Block title
Block content
Hem madem herşey geçici ve fânidir ve ölüm ölmüyor ve kabir kapısı kapanmıyor. Ve zahmet ise rahmete kalb oluyor. Elbette biz sabır ve şükürle tevekkül edip sükût ederiz. Zarar ile, icbar ile sükûtumuzu bozdurmak ise, insafa, adalete, gayret-i vataniyeye ve hamiyet-i milliyeye bütün bütün zıttır, muhaliftir.

Hülâsa-i kelâm: Ehl-i hükûmetin ve ehl-i siyasetin ve ehl-i idarenin ve inzibatın ve adliye ve zabıtanın bizimle uğraşacak hiçbir işleri yoktur. Olsa olsa, dünyada hiçbir hükûmetin müdafaa edemediği ve aklı başında hiçbir insanın hoşlanmadığı küfr-ü mutlak ve dehşetli bir tâun-u beşerî ve maddiyunluktan gelen zındıkanın taassubuyla, bir kısım gizli zındıklar şeytanetiyle bazı resmî memurları aldatarak evhamlandırıp, aleyhimize sevk etmek var. Biz de deriz:

Değil böyle bir kaç vehhamı, belki dünyayı aleyhimize sevk etseler, Kur’ân’ın kuvvetiyle, Allah’ın inâyetiyle kaçmayız. O irtidatkâr küfr-ü mutlaka ve o zındıkaya teslim-i silâh etmeyiz!
Said Nursî

• • •
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Birinci Şuâ / Sonraki Risale: On Üçüncü Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

evham : kuruntular, şüpheler
inayet : lütuf, iyilik, yardım
irtidatkâr : dinden çıkmış, inkârcı
küfr-ü mutlak : tam anlamıyla küfür, inkâr, hiçbir kutsal değere inanmama
sevk etmek : göndermek, yönlendirmek
şeytanet : şeytanlık
teslim-i silâh : silâhı teslim etme, mücadeleden vazgeçme
vehham : aşırı derecede vehimli, kuruntulu
zındıka : dinsizlik, inançsızlık
asabiyet-i unsuriye : ırkçılık damarı
asır : yüzyıl
Azlem : çok zulmeden, çok zâlim
bîçare : çaresiz, zavallı
cihet : şekil, yön
dalâlet : hak yoldan ayrılma, sapkınlık, dinsizlik
ehl-i hak : hak ve doğru yolda olan kimseler
ehl-i hükûmet : hükümette olanlar yöneticiler
ehl-i idare : idareciler
ehl-i siyaset : siyasetçiler
eşedd-i istibdadat : baskının en şiddetlisi
eşedd-i zulüm : zulmün en şiddetlisi
fâni : geçici
gaddar : acımasız, çok zulmeden
gayret-i vataniye : vatan için yapılan gayretler
hakikat : gerçek, doğru
hakikî : gerçek
hâlet : durum, hâl
hamiyet-i milliye : millî fedakârlık
harp : savaş
hikmet : sebep, gaye
hissiyat : duygular, hisler
hodgâmlık : bencillik
hülâsa-i kelâm : sözün özü, kısası
icbâr : zorlama
inzibat : âsayiş, düzen
istibdadat-ı askeriye : askerî baskılar
izah : açıklama
kaide-i zâlimâne : zâlimce kural, kaide
kalb olma : dönüşme
kuvvet-i maddiye : maddî kuvvet
küfr-ü mutlak : tam anlamıyla küfür, inkâr, hiçbir kutsal değere inanmama
maddiyunluk : materyalizm; herşeyi madde ile açıklamaya çalışma
mağlup : yenilme
men etme : yasaklama
mezkûr : anılan, sözü geçen
muhalif : aykırı, zıt
mukabele-i bilmisil : misilleme yaparak karşılık verme
mukàbil : karşılık
müdafaa : savunma
müdafaat : savunmalar
namına : adına
neş’et etme : doğma, ortaya çıkma
rahmet : merhamet, şefkat, ihsan
sükût : sessiz kalma, susma
şefkat : içten ve karşılıksız merhamet
taarruz : saldırı
tarafgirlik : taraftarlık
tâun-u beşerî : insanlık hastalığı
tevekkül : Allah’a dayanma ve güvenme
umumî : genel
zayiat : kayıplar
Yükleniyor...