Block title
Block content
Mustafa Gül’ün müdafaasıdır.

Afyon Ağırceza Mahkemesine; Ben gizli bir cemiyete dahil değilim. Zaten Üstadım Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri de öyle bir cemiyet kurmamıştır. Bizlere her zaman Kur’ân hakikatlerinden ders vermiş, siyasetle alâkadar olmamızı şiddetle men etmiştir. Yalnız büyük Üstad Said Nursî Hazretlerinin talebesiyim. Ona ve Risale-i Nur’a bütün ruh u canımla bağlıyım. Risale-i Nur ve Üstadım için bana verilecek her türlü cezaya razıyım. Üstadım eserleriyle, benim imanımı ve âhiret hayatımı kurtarmıştır. Onun gayesi, bütün Müslümanları ve vatandaşlarımızı imansızlıktan kurtarıp saadet-i ebediyeye nail etmektir. Bizlerin siyasî bir maksatla alâkamız olmadığı, bütün mahkemelerde tebeyyün etmiştir. Hakikat böyle olduğu halde, yine haksız ve yersiz olarak mahkemeye sürüklendik. Bundan anlıyoruz ki, bizim tesanüdümüzü kırmak istiyorlar. Bizim tesanüdümüz herhangi bir dünyevî ve siyasî gaye ve işe mâtuf değildir. Yalnız ve yalnız Üstadımız Hazretlerine çok, hem pekçok hürmetkârız. Risale-i Nur’u okuyanlar fevkalâde bir imana ve İslâmiyete ve ahlâk ve kemâlâta sahip oluyorlar.

Üstadımıza çok fazla muhabbet etmemek elimizden gelmiyor. Öyle bir Üstada ve öyle Risale-i Nur şakirtlerine bütün mevcudiyetimle bağlıyım. Bu bağ, idam edilsem dahi çözülmez ve kırılmaz. Ben ve bütün kardeşlerim mâsumuz. Risale-i Nur’un serbest bırakılmasını bütün kuvvetimizle talep ediyoruz. Yüce Üstadımıza ve mâsum Nurcu kardeşlerime kendimle beraber beraat verilmesini talep ediyorum.
Ispartalı
Mustafa Gül
• • •
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Üçüncü Şuâ / Sonraki Risale: Beşinci Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âhiret : öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat
alâkadar : alâkalı, ilgili
beraat verme : temize çıkartma, suçsuz olduğunu ilân etme
cemiyet : dernek, topluluk
dünyevî : dünya ile ilgili
fevkalâde : olağanüstü
hakikat : doğru gerçek, asıl
hazret : saygıdeğer; saygı, hürmet maksadıyla büyüklere verilen ünvan
hürmetkâr : saygılı
kemâlât : olgunluklar, ahlâk ve huy güzellikleri
maksat : amaç, gaye
mâsum : suçsuz
mâtuf : ait, yönelik
men etme : yasaklama, engel olma
mevcudiyet : varlık
muhabbet etme : sevme
müdafaa : savunma
nail etmek : eriştirmek, ulaştırmak
ruh u can : ruh ve can içtenlik
saadet-i ebediye : sonsuz mutluluk
şakirt : öğrenci, talebe
talep etmek : istemek
tebeyyün etmek : belli olmak, anlaşılmak
tesanüd : dayanışma
Yükleniyor...