyiliklerde bulunma işleri
tanzim etme : düzenleme
umum : bütün
vakt-i ecel : ölüm vakti
vücûd : beden, cisim
zahiren : görünüş itibariyle
zîhayat : hayat sahibi, canlı
Yükleniyor...