Block title
Block content
Birincisi: Kavm-i Arab bedevî, ümmî, kendilerine münasib bir muhit-i acibde uzanmışken; beşerdeki inkılâbat-ı azîme onları uyandırmış. Divanları şiir, ilimleri belâgat, medar-ı müfaharetleri fesahat olmuş. Akvamın en zekisi, cevelân-ı zihne en muhtacı olduğu bir mevsim-i bahar zamanında Kur’ân, haşmet-i belâgatıyla Kureyş meşrıkınden tulû etti. Cidâr-ı Kâbe’de altun ile yazılmış olan temasil-i belâgatlarından Muallâkat-ı Seb’ayı sildi, söndürdü. İ’câzı iddia ve muarazaya davet ederek; o umera-yı belâgat ve hükkâm-ı fesahat ashabı, şedîdü’ş-şekîme kavmin şiddetle âsâbına dokundurdu. Damar-ı asabiyetini tahrik ve izzet-i nefislerini levm ve tesfih ve terzil ile kırdı. En hassas hiss-i mezhebîlerini tadlille galeyana getirdiği halde; uzun bir zamanda tahaddî ile meydan okuyordu. O mağrur, mütekebbir, izzet-i nefisleri yaralanmış büleğa muaraza edemediler. Eğer iktidarları dahilinde olsa idi, bizzarure sükût etmez idiler. Demek istediler; aczi hissettiler, sustular. Öyle ise onların aczi i’câz-ı Kur’ân’ın delilidir.

İkinci Tarik: Kelâmın havassına ve mezâyâ ve letâifine âşinâ olan ehl-i tetkik ve tenkid, Kur’ân’ı sûre be sûre, aşır be aşır, âyet be âyet, kelime be kelime cadde-i tetkikten geçirdikten sonra, bilittifak şehâdet veriyorlar ki; Kur’ân öyle mezâyâ, letâif, hakâika câmidir ki, kelâm-ı beşerde olamaz. Bu şâhid, binlerce binlerdir. Bu şahidlerin sıdkına şâhid şudur ki; Kur’ân beşer âleminde öyle bir tahavvül-ü azîm ve bir inkılâb-ı cesîm îka’; ve yetiştirdiği milyonlar evliya ve insan-ı kâmil olan semerâtıyla hakikatinin pek kuvvetli olduğuna delâlet eden; ve mürur-u zaman ile vicdana hâkimiyeti devam eden bir diyanet-i vâsiayı tesis etmiştir ki; zaman ihtiyarlandıkça o gençleşir ve ulûmunun menbaı olan Kur’ân tekerrür ettikçe tatlılaşır. Öyle ise:
1 اِنْ هُوَ اِلاَّ وَحْىٌ يُوحٰى

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : "O (Kur’ân) ancak kendisine vahyolunan bir vahiydir." Necm Sûresi, 53:4
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âsâb : sinirler, damarlar
ashabı : sahipleri
aşır : on âyetten oluşan bölüm
âşinâ : alışkın, alışık
bilittifak : oy birliğiyle, görüş birliğiyle
bizzarure : zorunlu olarak
büleğa : belâgatçiler; beliğ konuşan ve belâgat ilminde ehil olanlar
cadde-i tetkik : inceleme yolu
câmi : kapsayan, içine alan, kuşatıcı
cidâr-ı Kâbe : Kâbe’nin duvarı
damar-ı asabiyet : ırkçılık damarı
delâlet etme : işaret etme, gösterme
diyanet-i vâsiayı tesis etme : dini geniş bir alana yayıp yerleştirme
ehl-i tetkik ve tenkid : inceden inceye araştıran ve kritik eden uzmanlar
evliya : veliler; Allah’ın veli kulları
hakâik : hakikatler, doğru gerçekler
hâkimiyet : egemenlik, üstünlük
haşmet-i belâgat : belâgatin ihtişamı, söz ve ifadedeki muhatabın hâline uygun mükemmellik, kusursuzluk
havas : özellikler, vasıflar, nitelikler
hiss-i mezhebî : mezhebî his, metot ve öğretiye ait duygu
hükkâm-ı fesahat : fesahat ilminin hâkimleri, önderleri
i’câz : mu’cize oluş; bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstülük
i’câz-ı Kur’ân : Kur’ân’ın bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstülüğü, mu’cizeliği
îka’ : meydana getirmek, gerçekleştirmek
iktidar : güç, kudret
inkılâb-ı cesîm : büyük inkılâp, köklü dönüşüm
insan-ı kâmil : olgun, kemâl sahibi insan
izzet-i nefis : onur, haysiyet, şeref
kelâm : ifade, söz
kelâm-ı beşer : beşer kelâmı, insan sözü
Kureyş meşrıkı : (mcz.) Resul-i Ekrem Efendimizin (a.s.m.) mensup olduğu kabile olan Kureyş ufku
letâif : incelikler, güzellikler
levm : kınama, yerme
mağrur : gururlu, kibirli
menba : kaynak
mezâyâ : meziyetler, üstün özellikler
Muallâkat-ı Seb’a : yedi askı; Kur’ân nâzil olmadan önce, meşhur Arap şâirlerinin en beğenilmiş şiirlerinden, Kâbe’nin duvarına asılmış olanları
muaraza : karşı koyma, karşı durma
mürur-u zaman : zamanın geçmesi
mütekebbir : büyüklenen, kibir sahibi
semerât : meyveler, neticeler
sıdk : doğruluk
sükût : susma
şâhid : delil, tanık
şedîdü’ş-şekîme : sert mizaçlı, sert tabiatlı, cesaretli
şehâdet verme : tanıklık etme, delil getirme
tadlil : sapık demek, sapıklığını göstermek
tahaddî : meydan okumak
tahavvül-ü azîm : büyük değişim
tarik : yol
tekerrür : tekrarlanma
temasil-i belâgat : belâgat abideleri
terzil : rezil etme, küçük düşürme
tesfih : sefihlikle itham etme, ahmak ve cahil sayma
tulû etme : doğma
ulûm : ilimler
umera-yı belâgat : belâgat ilminin emirleri, ileri gelenleri
vicdan : kalbe ait hislerin mazharı, aynası
Yükleniyor...