Block title
Block content
Çünkü nâzenin ve nazdar beslediği ve akıl ve kalb gibi cihazatla saadet-i ebediyeye ve âhirette bekà-i daimîye iştiyak hissini verdiği halde onu ebedî idam etmek, ne kadar gadirli bir merhametsizlik; ve onun yalnız dimağına yüzer hikmetler ve faideler taktığı halde onu dirilmemek üzere bütün cihazatını ve binler faideleri bulunan istidadâtını âkıbetsiz bir ölümle faidesiz, neticesiz, hikmetsiz bütün bütün israf etmek, ne derece hilâf-ı hikmet ve binler vaid ve ahidlerini yerine getirmemekle—hâşâ—aczini ve cehlini göstermek, ne kadar o haşmet-i saltanata ve o kemâl-i rububiyete zıttır, her zîşuur anlar. Bunlara kıyasen, inayet ve adâleti tatbik eyle...

İşte, Hâlıkımızdan sorduğumuz âhirete dair sualimize Rahmân, Hakîm, Adl, Kerîm, Hâkim isimleri mezkûr hakikatle cevap veriyorlar; şeksiz, şüphesiz, güneş gibi âhireti ispat ediyorlar.

Hem madem biz gözümüzle görüyoruz, öyle ihâtalı ve azametli bir hafîziyet hükmeder ki, zîhayat herşeyin ve her hâdisenin çok sûretlerini ve gördüğü fıtrî vazifesinin defterini ve esmâ-i İlâhiyeye karşı lisan-ı hal ile tesbihatına dair sahife-i a’mâlini misâlî levhalarda ve çekirdeklerinde ve tohumcuklarında ve Levh-i Mahfuzun nümunecikleri olan kuvâ-yı hafızalarında ve bilhassa insanın dimağındaki pek büyük ve pek küçük kütüphanesi olan kuvve-i hafızasında ve sair maddî ve mânevî in’ikâs âyinelerinde kaydeder, yazdırır, zaptederek muhafaza altına alır.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Altıncı Mes'ele / Sonraki Risale: Sekizinci Mes'elenin bir Hülâsası
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acz : acizlik, güçsüzlük
Adl : sonsuz adalet sahibi, adaletle iş gören, herşeyin hakkını veren Allah
ahid : verilen söz, andlaşma
âhiret : öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat
âkıbetsiz : sonuçsuz, neticesiz
azametli : büyük
bâtıl : doğru olmayan, yalan, yanlış
bekà-i daimîye : devamlı olarak kalma, kalıcı olma
cehl : cahillik, bilgisizlik
cihazat : cihazlar, organlar
cihet-i imkân : mümkün olma yönü
daire-i imkân : varlığı da yokluğu da eşit olan daire, kâinat
dimağ : akıl, bilinç, beyin
ebedî : sonu olmayan, sonsuz
esmâ-i İlâhiye : Allah’ın isimleri
fıtrî : doğal, yaratılıştan gelen
gadirli : zulümlü
hafiziyet : koruyuculuk
hakikat : doğru, gerçek
Hakîm : herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah
Hâlık : her şeyi yaratan Allah
hâşâ : asla, kesinlikle öyle değil
haşmet : ihtişam, görkem
haşmet-i saltanat : sultanlığın haşmeti, ihtişamı
haşr : insanların öldükten sonra tekrar diriltilip muhakeme için Allah’ın huzurunda toplanması
hikmet : fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
hilâf-ı hikmet : hikmete zıt
idam etmek : yok etmek
ihâtalı : kuşatıcı, kapsamlı
inayet : bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan nizam, düzenlilik
istidadât : kàbiliyetler, yetenekler
iştiyak : arzu, istek
kemâlât-ı rububiyet : rablığın, ilâhî terbiyenin mükemmellik ve kusursuzluğu
Kerîm : ikram sahibi; sonsuz cömertlik ve ikram sahibi olan Allah
kuvve-i hafıza : hafıza duygusu, bellek
lekedar : lekeli
Levh-i Mahfuz : herşeyin bütün ayrıntılarıyla yazıldığı kader levhası, Allah’ın ilminin bir adı
lisan-ı hal : hal dili
mezkûr : anılan, sözü geçen
misâlî levha : içlerinde herşeyin fotoğrafının kaydedildiği levha
muhal : imkânsız, akıl dışı
mümteni : imkânsız
nazdar : nazlı, cilveli
nâzenin : ince, narin, duyarlı
Rahmân : rahmeti sonsuz, yarattıklarını esirgeyip koruyan, şefkat eden ve rızıklandıran Allah
saadet-i ebediye : sonsuz mutluluk
sahife-i a’mâl : iş ve davranışların yazıldığı sahife
saltanat-ı sermediye : sonsuz saltanat
sukut etmek : düşmek, alçalmak
tatbik eylemek : uygulamak
tesbihat : Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma
vaid : korkutma, tehdit etme
zîhayat : canlı, hayat sahibi
zîşuur : şuur sahibi, bilinçli
Yükleniyor...