Block title
Block content
bütün şerefi ve mânevî ganimeti o dostuna verip, orduyu şerefsiz bırakıyor. Hakikat ise, müsbet şeyler, haseneler, iyilikler cemaate, orduya tevzi edilir ve menfîler ve tahribat ve kusurlar başa verilir. Çünkü birşeyin vücudu, bütün şeraitin ve erkânının vücudu ile olur ki, kumandan yalnız bir şarttır. Ve o şeyin ademi ve bozulması ise, bir şartın ademiyle ve bir rüknün bozulmasıyle olur, mahvolur, bozulur. O fenalık başa ve reise verilebilir. İyilikler ve haseneler, ekseriyetle müsbet ve vücudîdir. Başlar sahip çıkamazlar. Fenalıklar ve kusurlar, ademîdir ve tahribîdir. Reisler mes’ul olurlar. Hak ve hakikat böyle iken, nasıl ki bir aşiret fütuhat yapsa, “Aferin Hasan Ağa”; mağlûp olsa “Aşirete Tuh” diye aşiret tezyif edilse, bütün bütün hakikatin aksine hükmedilir. Aynen öyle de, beni ittiham eden o müddeî bütün bütün hak ve hakikatin aksine bir hatâsıyla, güya adliye namına hükmetti.

Aynen bunun hatası gibi: Eski Harb-i Umumîden biraz evvel, ben Van’da iken, bazı dindar ve müttakî zâtlar yanıma geldiler. Dediler ki: “Bazı kumandanlarda dinsizlik oluyor. Gel, bize iştirak et. Biz bu reislere isyan edeceğiz.”

Ben de dedim: “O fenalıklar ve o dinsizlikler, o gibi kumandanlara mahsustur. Ordu onunla mes’ul olmaz. Bu Osmanlı ordusunda belki yüz bin evliya var. Ben bu orduya karşı kılıç çekmem ve size iştirak etmem.”

O zâtlar benden ayrıldılar, kılıç çektiler; neticesiz Bitlis hâdisesi vücuda geldi. Az zaman sonra, Harb-i Umumî patladı. O ordu, din namına iştirak etti, cihada girdi, o ordudan yüz bin şehidler evliya mertebesine çıkıp beni o dâvamda tasdik edip kanlarıyla velâyet fermanlarını imzaladılar.

Her ne ise... Biraz uzun söylemeye mecbur oldum. Çünkü hiçbir hissiyatla ve hâricî tesiratla müteessir olmamak, mâhiyetinin kat’î bir hassası bulunan adalet hakikatı namına, cüz’î ve hattâ hissiyat ve tarafgirlikle bize ve Risale-i Nur’a karşı müzeyyifâne hareket eden bir müddeiumumînin acîp vaziyeti beni bu uzun ifadeye sevk etti.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Üçüncü Şuâ / Sonraki Risale: Beşinci Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acip : acaip, şaşırtıcı, tuhaf
adem : yokluk
ademî : yokluğa ait
aşiret : birlikte yaşayan, bir soydan gelen insanlar
cihad : mücadele, savaş
cüz’î : küçük, ferdî
ekseriyetle : çoğunlukla
erkân : rükünler, temel unsurlar
evliya : Allah dostları, veliler
fenalık : iyi olmayan şeyler
ferman : emir, buyruk
fütuhat : fetihler, zaferler
ganimet : savaşta düşmandan ele geçirilen mal veya para
güya : sanki
hakikat : gerçek, asıl ve esas
Harb-i Umumî : Dünya Savaşı
hâricî : dışarıya ait, dış ile alâkalı
hasene : sevap, iyilik
hassa : duyular
hissiyat : hisler, duygular
iştirak etmek : katılmak
ittiham eden : suçlayan
kat’i : şüphesiz, kesin
kumandan : komutan
mağlup olma : yenilme
mahiyet : öz nitelik, özellik
mahsus : has, özel
mahv olma : yok olma
menfi : olumsuz, negatif
mertebe : derece, makam
mes’ul : sorumlu
müddeî : iddia sahibi, davacı
müddeiumumî : savcı
müsbet : olumlu, pozitif
müteessir olma : etkilenme, üzülme
müttakî : Allah’tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyan
müzeyyifâne : tezyif ederek, aşağılayarak
namına : adına
reis : başkan
rükün : esas, şart
sevk etme : yöneltme
şehid : Allah yolunda canını feda eden Müslüman
şerâit : şartlar
şeref : yükseklik, yücelik, büyüklük
şerefsiz : onursuz
tahribat : tahripler, yıkıp bozmalar
tahribî : yıkmayla ilgili tahribe ait
tarafgirlik : taraftarlık
tasdik etme : doğrulama, onaylama
tesirat : tesirler, etkiler
tevzi etmek : dağıtmak
tezyif : alay etme, küçük düşürme
velâyet : velilik
vücuda gelmek : gerçekleşmek
vücud : varlık, var oluş
vücudî : varlıkla ilgili
Yükleniyor...