Block title
Block content
Demek esbab vaz edilmiş, tâ aklın nazar-ı zahirîsine karşı kudretin izzeti muhafaza edilsin. Zira, âyinenin iki vechi gibi, herşeyin bir mülk ciheti var ki, âyinenin mülevven yüzüne benzer; muhtelif renklere ve hâlâta medar olabilir. Biri melekût’tur ki, âyinenin parlak yüzüne benzer. Mülk ve zahir vechinde, kudret-i Samedâniyenin izzetine ve kemâline münâfi hâlât vardır. Esbab, o hâlâta hem merci, hem medar olmak için vaz edilmişler. Fakat melekûtiyet ve hakikat cânibinde herşey şeffaftır, güzeldir, kudretin bizzat mübaşeretine münasiptir, izzetine münâfi değildir. Onun için, esbab sırf zahirîdir; melekûtiyette ve hakikatte tesir-i hakikîleri yoktur.

Hem esbab-ı zahiriyenin diğer bir hikmeti şudur ki: Haksız şekvâları ve bâtıl itirazları Âdil-i Mutlaka tevcih etmemek için, o şekvâlara, o itirazlara hedef olacak esbab vaz edilmiştir. Çünkü kusur onlardan çıkıyor ve onların kabiliyetsizliğinden ileri geliyor.

Bu sırra bir misal-i lâtif suretinde bir temsil-i mânevî rivâyet ediliyor ki:

Hazret-i Azrâil Aleyhisselâm, Cenâb-ı Hakka demiş ki: “Kabz-ı ervah vazifesinde Senin ibâdın benden şekvâ edecekler, küsecekler.”

Cenâb-ı Hak, lisan-ı hikmetle ona demiş ki: “Seninle ibâdımın ortasında musibetler, hastalıklar perdesini bırakacağım-tâ şekvâları onlara gidip senden küsmesinler.”

İşte, bak: Nasıl hastalıklar perdedir; ecelde tevehhüm olunan fenalıklara mercidirler. Ve kabz-ı ervahta hakikat olarak olan hikmet ve güzellik, Azrâil Aleyhisselâmın vazifesine mütealliktir. Öyle de, Hazret-i Azrâil dahi bir perdedir. Kabz-ı ervahta zahiren merhametsiz görünen ve rahmetin kemâline münasip düşmeyen bazı hâlâta merci olmak için, o memuriyete bir nâzır ve kudret-i İlâhiyeye bir perdedir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acz : âcizlik, güçsüzlük
acz-âlûd : âcizlik, güçsüzlük
Âdil-i Mutlak : sınırsız adâlet sahibi Allah
Aleyhisselâm : Allah’ın selamı onun üzerine olsun
bâtıl : gerçek dışı, boş
cânib : taraf, yön
Cenâb-ı Hak : Hakkın tâ kendisi olan, şeref sahibi Allah
esbab-ı zahiriye : görünürdeki sebepler
fakr-pîşe : fakirlik, muhtaçlık
hakikat : gerçek, doğru
hâlât : durumlar, haller
Hazret-i Azrail : ölüm meleği, ruhları kabzetmekle görevli melek
ibâd : kullar
ittihaz etmek : edinmek
izhar : gösterme
kabz-ı ervah : ruhları teslim alma
kemâl : kusursuzluk, mükemmellik
lisan-ı hikmet : hikmet dili
medar : sebep, vesile
melekût : iç yüzü
merci : kaynak, başvurulacak yer
misal-i lâtif : güzel ve hoş bir örnek, suret, şekil
musibet : belâ, dert, felâket
mübaşeret : temas
mülevven : renkli
mülk ciheti : dış yüzü
münâfi : zıt, aykırı
münasip : uygun
müteallik : ilgili, ait
nazar-ı zahirî : dışa dönük bakış
rahmet : şefkat, merhamet
şeffaf : saydam, parlak
şekvâ : şikâyet
şerik-i saltanat : saltanata ortak
temsil-i mânevî : mânevi örnek, benzetme
tesir-i hakikî : gerçek tesir
tevcih etme : yöneltme
tevehhüm olunmak : zannedilmek
umur-u hasise : alçak ve değersiz işler
vaz edilmek : konulmak
vech : taraf
zahiren : dış görünüş itibariyle
zahirî : dışa dönük
Yükleniyor...