Block title
Block content
Altıncısı: Bu zâtın, ümmîliğiyle beraber, getirdiği hakaik-i kudsiye ve ihtirâ ettiği ulûm-u âliye ve keşfettiği mârifet-i İlâhiyenin dersiyle ve talimiyle mertebe-i ilmiyede en yüksek makama yetişen milyonlar asfiya-yı müdakkikîn ve sıddîkîn-i muhakkikîn ve dâhi hükema-i mü’minîn bu zâtın üssül’esas dâvâsı olan vahdâniyeti kuvvetli burhanlarıyla bil’ittifak ispat ve tasdik ettikleri gibi, bu muallim-i ekberin ve bu üstâd-ı âzamın hakkaniyetine ve sözlerinin hakikat olduğuna ittifakla şehadetleri, gündüz gibi bir hüccet-i risaleti ve sadıkıyetidir. Meselâ, Risale-i Nur, yüz parçasıyla, bu zâtın sadakatının birtek burhanıdır.

Yedincisi: Âl ve Ashâb namında ve nev-i beşerin enbiyadan sonra feraset ve dirayet ve kemâlâtla en meşhuru ve en muhterem ve en namdarı ve en dindar ve keskin nazartaife-i azîmesi, kemâl-i merakla ve gayet dikkat ve nihayet ciddiyetle bu zâtın bütün gizli ve âşikâr hallerini ve fikirlerini ve vaziyetlerini taharrî ve teftiş ve tetkik etmeleri neticesinde, bu zâtın dünyada en sadık ve en yüksek ve en haklı ve hakikatli olduğuna ittifakla ve icmâ ile sarsılmaz tasdikleri ve kuvvetli imanları, güneşin ziyasına delâlet eden gündüz gibi bir delildir diye anladı.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Altıncı Şuâ / Sonraki Risale: Dokuzuncu Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

Âl : Peygamberimizin ailesi ve onun soyundan gelenler
asfiya-yı müdakkikîn : Hz. Peygambere vâris olup onun yolundan giden takvâ sahibi ve gerçekleri tam olarak araştıran, delilleriyle isbat eden büyük velîler
Ashâb : Sahabiler, Peygamberimizi dünya gözüyle görüp, onun yolundan giden Müslümanlar
âşikâr : ap açık
aynelyakin : gözlem ve müşahedeye dayanarak, şüpheye yer bırakmayacak şekilde kesin bilme
bil’ittifak : ittifakla, birleşerek
burhan : kesin delil, kanıt
delâlet etmek : delil olmak, işaret etmek
derece-i hakkaniyet : doğruluk derecesi
enbiya : nebiler, peygamberler
ferâset : çabuk sezme ve anlama kàbiliyeti
hakaik-ı kudsiye : mukaddes, yüce hakikatler
hakikat : doğru, gerçek
hakkalyakin : bizzat yaşamak suretiyle, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kesin bilme
hakkaniyet : doğruluk, gerçekçilik
hüccet-i risalet : peygamberlik delili
hükema-i mü’minîn : Müslüman âlimler, iman etmiş ilim adamları
icad : var etme, yaratma
icmâ : fikir birliği
ihtirâ etmek : yeni bir şey meydana getirme
ilmelyakin : ilmî ve sağlam delillere dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak derecede kesin bilme
itikad : inanma, inanç
ittifak : birleşme, birlik
kemâlât : mükemmellikler, kusursuzluklar
kemâl-i merak : tam bir merak
keşfetmek : gizli bir şeyi açığa çıkarmak
marifet-i İlâhiye : Allah’ı tanıma ve bilme
mertebe-i ilmiye : ilim mertebesi, derecesi
muallim-i ekber : en büyük öğretmen; Peygamber Efendimiz (a.s.m)
nam : ad
namdar : şan ve şöhret sahibi
nazar : bakış, düşünce
nev-i beşer : insanlar, insanlık
nihayet : son
nur-u iman : iman nuru, ışığı
sadâkat : doğruluk
sadık : doğru
sadıkıyet : doğruluk
sıddîkîn-i muhakkikîn : daima doğruluk üzere ve Allah’a ve peygambere sadakatte en ileride olan, hakikatleri delilleriyle bilen büyük araştırmacı âlimler
suret : biçim, şekil
şehadet : şahitlik, tanıklık
taharrî : araştırma, inceleme
taife-i azîme : büyük topluluk, gurup
talim : öğretme, eğitme
tasdik etmek : doğrulamak, onaylamak
tasvir : şekil ve suret verme
tedbir : çekip çevirme, idare etme
temâşâgâh : seyir yeri
tertip etmek : düzenlemek, düzene koymak
tetkik etmek : incelemek, derinliğine araştırmak
ulûm-u âliye : yüksek ilimler
ümmîlik : okuma yazma bilmeme
üssü’l-esas : temel esas
üstad-ı âzam : en büyük üstad; Peygamber Efendimiz (a.s.m)
vahdâniyet : Allah’ın bir ve benzersiz oluşu ve ortağının bulunmayışı
ziya : ışık, parlaklık
Yükleniyor...