Block title
Block content
Hem melekler, Mâbudlarının emriyle işledikleri işlerde ve Onun hesabıyla işledikleri amellerde ve Onun namıyla ettikleri hizmette ve Onun nazarıyla yaptıkları nezarette ve Onun intisabıyla kazandıkları şerefte ve Onun mülk ve melekûtunun mütalâasıyla aldıkları tenezzühte ve Onun tecelliyât-ı cemâliye ve celâliyesinin müşahedesiyle kazandıkları tena’umda öyle bir saadet-i azîme vardır ki, akl-ı beşer anlamaz, melek olmayan bilemez.

Meleklerin bir kısmı âbiddirler. Diğer bir kısmının ubûdiyetleri, ameldedir. Melâike-i arziyenin amele kısmı, bir nevi insan gibidir, tabir caizse bir nevi çobanlık ederler. Bir nev’i de çiftçilik ederler.

Yani rû-yi zemin umumî bir mezraadır. İçindeki bütün hayvânâtın taifelerine, Hâlık-ı Zülcelâlin emriyle, izniyle, hesabıyla, havl ve kuvvetiyle bir melek-i müekkel nezaret eder. Ondan daha küçük, herbir nevi hayvânâta mahsus, bir nevi çobanlık edecek bir melâike-i müekkel var.

Hem de rû-yi zemin bir tarladır; umum nebâtat onun içinde ekilir. Umumuna, Cenâb-ı Hakkın namıyla, kuvvetiyle nezaret edecek müekkel bir melek vardır. Ondan daha aşağı bir melek, bir taife-i mahsusaya nezaret etmekle Cenâb-ı Hakka ibadet ve tesbih eden melekler var. Rezzâkıyet arşının hamelesinden olan Hazret-i Mikâil Aleyhisselâm, şunların en büyük nâzırlarıdır.

Meleklerin çoban ve çiftçiler mesabesinde olanlarının insanlara müşabehetleri yoktur. Çünkü onların nezaretleri sırf Cenâb-ı Hakkın hesabıyladır ve Onun namıyla ve kuvvetiyle ve emriyledir. Belki nezaretleri, yalnız Rububiyetin tecelliyâtını, memur olduğu nevide müşahede etmek ve kudret ve rahmetin cilvelerini o nevide mütalâa etmek ve evâmir-i İlâhiyeyi o nev’e bir nevi ilham etmek ve o nev’in ef’âl-i ihtiyariyesini bir nevi tanzim etmekten ibarettir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yirmi Üçüncü Söz / Sonraki Risale: Yirmi Beşinci Söz
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âbid : ibadet eden
akl-ı beşer : insan aklı
Aleyhisselâm : Allah’ın selamı onun üzerine olsun
amel : iş, fiil
cilve : görünme, yansıma
ervâh-ı tayyibe : temiz ve iyi ruhlar
evâmir-i İlâhiye : Allah’ın emirleri
hamele : taşıyıcılar
havl : güç
hayvânât : hayvanlar
Hazret-i Mikâil :
ilham etmek : kalb yoluyla bildirmek
intisab : bağlanma, mensup olma
kâfi : yeterli
kudret : güç, kuvvet, iktidar
Mâbud : Kendisine ibadet edilen Allah
mahlûk : yaratık
mahsus : has, özel
melâike-i arziye : dünyadaki işlerle meşgul olan melekler
melek-i müekkel : vekil tayin edilmiş, görevli melek
melekût : varlığın iç yüzü, hakikati
mesabe : derece
mezraa : tarla
müekkel : vazifeli, görevli
mülk : varlığın dış yüzü, maddî âlem
müşabehet : benzeyiş
müşahede : gözlemleme
mütalâa : etraflıca inceleyip düşünme
nam : ad, şan
nazar : bakış
nâzır : bakan, gözetici
nebâtat : bitkiler
nevi : tür, çeşit
nezaret : gözetim
rahmet : şefkat, merhamet, ihsan
râyiha-i tayyibe : güzel, hoş koku
revâyih-i tayyibe : temiz ve güzel kokular
rezzâkiyet arşı : rızık vericilik makamı
saadet-i azîme : büyük mutluluk
taife : topluluk
taife-i mahsusa : özel topluluk
tecelliyât : tecelliler, yansımalar
tena’um : nimetlenme
tenezzüh : ferahlama, rahatlama
umum : bütün
umumî : genel
Yükleniyor...