Block title
Block content
Evet, bir kelâm, “Kimden gelmiş ve kime gelmiş ve ne için?” denilmesiyle kıymeti ve ulviyeti ve belâğati tezahür etmesi noktasından, Kur’ân’ın misli olamaz ve ona yetişilemez. Çünkü, Kur’ân, bütün âlemlerin Rabbi ve Hâlıkının hitabı ve konuşması; ve hiçbir cihette taklidi ve tasannuu ihsas edecek bir emare bulunmayan bir mukâlemesi; ve bütün insanların, belki bütün mahlûkatın namına meb’us ve nev-i beşerin en meşhur ve namdar muhatabı bulunan ve o muhatabın kuvvet ve vüs’at-i imanı koca İslâmiyeti tereşşuh edip sahibini Kab-ı Kavseyn makamına çıkararak muhatab-ı Samedâniyeye mazhariyetle nüzul eden; ve saadet-i dâreyne dair ve hilkat-i kâinatın neticelerine ve ondaki Rabbânî maksatlara ait mesâili ve o muhatabın bütün hakaik-i İslâmiyeyi taşıyan en yüksek ve en geniş olan imanını beyan ve izah eden; ve koca kâinatın bir harita, bir saat, bir hane gibi her tarafını gösterip, çevirip, onları yapan San’atkârı tavrıyla ifade ve talim eden Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyanın elbette mislini getirmek mümkün değildir ve derece-i i’câzına yetişilmez.

Hem, Kur’ân’ı tefsir eden ve bir kısmı otuz-kırk, hattâ yetmiş cilt olarak birer tefsir yazan yüksek zekâlı müdakkik binlerle mütefennin ulemanın senetleri ve delilleriyle beyan ettikleri Kur’ân’daki hadsiz meziyetleri ve nükteleri ve hâsiyetleri ve sırları ve âli mânaları ve umûr-u gaybiyenin her nev’inden kesretli, gaybî ihbarları izhar ve ispat etmeleri...
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Altıncı Şuâ / Sonraki Risale: Dokuzuncu Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âcizâne : âciz bir şekilde
âli : yüksek, yüce
belâğat : sözün düzgün, kusursuz, halin ve makamın icabına göre yerinde söylenmesi
beyan : açıklama, anlatım
cihet : şekil, yön
derece-i i’caz : mu’cizelik derecesi
emare : belirti, işaret
fevkinde : üstünde
hadsiz : sınırsız
hakaik-ı İslâmiye : İslâmın gerçekleri, esasları
Hâlık : yaratıcı, herşeyi yaratan Allah
hâsiyet : özellik, hususiyet
hilkat-i kâinat : kâinatın yaratılışı
ihsas etmek : hissettirmek
izah etmek : açıklamak
Kab-ı Kavseyn : Cenâb-ı Hakka en yakın olan makam; Peygamberimiz Miracda bu makamda bizzat Cenâb-ı Hak ile görüşmüştür
kâinat : evren, bütün yaratılmışlar
kelâm : ifade, söz
kesretli : çok sayıda
Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan : açıklamalarıyla ve anlatımıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân
mahlûkat : yaratılmışlar
mazhariyet : erişme, nail olma
meb’us : gönderilmiş, görevli
mesâil : meseleler
meziyet : üstün özellik
misl : benzer
mu’cize : Allah tarafından gönderilen, bir benzerini yapma hususunda başkalarını âciz ve hayrette bırakan olağanüstü şey
muhâtab : hitap edilen, kendisine karşı konuşulan
muhatab-ı Samedâniye : her şeyin Kendine muhtaç olduğu, fakat Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah’ın muhatabı
muhatap : kendisine karşı konuşulan
mukâleme : konuşma
müdakkik : dikkatli bir şekilde araştıran
mütefennin : bilgili, sanatkâr, fen ilimlerine sahip
nam : ad
namdar : şan ve şöhret sahibi
nev’i : çeşit, tür
nev-i beşer : insanlar, insanlık
nükte : ince ve anlamlı söz
nüzul etmek : inmek
Rab : herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah
Rabbânî : Rab olan Allah’a ait
saadet-i dareyn : dünya ve âhiret mutluluğu
San’atkâr : herşeyi san’atlı ve mükemmel bir şekilde yaratan Allah
senet : delil, belge
sükût : sessiz kalma, susma
takât-i beşer : insan gücü
talim etmek : öğretmek
tasannu : yapmacık hareket, zorla birşeyi iyi göstermeye çalışma
tefsir etmek : açıklamak, yorumlamak
tereşşuh etmek : sızmak, damlamak
tezahür etmek : görünmek, ortaya çıkmak
ulema : âlimler
ulviyet : yücelik
umûr-u gaybiye : gayb âlemine ait işler
vüs’at-i iman : iman genişliği, büyüklüğü
Yükleniyor...