Block title
Block content
ON BİRİNCİ LEM’A: Arkadaş! Bir nev’in efradı arasındaki tevafuk ve bir cinsin envâı arasında âzâ-yı esasiyede bulunan müşabehet, sikkenin ittihadına, kalemin vahdetine delâlet ettiklerinden anlaşılıyor ki, bütün mütevafık ve müteşabihler, yani birbirine benzeyen çokluk, bir Zât-ı Vâhidin eser-i san’atıdır.

Kezalik, inşa ve icadlarda görünen şu suhulet-i mutlaka, bütün mevcudatın bir Sâni-i Vâhidin eseri olduğunu, vücub derecesinde istilzam ediyor. Aksi halde, suubet, güçlük öyle bir derece-i imtinâ ve muhaliyete çıkacaktır ki, o cins ve nevilerin ademden vücuda çıkmalarına bir sed çekilmiş olur. Binaenaleyh, Cenâb-ı Hakkın zâtında şeriki olmadığı gibi -çünkü intizam bozulur, âlem fesada gider- fiilinde de şeriki yoktur. Çünkü, suubetten, güçlükten dolayı âlemin ademden çıkmamasına sebep olur.

ON İKİNCİ LEM’A: Arkadaş! Hayat, Hâlıkın ehadiyetine burhan olduğu gibi, mevt de devam ve bekasına bir delildir.

Evet, nasıl akan nehirlerin, dalgalanan denizlerin kabarcıkları ve yeryüzünde bulunan sair şeffaflar, şemsin ziyâ ve timsallerini göstermekle şemsin vücuduna şehadet ettikleri gibi, o kabarcık gibi şeffaflar ölüp söndükten sonra yerlerine müteselsilen gelip geçen emsalleri, yine şemsin ziyâ ve timsallerini gösterdiklerinden, şemsin devam ve bekasına ve bütün o şuâat, celevat ve timsallerin bir şems-i vâhidin eseri olduklarına şehadet ediyorlar. İşte o şeffaflar, vücutlarıyla şemsin vücuduna ve ademleri ve ölümleriyle de şemsin devam ve bekasına delâlet ediyorlar.

Kezalik, mevcudat, vücuduyla Vâcibü’l-Vücudun vücub-u vücuduna ve ölüm ve zevaliyle, teceddüdî bir teselsülle yerlerine gelen emsali, Sâniin ezelî ve ebedî vâhidiyetine şehadet ediyorlar.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Mukaddime / Sonraki Risale: Reşhalar
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âciz : güçsüz, elinden bir şey gelmeyen
adem : hiçlik, yokluk
âlem : dünya, evren
âlî : yüce, yüksek
beka : devamlılık ve kalıcılık
burhan : güçlü ve sarsılmaz delil, kanıt
celevat : cilveler, görüntüler
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
cereyan eden : meydana gelen
dâimüttecellî : tecellî ve yansımaları sürekli devam eden
delâlet etmek : delil olmak, işaret etmek
devr ü teslim muamelesi : sürekli olarak birbirinin yerine geçme uygulaması
ehadiyet : Allah’ın birliğinin varlıklarda tek tek görünmesi ve herbir şeye hükmetmesi
emsal : benzer olanlar
esbab : sebebler
ezelî ve ebedî : varlığının başlangıcı ve sonu olmayan Zât, Allah
fesada gitmek : bozulmak
fusul-i erbaa : dört mevsim
Hâlık : her şeyi yaratan Allah
hengâm : zaman; dönem
iâde : birinin yerine tekrar getirilme
ihtilâf : farklılık
inkılâp : değişim
intizam : düzen
kat'î : kesin bir şekilde
keza : aynı, aynı biçimde
kezalik : bunun gibi
lâtif : ince, güzel
leyl : gece
masnu : san’at eseri varlık
masnuat : san’at eseri varlıklar
mevcudat : varlıklar
mevt : ölüm
mübadele : devirteslim
müsebbebat : sebeplerle meydana getirilenler
müteselsilen : zincirleme şeklinde; birbirine bağlı olarak
nehar : gündüz
Sahib-i Cemâl : sonsuz güzellik sahibi olan Allah
sair : diğer, başka
Sâni : herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah
senevî : yıllık
sermedî : daimî, sürekli
suubet : zorluk
şeffaf : saydam, parlak
şehadet : şahidlik
şems : Güneş
şems-i vâhid : bir tek Güneş
şerik : ortak
şuâat : şualar, ışık hüzmeleri
tahavvül : değişim
tebeddül : değişerek birbirinin yerini alma
teceddüdî : sürekli yenilenme hali
teselsül : zincirleme devam etme, ard arda gelme
timsal : görüntü; yansıma
unsur : element
Vâcibü'l-Vücud : varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah
vahdet : birlik
vâhidiyet : birlik
vücub-u vücud : Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması
vücud : varlık
zâtında : kendisinde
zeval : geçip gitme, sona erme
ziyâ : ışık; parlaklık
Yükleniyor...