Block title
Block content
Demek sırat-ı müstakimden ne kadar uzak düşse, o derece nisbeten şu hâlet tesir eder, vicdanı bağırttırır. Her lezzetin içinde elemi var birer iz.

Demek heves, hevâ, eğlence, sefahetten memzuç olan şâşaa-i medenî, bu dalâletten gelen şu müthiş sıkıntıya bir yalancı merhem, uyutucu zehirbaz.

Ey aziz arkadaşım! İkinci yolumuzda, o nuranî tarikte bir hâleti hissettik. O hâletle oluyor hayat maden-i lezzet; âlâm olur lezâiz.

Onunla bunu bildik ki mütefavit derecede, kuvvet-i iman nisbetinde ruha bir hâlet verir. Ceset ruhla mültezdir, ruh vicdanla mütelezziz.

Bir saadet-i âcile, vicdanda münderiçtir. Bir firdevs-i mânevî, kalbinde mündemiçtir. Düşünmekse deşmektir, şuur ise şiar-ı râz.

Şimdi ne kadar kalb ikaz edilirse, vicdan tahrik edilse, ruha ihsas verilse, lezzet ziyade olur. Hem de döner ateşi nur, şitâsı yaz.

Vicdanda firdevslerin kapıları açılır. Dünya olur bir cennet. İçinde ruhlarımız eder pervâz ü perdâz, olur şehbâz ü şehnâz, yelpez namaz ü niyaz.

Ey aziz yoldaşım! Şimdi Allahaısmarladık. Gel, beraber bir dua ederiz, sonra da buluşmak üzere ayrılırız.

1 اَللّٰهُمَّ اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ، اٰمِينَ

• • •

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Allahım, bizi doğru yola ilet. Âmin.”
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Otuz Üçüncü Söz / Sonraki Risale: Konferans
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âlâm : elemler, acılar
aziz : çok değerli, izzetli
dalâlet : hak yoldan sapkınlık, inançsızlık
elem : acı, keder, üzüntü
elem-i elîm : çok acı veren sıkıntı, dert
elem-i ye’s : ümitsizlik acısı
firdevs : cennetin en yüksek yeri
firdevs-i mânevî : mânevî cennet, cennet nimeti gibi
fîzâr : ağlayıp inleme
hâlet : durum, hal
hevâ : kabiliyet ve duyguları nefsin yasak arzu ve isteklerinin emrine verme
heves : nefsin hoşuna giden gelip geçici istek ve arzular
ihrak : yakma
ihsas : hissettirme, hatırlatma
ikaz : uyarma
inkâr : kabul etmeme, inançsızlık
kuvvet-i iman : imanın kuvveti
lezâiz : lezzetler
maden-i lezzet : lezzetin kaynağı
memzuç : karışmış, karışık
mültez : kendisiyle rahatlama ve lezzet alma
mündemiç : yerleşmiş
münderiç : içine konulmuş, yerleştirilmiş
mütefavit : çeşitli, farklı farklı
nisbet : oran, ölçü
nisbeten : kıyasla, oranla
niyaz : dua, yakarış
nuranî : nurlu, parlak
pervâz ü perdâz : kanat çırparak uçan
saadet-i âcil : peşin mutluluk
sefahet : yasak zevk ve eğlencelere düşkünlük, beyinsizlik, budalalık
sırat-ı müstakim : dosdoğru yol
şâşaa-i medenî : medeniyetin şâşaası, gösterişi
şehbâz ü şehnâz : kahramanlık ve güzellik
şiar-ı râz : gizli işaret
şitâ : kış
şuur : bilinç, idrak
tahrik : harekete geçirme
tarik : yol
tenvim : uyutma
yelpez : yelpaze
zehirbaz : zehir veren, zehir yapan
ziyade : çok, fazla
Yükleniyor...