Block title
Block content
“Hem senin gibi âciz, câmid, sağır, kör bir şey bize hiçbir cihetle karışamaz. Çünkü bizde o derece ince ve nazik ve mükemmel bir intizamHAŞİYE var ki, eğer bize hükmeden bir Hakîm-i Mutlak ve Kadîr-i Mutlak ve Alîm-i Mutlak olmazsa intizamımız bozulur, nizamımız karışır.”1

Sonra o müddeî onda da meyus oldu. Bir insanın bedenine rast gelir. Yine kör tabiat ve serseri felsefe lisanıyla, tabiiyyunun dedikleri gibi der ki: “Sen benimsin. Seni yapan benim. Veya sende hissem var.”

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

HAŞİYE : Sâni-i Hakîm, beden-i insanı gayet muntazam bir şehir hükmünde halk etmiştir. Damarların bir kısmı telgraf ve telefon vazifesini görür. Bir kısmı da, çeşmelerin boruları hükmünde, âb-ı hayat olan kanın cevelânına medardırlar.


Kan ise, içinde iki kısım küreyvât halk edilmiş. Bir kısmı “küreyvât-ı hamrâ“ tabir edilir ki, bedenin hüceyrelerine erzak dağıtıyor ve bir kanun-u İlâhî ile hüceyrelere erzak yetiştiriyor (tüccar ve erzak memurları gibi). Diğer kısmı küreyvât-ı beyzâdırlar ki, ötekilere nisbeten ekalliyettedirler. Vazifeleri, hastalık gibi düşmanlara karşı asker gibi müdafaadır ki, ne vakit müdafaaya girseler, Mevlevî gibi iki hareket-i devriye ile sür’atli bir vaziyet-i acibe alırlar.


Kanın heyet-i mecmuası ise, iki vazife-i umumiyesi var: Biri bedendeki hüceyrâtın tahribatını tamir etmek, diğeri hüceyrâtın enkazlarını toplayıp bedeni temizlemektir. Evride ve şerâyin namında iki kısım damarlar var ki, biri sâfi kanı getirir, dağıtır, sâfi kanın mecrâlarıdır. Diğer kısmı, enkazı toplayan bulanık kanın mecrâsıdır ki, şu ikinci ise, kanı “ree“ denilen, nefesin geldiği yere getirirler.


Sâni-i Hakîm, havada iki unsur halk etmiştir: biri azot, biri müvellidülhumuza. Müvellidülhumuza ise, nefes içinde kana temas ettiği vakit, kanı telvis eden karbon unsur-u kesifini kehribar gibi kendine çeker. İkisi imtizaç eder. Buharî hâmız-ı karbon denilen, semli havaî bir maddeye inkılâb ettirir. Hem hararet-i gariziyeyi temin eder, hem kanı tasfiye eder.


Çünkü, Sâni-i Hakîm, fenn-i kimyada aşk-ı kimyevî tabir edilen bir münasebet-i şedideyi, müvellidülhumuza ile karbona vermiş ki, o iki unsur birbirine yakın olduğu vakit, o kanun-u İlâhî ile o iki unsur imtizaç ederler. Fennen sabittir ki, imtizaçtan hararet hasıl olur. Çünkü imtizaç bir nevi ihtiraktır.


Şu sırrın hikmeti budur ki: O iki unsurun, herbirisinin zerrelerinin ayrı ayrı hareketleri var. İmtizaç vaktinde her iki zerre, yani onun zerresi bunun zerresiyle imtizaç eder, birtek hareketle hareket eder, bir hareket muallâk kalır. Çünkü imtizaçtan evvel iki hareket idi. Şimdi iki zerre bir oldu; her iki zerre, bir zerre hükmünde bir hareket aldı. Diğer hareket, Sâni-i Hakîmin bir kanunuyla hararete inkılâb eder. Zaten “Hareket harareti tevlid eder” bir kanun-u mukarreredir.


İşte bu sırra binaen, beden-i insanîdeki hararet-i gariziye, bu imtizac-ı kimyeviye ile temin edildiği gibi, kandaki karbon alındığı için kan dahi sâfi olur. İşte nefes dahile girdiği vakit, vücudun hem âb-ı hayatını temizliyor, hem nâr-ı hayatı iş’âl ediyor. Çıktığı vakit, ağızda, mu’cizât-ı kudret-i İlâhiye olan kelime meyvelerini veriyor. Fesübhâne men tehayyere fî sun’ihi’l-ukul!


1 : bk. Kehf Sûresi, 17:37; Meryem Sûresi, 19:67; Mü’minûn Sûresi, 23:12-14; Secde Sûresi, 32:7; Fâtır Sûresi, 35:11; Yâsîn Sûresi, 36:77.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Otuz Birinci Söz / Sonraki Risale: Otuz Üçüncü Söz
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âb-ı hayat : hayat suyu, kan
Alîm-i Mutlak : bilgisi herşeyi kuşatan, sınırsız ilim sahibi olan Allah
aşk-ı kimyevî : kimyasal birleşme
beden-i insanî : insan bedeni, vücudu
binaen : dayanarak
buharî : buhar halinde
evride : toplardamarlar
fennen : bilimsel olarak
fenn-i kimya : kimya bilimi
fesübhâne men tehayyere fî sun’ihi’l-ukul : her türlü eksiklikten yücedir o Zat ki, işleri karşısında akıllar hayrete düşer
Hakîm-i Mutlak : sınırsız hikmet sahibi olan Allah
halk etmek : yaratmak
hâmız-ı karbon : karbondioksit
hararet : ısı, sıcaklık
hararet-i gariziye : doğal ısı, vücut ısısı
hareket-i devriye : dairesel hareket
hâsıl olmak : meydana gelmek
havaî : gaz halinde
heyet-i mecmua : genel yapı, bütün
hikmet : herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
hüceyrât : hücrecikler
ihtirak : yanma
imtizâc-ı kimyevî : kimyasal bileşim
imtizaç : karışma, birleşme
inkılâb etmek : dönüşmek
inkılâb ettirmek : dönüştürmek
intizam : düzen
iş’al etmek : tutuşturmak
Kadîr-i Mutlak : sınırsız güç ve kuvvet sahibi olan Allah
kanun-u İlahî : Allah’ın koyduğu kanun
kanun-u mukarrare : yerleşmiş kanun
kehribar : elektrik
lisan : dil
mecrâ : kanal
Mevlevî : Mevlevîlik tarikatına mensup kimse
meyus : ümitsiz
muallâk : asılı, boşta
mucizât-ı kudret-i İlâhiye : Allah’ın kudret mucizeleri
müdafaa : savunma
müddeî : iddia sahibi
münasebet-i şedide : çok sıkı ilişki
müvellidülhumuza : oksijen
nam : ad
nâr-ı hayat : hayat ateşi
nizam : kanun, düzen
ree : akciğer
sâfî : saf, temiz
Sâni-i Hakîm : herşeyi hikmetle yaratan ve herşeyin san’atkârı olan Allah
semli : zehirli
şerâyin : atardamarlar
tabiat : doğa, canlı cansız bütün varlıklar
tabiiyyun : herşeyi tabiatın tesiriyle meydana geldiğini iddia edenler
tahribat : yıkımlar, bozulmalar
tasfiye : arıtma, temizleme
telvis eden : kirleten
tevlid etmek : doğurmak, sebep olmak
unsur : element
unsur-u kesif : yoğun element
vazife-i umumiye : genel vazife
vaziyet-i acibe : şaşırtıcı durum
zerre : atom, en küçük madde parçası
Yükleniyor...