Block title
Block content
Isparta’ya gönderilen bir mektup.
Aziz, sıddık kardeşlerim; Namaz tesbihatının sırrına göre, nasıl ki namazdan sonra tesbih ve zikir ve tehlille hatme-i muazzama-i Muhammediye (a.s.m.) ve zikir ve tesbih eden ve rû-yi zemin kadar geniş bir halka-i tahmidat-ı Ahmediye (a.s.m.) dairesine tasavvuran ve niyeten girmek medâr-ı füyuzat olduğu gibi, biz dahi, Risaletü’n-Nur’un geniş dairesine ve halka-i envarında ders alan ve çalışan binler mâsum lisanların ve mübarek ihtiyarların dualarına ve a’mâl-i salihalarına hissedar olmak ve âmin demek hükmünde olan tayy-ı mekân ederek, gıyaben omuz omuza, diz dize bulunmak hayaliyle ve niyetiyle ve tasavvuruyla kendimizi fevkalhad bahtiyar biliyoruz. Hususan âhir ömrümde böyle kıymettar, mâsum mânevî evlatları ve yüzer Abdurrahman’ları bulmak, benim için dünyada bir cennet hayatı hükmüne geçiyor.

Geçen Ramazan-ı Şerifte, hastalık münasebetiyle, herbir kardeşim benim hesabıma bir saat çalışmasının büyük neticesini aynelhak ve hakkalyakîn gördüğümden, böyle duaları reddedilmez mâsumların ve mübarek ihtiyarların ve üstadlarının, benim hesabıma olan duaları ve çalışmaları, benim Risale-i Nur’a hizmetimin uhrevî bir netice-i bâkiyesini dünyada gösterdi.
1 اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى
Kardeşiniz
Said Nursî
• • •

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : Bâkî olan sadece Odur.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Sekizinci Lem'a
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

a’mâl-i saliha : salih amel, dinin emir ve yasaklarına uygun davranışlar
âhir : son
ahval-i âlem : dünyanın hali, içinde bulunduğu durumu
alâkadar : alâkalı, ilgili
âmin : “Allah’ım kabul eyle”
aynelhak : yaşayarak, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kesin bilme
aziz : çok değerli, izzetli, saygın
bahtiyar : talihli, mutlu
beyan etme : açıklama, izah etme
daire-i ders : ders dairesi
fevkalhad : sınırsız, son derece
gıyaben : hazır ve mevcut olmaksızın, bir kişinin ardından
hakaik-i imaniye : iman hakikatleri, esasları
hakikat : gerçek
hakkalyakîn : bizzat yaşamak suretiyle, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kesin bilme
halka-i envar : nurlar halkası
halka-i tahmidat-ı Ahmediye : Peygamber Efendimizin (a.s.m.) halkla beraber Allah’a hamdettiği hamd halkası
harp : savaş
hatme-i muazzama-i Muhammediye : Hz. Muhammed’in (a.s.m.) geniş halk kitleleriyle beraber belirli dua ve zikirleri yapıp bitirdiği oturum veya zikir halkası
hissedar : pay sahibi
hususan : bilhassa, özellikle
kıymettar : kıymetli, değerli
lisan : dil
mâsum : suçsuz, günahsız
medâr-ı füyuzat : mânevî gıda, ilim ve nimetlerin kaynağı
mübarek : bereketli, değerli
münasebet : ilgi, bağlantı
netice-i bâkiye : ebedi, kalıcı meyve, sonuç
niyeten : niyet ederek
rû-yi zemin : yeryüzü
sadık : bağlı, doğru
sıddık : çok doğru ve sadık
tasavvur : tasarlama, zihinde canlandırma
tayy-ı mekân : mekânı atlama; Allah’ın yardımıyla uzun bir mesafeyi kısa bir zamanda aşmak, kat’etmek
tehlil : “Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur” mânâsındaki “lâ ilâhe illallah” sözünü söylemek
tesbih eden : Allah’ı her türlü noksandan ve kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anan
tesbihat : Namazdan sonra Allah’ı bütün noksan sıfatlardan uzak ve bütün kemâl sıfatlara sahip olduğunu ifade eden sözlerle anma
uhrevî : âhirete dair, yönelik
üstad : hoca
zikir eden : Allah’ı anan
Yükleniyor...