Block title
Block content
Onu bütün mahlûkatının en bedbaht, en biçare, en musibetzede, en dertmend, en zelil bir derekeye atıp, en mübarek, nuranî ve âlet-i tes’id bir hediye-i hikmeti olan aklı, o biçareye en meş’um ve zulmânî bir alet-i tâzip yapıp, hikmet-i mutlakasına büsbütün zıt ve merhamet-i mutlakasına külliyen münafi bir merhametsizlik etsin? Hâşâ ve kellâ!

Elhasıl: Nasıl hikâye-i temsiliyede bir zabitin cüzdanına ve defterine bakıp görmüştük ki: Hem rütbesi, hem vazifesi, hem maaşı, hem düstur-u hareketi, hem cihazatı bize gösterdi ki, o zabit, o muvakkat meydan için değil; belki müstekar bir memlekete gidecek de ona göre çalışıyor. Aynen onun gibi, insanın kalb cüzdanındaki letâif ve akıl defterindeki havas ve istidadındaki cihazat, tamamen ve müttefikan saadet-i ebediyeye müteveccih ve ona göre verilmiş ve ona göre teçhiz edilmiş olduğuna ehl-i tahkik ve keşif müttefiktirler. Ezcümle:

Meselâ, aklın bir hizmetkârı ve tasvircisi olan kuvve-i hayaliyeye denilse ki, “Sana bir milyon sene ömürle saltanat-ı dünya verilecek; fakat âhirde mutlaka hiç olacaksın.” Tevehhüm aldatmamak, nefis karışmamak şartıyla, “Oh” yerine “Ah” diyecek ve teessüf edecek. Demek, en büyük fâni, en küçük bir alet ve cihazat-ı insaniyeyi doyuramıyor.

İşte bu istidattandır ki, insanın ebede uzanmış emelleri ve kâinatı ihata etmiş efkârları ve ebedî saadetlerinin envâına yayılmış arzuları gösterir ki, bu insan ebed için halk edilmiş ve ebede gidecektir. Bu dünya ona bir misafirhanedir ve âhiretine bir intizar salonudur.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Dokuzuncu Söz / Sonraki Risale: On Birinci Söz
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âhirde : sonunda
âhiret : öteki dünya
alet-i tâzip : azap verme aleti
âlet-i tes’id : mutluluğa ulaştırma aleti
bedbaht : talihsiz
biçare : çaresiz
cihazat-ı insaniye : insana ait cihazlar, duygular
dereke : aşağı seviye
dertmend : dertli
düstur-u hareket : hareket prensibi, tarzı
ebedî : sonsuz
elhasıl : özetle, sonuç olarak
envâ : çeşitler, türler
ezcümle : özetle
halk edilmek : yaratılmak
hâşâ ve kellâ : asla ve asla, kesinlikle öyle değil
havas : duyular
hediye-i hikmet : hikmet hediyesi
ihata : kuşatma, içine alma
istidat : beceriler, ruhsal özellikler, konuşma ve sevme gibi
kâinat : evren, yaratılmış herşey
kuvve-i hayaliye : hayal duygusu
külliyen : bütünüyle
letâif : lâtifeler, duygular
mahlûkat : yaratıklar
merhamet-i mutlaka : sınırsız merhamet
meş’um : kötü, uğursuz
musibetzede : musibete uğrayan
muvakkat : geçici
mübarek : bereketli, uğurlu
münafi : zıt, aykırı
müstekar : yerleşmiş
müteveccih : yönelmiş
müttefik : birleşmiş
müttefikan : birleşerek, fikir birliğiyle
saadet-i ebediye : sonu olmayan, sonsuz mutluluk
teessüf etmek : üzülmek
tevehhüm : vehimlenme, kuruntuya kapılma
zabit : subay
zelil : aşağı, alçak
zulmânî : karanlıklı
Yükleniyor...