Block title
Block content
İ’lem eyyühe’l-aziz! Gafil olan insan, kendi vazifesini terk eder, Allah’ın vazifesiyle meşgul olur. Evet, insan, gafletten dolayı, iktidarı dahilinde kolay olan ubudiyet vazifesinin terkiyle, zayıf kalbiyle rububiyet vazife-i sakîlesinin altına girer, altında ezilir. Ve aynı zamanda bütün istirahatini kaybetmekle âsi, şakî, hâin adamların partisine dahil olur.

Evet, insan bir askerdir. Askerlik vazifesi başka, hükûmetin vazifesi başkadır. Askerlik vazifesi tâlim, cihad gibi din ve vatanı koruyacak işlerdir. Hükûmetin vazifesi ise, erzakını, libasını, silâhını vermektir. Binaenaleyh, erzakını temin için askerliğe ait vazifesini terk edip ticaretle -meselâ- iştigal eden bir asker, şakî ve hâin olur. Bu itibarla, insanın Allah’a karşı ubudiyet, vazifesidir. Terk-i kebâir, takvâsıdır. Nefis ve şeytanla uğraşması, cihadıdır.

Amma gerek nefsine, gerek evlât ve taallûkatına hayat malzemesini tedarik etmek Allah’ın vazifesidir. Evet, madem hayatı veren Odur. O hayatı koruyacak levazımatı da O verecektir. Yalnız, hükûmetin asker için ofislerde cem ettiği erzakı askerlere taşıttırdığı, temizlettirdiği, öğüttürdüğü, pişirttiği gibi, Cenâb-ı Hak da hayat için lâzım olan levazımatı küre-i arz ofisinde yaratıp cem ettikten sonra, o erzakın toplanmasını ve sair ahvalini insana yaptırır ki, insana bir meşguliyet, bir eğlence olsun ve atâlet, betâlet azabından kurtulsun.

Ey insan! Rahm-ı mâderde iken, tıfl iken, ihtiyar ve iktidardan mahrum bir vaziyette iken, seni pek leziz rızıklar ile besleyen Allah, sen hayatta kaldıkça o rızkı verecektir. Baksana: Her bahar mevsiminde sath-ı arzda yaratılan enva-ı erzakı kim yaratıyor ve kimler için yaratıyor? Senin ağzına getirip sokacak değil ya! Yahu, eğlencelere, bahçelere gidip dallarda sallanan o güleç yüzlü leziz meyveleri koparıp yemek zahmet midir? Allah insaf versin!

Hülâsa: Allah’ı itham etmekle işini terk edip Allah’ın işine karışma ki, nankör âsiler defterine kaydolmayasın.
• • •
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Şemme / Sonraki Risale: On Dördüncü Reşha
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

ahval : haller, durumlar
âsi : isyankâr
atâlet : hareketsizlik, tembellik
azap : acı, sıkıntı, ceza
betâlet : âvârelik; işsizlik
binaenaleyh : bundan dolayı
cem etmek : toplamak
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
cihad : mücadele, din uğrunda çaba harcama
dahil olmak : katılmak
dahil : iç
enva-ı erzak : rızık türleri
erzak : rızıklar, yenilecek ve içilecek şeyler
evlât : çocuk
gafil : Allah’ı düşünmeyen ve maddî-mânevî sorumluluklarından habersiz olan
gaflet : âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli, umursamazlık
hükûmet : ülke yönetimi, idare
hülâsa : kısaca, özet
i’lem eyyühe’l-aziz : ey aziz kardeşim bil ki!
iktidar : güç, iktidar
insaf : merhamet ve adalet dairesinde hareket
istirahat : rahat, huzur
iştigal : meşgul olma, uğraşma
itibar : göz önünde bulundurmak, dikkate almak
ittiham etmek : suçlamak
küre-i arz : yerküre, dünya
levazımat : gerekli olan şeyler
leziz : lezzetli, tatlı
libas : elbise
mahrum : yoksun
nefis : bir kimsenin kendisi; insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu
rahm-ı mâder : ana rahmi
rızık : Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler
rububiyet : Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması
sair : diğer
sath-ı arz : yeryüzü
şakî : haydut, yol kesici; günahkâr
taallûkat : yakın akrabalar
takvâ : Allah’tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyma
tâlim : öğretme, eğitme
tedarik : elde etme
temin : hazırlama; bulma
terk-i kebâir : büyük günahları terk etme
tıfl : bebek; çocuk
ubudiyet : kulluk
vazife : görev
vazife-i sakîle : ağır görev
vaziyet : durum, hâl
zahmet : zorluk
Yükleniyor...